Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
868
 

Sadece sevdim...

Sadece sevdim...
 

Görsel www.resimler.tv'den alınmıştır.


Öfke kusuyordu Kemal çalıştığı iş yerinde. Hiç toleransı yoktu hataya. O nedenle yanında çalışanlar da çok tedirgindi. Hata yapmamaya gayret ediyorlardı. Ne kadar çaba harcasalar da bazen hata kaçınılmaz oluyordu. İşte bu da öyle bir gündü. Affetmedi ve işten uzaklaştırıverdi hata yapan personelini.

Kemal, ODTÜ de mühendislik okumuş  ve Türkiye'nin önemli otomotiv şirketlerinden birinde müdürlük yapmaktaydı. Kırk yaşlarında, esmer, kara kaşlı, kara gözlü, atletik yapılı yakışıklı ve müzmin bekarlardandı. Çevresinde birçok alımlı ve eğitimli kızlar olmasına rağmen, bir türlü evliliğe sıcak bakamıyordu. Kadınlarla arası da iyiydi aslında. Ne oluyorsa oluyor bir noktadan sonra büyü bozuluyor ve ilişkisini bitiriyordu.

O gün personelini işten çıkarma kararının ardından odasında yalnız başına oturuyordu. Kapı çaldı, gelen sekreterdi, bir zarf uzattı kendisine. Zarfı açtı Kemal, bu bir konferans için davetiyeydi. Konferansın konusu "Kadına Şiddet" ti. Kendi kendine söylendi Kemal; "Şu kadınların da hiç işi yok, tutturmuşlar şiddet diye, daha ne istiyorlar ki anlamıyorum?"...Evirdi çevirdi davetiyeyi, bir müddet sonra sekretere uzattı, katılacağım dedi, bana hatırlatın...

Pırıl pırıl bir nisan sabahına açtı gözlerini Gülen. Heyecanla hazırlanıyordu. İlk değildi ama, bir konferansta yine konuşmacı olarak yer alacaktı. Günler öncesinden titiz bir çalışmayla hazırlamıştı konuşma metnini...Tam kapıdan çıkacakken durdu, her şeyi tekrar gözden geçirdi, tamamdı, artık gidebilirim diye düşündü ve çıktı evden uçarcasına.

Gülen otuzsekiz yaşında, sarışın, mavi gözlü, alımlı bir kadındı. Özel bir Üniversitede öğretim görevlisiydi. Evli ve bir çocuğu vardı. Eşi ise bir avukattı...

Konferans saatinde tüm konuklar salondaki yerlerini almıştı. Kemal de en ön sıradaki yerinde oturuyordu. Yapılan bir anonsla Gülen konukların karşısındaydı. Anlattı uzun uzun kadına şiddeti. Yasaların etkisizliğinden bahsetti, yeni ve etkili yasalara ihtiyaç olduğunu söyledi, kadınların nasıl zor şartlarda yaşamak zorunda kaldığını, kader diye sineye çekilen bu şartların mutlaka iyileştirilmesi gerektiğini, kadınların da insanca yaşamaya haklarının olduğunu söyledi.

Kemal ilgiyle dinliyordu Gülen'i. Konferansın sonunda aniden bir soru yöneltti. " Hanımefendi, kadın hakları diyorsunuz, şiddetle savunuyorsunuz, siz hiç eşinizden şiddet gördünüz mü?"...Gülen şaşırmıştı. Bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra toparladı kendini ve sadece hayır dedi, öfkesini gizleyerek.

Yorucu geçen bir günün ardından evindeydi. Duşunu alıp hemen mutfağa girdi. Yemek hazırlamalıydı. Eşi her zaman ev yemeği istiyordu. Halbuki maddi durumları iyiydi, isteseler dışarıda pekala yiyebilirlerdi ama eşi böyle olmasını istiyordu. Sonra biricik kızı, o da okuldan gelmek üzereydi. Hızlı bir şekilde yemekleri hazırladı, sofrayı kurmaya başladı. Önce kızı, sonrasında ise eşi eve geldi. Birlikte sofraya oturup, sessizce yemeklerini yediler. Zaten fazla konuşmuyorlardı. Arada sırada kızlarıyla ilgili konularda konuşuyorlardı.

Yemekten sonra Gülen bir kitap alıp okumaya başladı, eşi de televizyonda bir film izliyordu. Kızları da uyumuştu. Bir müddet sonra eşi "Hadi yatalım" dedi. Yıllardır bu komuta alışmış olan Gülen, itiraz etmeden yerinden kalktı ve yatak odasına gitti. Az sonra eşi de gelmişti. Eşini görür görmez bir titreme alıyordu Gülen'i, korkuyordu. Eşi bir anda tutup yatağa fırlatmıştı yine Gülen'i hoyratça. Kasılıyordu Gülen, ağlayamıyordu bile. Eşi, iplerini kopartmış bir hayvan gibi saldırıyordu. Canımı yakma dedikçe, o daha da şiddeti artırıyordu. Sonunda külçe gibi yığıldı yanına Gülen’in...

Gülen perişan bir halde diğer odaya geçti. Aynanın karşısında haline baktı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bu durumdan nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Defalarca konuşmaya çalışsa da eşi onu suçlayarak susturmuştu. Duşunu alıp yatağına uzandı. Gözleri tavana dikili kalmıştı, uyuyamıyordu. Birden aklına Kemal geldi. Ne münasebetsiz bir adamdı öyle, pat diye böyle soru sorulur muydu?.. Sonra acı acı gülümsedi. Yalan da değil diye düşündü. Ben de eşimden şiddet görüyorum, hem duygusal, hem de cinsel şiddet...

Sabah uyandığında gözleri şişmiş haldeydi. Eşi hiç ilgilenmedi onunla. Sessiz bir kahvaltının ardından kızını okula, eşini işine uğurladı. Sonrasında da kendi hazırlanıp işine koştu. Onu tek mutlu eden kızı ve işiydi hayatında.

Öğleden sonra sürpriz bir misafiri geldi Gülen'in. Elinde bir buket kırmızı gülle gelen Kemal'den başkası değildi. Özür diliyorum diye söze başladı Kemal. Böylesine  bir soruyu sormuş olmanın mahcubiyetini taşıyorum, beni affederseniz bu ağır yükün altında ezilmekten kurtulabilirim belki. Gülen şaşırdı, ne diyeceğini bilemedi bir an ve pekala sizi affediyorum dedi, bu sizi rahatlatacaksa. Kemal çok mutlu oldu ve onu bir kahve içmeye götürmek istediğini söyledi. Nazikçe geri çevirdi Gülen.

Ancak Kemal kararlıydı. Mutlaka Gülen'le birlikte zaman geçirmeliydi. Bu kadında farklı bir ışık vardı sanki. Bıkmadı, defalarca ziyaretine gitti. Bu gidip gelmeler, aralarındaki ilk soğuk dakikaların yerini bir meltem esintisine bırakmıştı. Sonunda kabul etti Gülen, sadece bir kahve dedi, fazla zamanım yok. Havalara uçuyordu Kemal, tamam, anlaştık dedi. Deniz sahilinde bir kafeye gittiler. Bir saat kadar oturup, kahvelerini içip sohbet ettiler.

Derken buluşmaları sıklaşmaya başladı. Gülen artık eşiyle daha fazla evli kalmaması gerektiğinin farkına varmıştı.  Boşanma isteğini söyledi, aralarında huzursuz geçen günlerin ardından nihayet anlaşmalı olarak boşandılar. Gülen çok mutlu olmuştu, Kemal'e müjdeyi vermek için telefonla aradı. Heyecandan sesi titriyordu. Boşandım dedi, artık özgürüm. Yaaa dedi Kemal, ses tonunda farklılık vardı. Gülen sevincinden bu ayrıntıyı farkedemedi. İş çıkışı buluşalım dedi. Kemal bir iş için il dışına çıkacağını ve bir hafta gelmeyeceğini söyledi. Bir burukluk hissetti Gülen ama neticede bir iş içindi, katlanmalıyım diye düşündü ...

Bir hafta bitmek bilmedi. Nihayet beklediği telefon geldi. Kemaldi arayan. Çok özlediğini belirtiyordu. Döndüğü günün ertesinde akşam yemeği için bir restaurantda rezervasyon yaptırmıştı Kemal, buluştular. Yemek süresince büyülenmiş gibi bakıyordu Gülen'in deniz gözlerine Kemal. Nihayet yemek sonunda kalktılar. Kemal bana gidelim mi diye sordu. Gülen bir an tereddüt etti ama sonunda peki dedi. Evde birer kadeh daha şarap içtiler. İkisi de şarabın etkisiyle biraz sarhoş olmuş gibiydiler. O geceyi birlikte geçirdiler. Kemal gece boyunca en güzel sevgi sözcüklerini fısıldıyordu Gülen'in kulağına. Gülen adeta bir mutluluk deryasında yüzüyordu. Seviyorum bu adamı dedi kendi kendine, sonra döndü ve Kemal'e sarıldı sevdiğini haykırarak. Öylece uyudular sabaha kadar. Güneşin ilk ışıkları pencereye vurduğunda  Gülen açtı gözlerini. Kemal kalkmış ve bir sigara yakmıştı pencerenin önünde, düşünceliydi. Günaydın dedi gülen, kalkıp yatağından yanına geldi Kemal'in ve öpmek için uzandığında aniden ittirdi onu Kemal. Şaşırmıştı Gülen, ne oldu dedi sorun nedir? Hemen giyin ve git buradan dedi. Neden diye ısrarla sordu, bir hata mı yaptım diye yineledi Gülen. Kemalin dudaklarından ıslık gibi bir sesle söyledikleri şaşkına çevirdi Gülen'i..."Sen de tüm kadınlar gibisin, benim için eşini bıraktın, kim bilir kim için beni bırakacaksın?"...Gülen duydukları karşısında şaşırdı, başının döndüğünü hissetti bir an. Bu bir şaka mıydı?...Kemal’in bakışlarından bunun bir şaka olmadığını anladı kısa zamanda. Anlatmaya çabaladıysa da durumun öyle olmadığını ikna edemedi bir türlü ve giyinip çıktı evden çaresiz, gözyaşları içerisinde…

Kemal yaralıydı aslında. Yıllar önce deli gibi sevdiği, taptığı kadın onu bir anda terk etmişti. Bu olaydan sonra kadınlara karşı bir güvensizlik duyuyordu. ..

Müteaddit defalar aradıysa da Gülen, telefonunu açmamakta ısrar etti Kemal. Bu olayın üzerinden on gün geçmişti. Kemal'in işyerinde bir ziyaretçisi vardı. Gülen'in samimi arkadaşı Leyla'ydı gelen. Hiç konuşmadan bir zarf uzattı Leyla. Kemal zarfı açtı ve okumaya başladı. Mektupta "Kemal, bana yapmış olduğun suçlama karşısında kendimi savunacak değilim. Buna gücüm de yok, zamanım da. Ancak senin için endişeleniyorum. Sağlıklı düşünemiyorsun ve bu seni olmadığın bir kimliğe büründürüyor. Lütfen bir uzmandan yardım al, ben sadece sevdim" diyordu Gülen...

Mektuptan başını kaldırdığında Leyla'yı göremedi, gitmişti...Gözlerindeki yaşları silip kendini toparlamaya çalıştı Kemal. İş çıkışında doğru evine gitti, bir duş aldı, yemeğini yedi ve Gülenle birlikte olduğu yatağına uzandı. Hala sanki Gülen'in kokusu vardı yastığında. Sımsıkı sarılıp yastığa uyuyakaldı.

Günün ilk ışıklarıyla uyandı, traşını olup duşunu aldı.İtinayla giyinip çıktı evden. İşyerini arayıp öğlene kadar gelemeyeceğini bildirdi. Sürpriz yapmak istiyordu Gülen'e. Af dileyecek ve onunla kahvaltıya gelmesini rica edecekti. 

Gülen'in iş yerine geldiğinde heyecandan terlediğini hissetti. Odasının önünde durdu bir an kendine çeki düzen verdi. Tam kapıyı çalacaktı ki geldiğini gören Leyla seslendi; "Dur Kemal, Gülen orada değil" dedi. Öyle mi dedi Kemal, nerede, beni ona götür lütfen, ona haksızlık ettim,  af dileyeceğim, umarım beni affeder dedi Kemal. Leyla, peki o zaman gel benimle dedi, birlikte çıktılar Leyla'nın arabasıyla. Nereye gidiyoruz dedi Kemal, Leyla sabırlı olmasını söyledi ve yola devam ettiler tek kelime konuşmadan.

Hayli yol aldıktan sonra Leyla'nın geldik sesiyle irkildi Kemal. Ne demek bu dedi, bir şaka mı bu Leyla, Gülen nerde, bizim ne işimiz var bu mezarlıkta. Leyla'nın gözleri dolmuştu. Kemal dedi, dün sana geldiğimde onun son arzusunu yerine getirmiştim. Üç gün önce intihar etmiş ve o mektubu sana vermemi isteyen bir notla yanıbaşında bulmuşlar, o seni çok sevmişti, üzgünüm dedi. Kemal şaşkın bir halde etrafına bakınıyordu. Nice sonra katıla katıla ağlamaya başladı Gülen'in mezarına kapanıp. Affet diyordu, ne olur beni affet...Kendime dahi itiraf etmeye korktum ama inan bana ben de seni çok sevdim...19 Mart 2012

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzeldi sevgili Ayşegül hanımcığım.Kadına şiddet deyince,sadece eğitimsiz kadınların yediği dayaklar aklına gelir insanların.Ama öyle değil işte.Bizim eğitimli dediğimiz pek çok erkeğin,aslında içlerinde ne ilkellikler taşıdığını pek acı bir şekilde öğrendim ben,tuttuğum nöbetlerde.Eğitimli pek çok kadın,kendine yakıştıramayıp utandığı için,yaşadığı her türlü şiddeti saklama eğiliminde.Bu da şiddet gösteren erkekleri daha da cesaretlendiriyor tabii ki.Psikolojik şiddeti kimse pek bilmiyor ya da bilenler bile ciddiye almıyor ne yazık ki.Bir de bunun yanında,kadınlara iş yerlerinde uygulanan mobbingler var ki,anlatmaya zaman yetmez.Bu da ayrı çeşit bir şiddet.Bu ülkede insan olmak zor, kadın olmak ise,çok çok çok zor.Yüreğinize sağlık.Sevgilerimi gönderdim yüreğimden,selamlarımla beraber...

fisun gökduman kökcü 
 21.05.2018 12:15
Cevap :
Maalesef kadın olmak çok zor. Her alanda şiddetin çeşitleriyle karşılaşmak mümkün. Çalışan kadınların iş yerlerinde uğradıkları mobbingi anlatmak mümkün değil. İşinden olma korkusuyla psikolojisi bozulan nice kadınlar var hayatı zehredilen. Şiddet deyince akla hemen dayak geliyor toplumumuzda. Oysa değindiğiniz gibi nice türleri var yaşanılan, yaşatılan. Kadınlar hep susmak zorunda kalıyor utancından, toplum baskısından. Sonuçta da önlenemiyor işte bu şiddet olayları. Erkek egemen toplumda şiddetle mücadele de ne yazık ki sekteye uğruyor...Siz de ne çok olayla yüz yüze kalmışsınızdır eminim göreviniz gereği... Çok acı yaşanılanlar. Umarım bir hal çaresi bulunabilir. Tamamen bitirilemese de en alt seviyeye indirilebilir, umarım...Çok teşekkür ediyorum Fisun Hanımcığım bu değerli yorumunuza...Selamlar, mutlu kalın...  21.05.2018 22:26
 

Ayşegül hanım uzun zamandır ben bir satır yazmadım g mail adresime güncelerinizden haberdar oluyorum. Bu yazdığınızın hikaye ediliş kurgusu kısa da olsa okuyucuya bir fikir veriyor herhalde, aşk ve drama temalı yazıları başlarken veya ele alıken yazarda cesaret önemli bir duygudur.Hikayenizde bu duyguyu sezinledim, bende de varım diyorsunuz.Selam ve sevgiler

Ali Emir KARAALİ 
 04.04.2012 18:30
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum A.Emir Bey, içimden geldiği gibi yazmaya çalışıyorum işte. Beğeniliyorsa ne mutlu bana...Cesaret veren yorumunuz için sağolun...Selamlar, mutlu kalın...  04.04.2012 23:33
 

Çok güzeldi Ayşegül Hanım. Ama sadece öykü olarak tabii, yoksa içerikte olan biten, hiç güzel değildi, Acıttı içimizi, yaktı, burktu, kavurdu. Sadece bir kurgu, bir öykü bile olsa, bütün insanların kendi payına bir ders çıkarması gereken bir hikayeydi bence... Değer mi insanların insanları üzmesine.. Yani değdi mi işte, değer miydi, yazık değil mi... Üffff neyse, üzenler düşünsün. Kalpsiz, vicdansız insansılar düşünsün. Anlatımınız ise harikaydı tabii, tebrik ediyorum.

Filiz Alev 
 30.03.2012 18:50
Cevap :
Teşekkür ediyorum Filiz Hanım....:) Evet, neden birbirimizi üzüp duruyoruz ben de anlamıyorum. Bu da insan olmanın en berbat yüzü olsa gerek. Son pişmanlık fayda vermiyor ne yazık ki... Selamlar, mutlu kalın...  02.04.2012 18:34
 

Merhaba, öykü bile olsa ODTÜ'de okumak bu günlerde suç. Bir orası kaldı yıkılmayan kale(!)Selamlar...

Mesut KARİP 
 27.03.2012 16:19
Cevap :
Merhaba Mesut Bey...Şimdi şu bizim Kemal'le ne bağlantın var diye beni de sorguya alırlar mı acaba?...:))) Selamlar, mutlu kalın...  27.03.2012 22:59
 
 
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 3984
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1394
Kayıt tarihi
: 20.11.10
 
 

Bir Kamu Kurumundan emekliyim. Bloğumda; yaşadıklarımı, çevremde gözlemlediğim olaylar ile kendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster