Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1507
 

Salih Hoca'mın anıları

Bugün sizlere bir hocamın anılarını aktarmaya başlayacağız. Tokat Anadolu Lisesi’nde iken öğretmenliği ve idareciliği ile önümüzde rehber olmuş <ı>Salih Aktaş hocamızın anılarına yer vereceğiz. Bilhassa Tokat Anadolu Lisesi camiası ve mezunlarının gönül kapılarından içeriye girmeyi başarabilmiş değerli hocamızın <ı>“DİKKAT BU KİTAPTAKİ BÜTÜN OLAYLAR TAMAMİYLE GERÇEKTİR VE YAŞANMIŞTIR. SADECE İSİMLER DEĞİŞTİRİLMİŞTİR.”hatırlatmasını yaptığı anılarının büyük bir zevkle okunacağı temennisi ile sizleri ilk anısı ile baş başa bırakıyoruz. Salih hocamın özgeçmişi… <ı>SALİH AKTAŞ KİMDİR? <ı>18.05.1956 tarihinde Tokat ilinde doğdu. İlk, orta, lise öğrenimini Tokat’ta, üniversite eğitimini Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Almanca bölümünde yaptı. 01.09.1977 yılında Zile Endüstri Meslek Lisesi’nde başladığı öğretmenlik hayatı, 1981 yılında Tokat Cumhuriyet Lisesi’nde, 1986 yılından 2008 yılına kadar Tokat Anadolu Lisesi’nde müdür yardımcısı olarak devam etti. 2008 yılında 30 senelik öğretmenlik hayatına emeklilikle nokta koydu. Fakat meslek aşkı hiç bir zaman bitmemiştir. Gençlerimize bir şeyler verme adına tekrardan Final Dersanesi’nde dershane müdürü olarak devam etmekte. Evli ve iki çocuk babasıdır.

<ı>“EĞİTİM ŞART- NO CEZA!

<ı>Bu kitabı (-anıları-) eğitim ve öğretim konularına dikkat çekebilmek için ve tecrübe birikimlerimin belki bazı genç arkadaşlara yardımı olur amacıyla yazdım. Cezayla her şeyin düzeltilemeyeceğini gördüğüm için iletişimsizliğin, çözümsüzlüğün başlangıcı olduğunu yüzlerce kez yaşadığım için, gençlerin ne kadar boşlukta ve çaresiz olduklarını anladığım, onlarla hiçbir sorun yaşamadığım ve ben de eskiden DELİKANLI olduğum için yazdım. Konuşmayla neler halledilmiyor ki neler... Umarım aile büyüklerine, öğretmenlere ve çocuğu olan herkese bir tutamlık tuz misali yardımım olur. <ı>SALİH AKTAŞ (1957-?)

KUSURA BAKMA!

1996 Eğitim ve Öğretim yılında Ramazan ayındayız, öğle arası odamda otururken, bir kız öğrenci saçları dağılmış, korkudan bembeyaz olmuş yüzüyle, telaş içersinde geldi ve bana: - ”Hocam, ne yapacağımı bilmiyorum, 11.sınıflardan uzun boylu, zayıfça bir öğrenci geldi ve boğazıma bıçak dayayarak cebimdeki 60 milyon liramı aldı.” dedi. Durum çok kötüydü, Tokat Anadolu Lisesi tarihinde ne böyle bir şey olmuş ne de böyle bir şey duyulmuştu. Öğrenci Derya’ya: - “Bunu yapanı, okul albümünü göstersem tanır mısın?” diye sordum; çocuk: -“Tabi ki Hocam, boğazıma bıçak dayayan birini nasıl tanımam?.” dedi. Okul albümüne baktı, 11. sınıf öğrencilerinden Fazlı’yı göstererek: ”Bu yaptı, Hocam…” dedi. Onun cevabı beni hayretler içersinde bıraktı, çünkü bu öğrenci birkaç gün önce, bir cüzdan bulup bana getirmişti, üstelik cüzdan okul dışından birinin ve yine üstelik içinde hayli bir para olan cüzdan. Fazlı cüzdanın içine bile bakmamıştı. Ben cüzdanın içindeki kimlikten cüzdan sahibini buldum, bu cüzdan sahibi de çocuğa ödül olarak bir miktar para vermek istedi ama bu çocuk ihtiyaç sahibi olmasına rağmen, bu teklifi geri çevirmişti. Bu çocuk şu anda İnşaat mühendisi olarak çalışmaktadır. Neyse biz olayımıza geri dönelim. Ben Derya’ya: - ”Bu çocuğun böyle bir şey yapması imkansız, sen öğleden sonra, 11. sınıfları şöyle bir dolaş, bu öğrenciyi görürsen, tanırsan derhal bana haber ver.” diyerek gönderdim. Derya 5. dersin başlamasıyla, koşarak yanıma geldi ve: - “Hocam, ben öğrenciyi tespit ettim, 11 TM’den Özkan…“ dedi. Öğrencinin bu tespiti de beni ikna edemedi. Çünkü bu öğrenci gerçekten çok zengin bir ailenin çocuğu… babası Almanya’da işçi… üstelik de bu çocuk okulun en iyi niyetli, merhametli bir öğrencisi. Ben öğrenciye: - ”Kızım, bu öğrenciyi ben çok iyi tanıyorum, bunun böyle bir şeyi yapması imkansız.” dememe rağmen, kız öğrenci: -”Hocam, niçin bana inanmıyorsunuz, bana inanmanız için boğazımın kesilmesi mi lazım, ben şimdi gideceğim ve babamı okula getireceğim.” diyerek ağlamaya başladı. Ben mecburen Özkan’ı nöbetçi öğrenciyle idareye çağırtmak zorunda kaldım. Özkan’a, kızı dışarı çıkarttıktan sonra: - ”Özkan, kız öğrencinin biri, senin onun boğazına bıçak dayadığını, bütün parasına el koyduğunu ifade etti, ama ben kesinlikle bu duruma inanmadım, ama yine de seni usulen çağırtmam lazımdı, bu konuda ne diyeceksin?” diye sordum. Özkan bir anda bitik bir tavırla: - ”Hocam, buna nasıl inanırsınız?” dedi ve çekti gitti. Ben kız öğrenciyi yeniden odaya çağırdım. Olay tam bir çıkmaza girmişti. Yeniden sordum: - ”Kızım, senin bu şikayetinle, belki de bu öğrenci çok büyük sıkıntılara girecek, Bu öğrencinin yaptığından emin misin?” - “Kesinlikle eminim, öğretmenim.” diye cevap verince, ben yeniden Özkan’ı çağırttım. Bu sefer de Özkan okulu terk etmişti. Bu sırada zil çaldı. Herkes evine gitti. Ertesi günü Özkan, dedesiyle okula geldi, rengi bembeyazdı, sürekli yere bakıyordu ve bana karşı tek kelime dahi etmedi. Yanında bulunan ak saçlı, siyah sakallı, ihtiyar olmasına rağmen dinç görünen dedesi bana: - ”Hocam, bu çocuğu bu hale sokacak ne oldu?” dedi. Ben durumu olduğu gibi anlattım ve: - ”Size böyle bir öğrenci gelse, Özkan benim boynuma bıçak dayadı, cebimdeki bütün paraları aldı dese, ne yapardınız?” dedim. Dedesi bir an sessiz kaldı ve sonra… - “Haklısınız ama Hocam, dün akşam bu çocuk iftar yemeğini yemedi ve sahura da kalkmadı, şimdi aç, aç oruç tutuyor.” deyince boğazıma bir yumruk tıkandı, bütün bedenimi bir pişmanlık kapladı. Bunun üzerine olayı çözmek için Derya’nın adına bir tasdikname kestim ve Derya’yı yeniden odama çağırdım, sert bir sesle: - “Senin yüzünden melek gibi bir öğrencimi üzdüm, bu olayı onun yapmadığını biliyorum, bu olayı sen tezgahladın, elimde delillerim var, iftiradan dolayı senin tasdiknameni de kestim, işte tasdiknamen, şimdi istersen doğruyu söyle, istersen de tasdiknameni al, okuldan git!” dedim. Bunun üzerine kız öğrenci: - ”Hocam, aslında böyle bir olay yok, ama mecbur kaldığım için bu yalanı uydurdum.” dedi. Ben bunun üzerine öyle sinirlendim ki anlatamam ve kız öğrenciye bu olayı niçin planladığını en ince ayrıntısına kadar anlatmasını istedim. Olay şu şekildeydi. İngilizce öğretmeni Nesrin, öğrencilerin sınıfta işlediği disiplinsiz hareketleri para cezasıyla cezalandırıyor ve paraları da Derya’ya tahsil ettiriyordu, Derya henüz küçük bir öğrenci olduğu için topladığı paraları çikolata, gofret gibi şeyleri bazen kendi yiyerek, bazen de arkadaşlarına ısmarlayarak harcıyordu. Nesrin öğretmen toplanan paraları (Bu paralarla sene sonunda bütün sınıf piknik yapma ve hep birlikte eğlenme planı yapılmış) istediği zaman, Derya paniğe kapılıyor ve bu planı uygulamaya çalışıyor. Ben Özkan’ı odama çağırttım ve kendisine olayı anlatarak tekrar tekrar özür diledim, ama yine de Özkan’ın beni affedip, affedemediğine emin değildim. Defalarca kendisiyle diyaloglar kurarak, yeniden eski dostluğunu kazandım. Bu olay bana şunu yeniden öğretmişti. Her şeyi çok iyi tahkik etmeden karar verme, ama bazen tahkik etmeye dahi zamanımız olmuyor. Şimdi bana söyleyin burada kim veya kimler suçlu? Öğrenciye disiplin sağlayamadığı için para cezası veren ve bunu 11. yaşındaki bir öğrenciye toplatmak gafletini gösteren öğretmen mi? Yoksa öğretmenin verdiği görevi suiistimal eden bu kız öğrenci mi? Yoksa 11 yaşındaki bir kızın iftirasına inanan ben miyim?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 967
Kayıt tarihi
: 01.03.08
 
 

Tokat ilinde 1978 yılında doğdum. Tokat Anadolu Lisesi mezunuyum. Tokat ilinde, günlük, yerel süreli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster