Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '06

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
2873
 

Sao Paulo

Sao Paulo
 

Sao Paulo Güney Amerika'nın en kalabalık şehri. Nüfusu banliyöleriyle birlikte 30 milyonun üstünde. Şehir çevresi ile birlikte, Türkiye yüzölçümünün yüzde 10'undan fazla bir alana yayılmış. Yazılanlara göre, 16. yüzyılın ortalarında iki papaz, yerli halkı Katolikleştirme çabalarını yerleşerek sürdürmeye karar vermişler ve o zamanlar yemyeşil tropikal bir bölge olan, bir çok nehrin kesiştiği yerde, Sao Paulo de Piratininga köyünü başlatmışlar.
19. yüzyılın sonlarına doğru, kahve üretimi ve ticareti şehre iyice damgasını vurmuş. Kahve plantasyonları bölgenin başlıca zenginlik kaynağı haline gelmiş. Kısa süre sonra da bir sanayi, ticaret ve bankacılık merkezine dönüşmüş. Başka ülkelerden tüccar ve sermayedar takımı, ardından da işçiler Sao Paulo'ya akmaya başlamışlar. Kent ve çevresinde İtalya, Portekiz, İspanya, Almanya ve Japonya'dan pek çok göçmen gelmiş. Hatta Japonya dışında en çok Japonun bu şehirde yaşadığı söyleniyor.

Brezilya sanayi ürünlerinin üçte biri São Paulo'da üretiliyor. São Paulo'nun 19. yüzyıldan bu yana sürekli büyümesi gecekondulaşmayı da beraberinde getirmiş. Milyonlarca insan kentin çevresinde, sağlıksız barınaklarda yaşamaya başlamış. Çevre kirliliği ciddi boyutlara ulaşmış. Kent içi ulaşım önemli bir sorun haline gelmiş. Durmadan yeni yolların yapıldığı ve gökdelenlerin yükseldiği São Paulo, "Güney Amerika'nın Chicago'su" olarak nitenlendiriliyor.

DÜNYA NÜFUS ARTIŞI VE ŞEHİRLEŞME

Sao Paulo kentinin gelişim süreci ve buna bağlı nüfus artışı ile onun yarattığı kentsel sorunlar tüm dünyada geleceğin şehirlerini sorgulama gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

İsa’dan önce 3000’lerden itibaren ortaya çıkan kentler her zaman önem verilen şeylerin doğal merkezi olmuş. Bir zamanlar büyük kentler insanları heyecanlandırır ve şaşırtırmış. Arap tarihçi İbn Haldun 1382 de şimdilerde bir kasaba büyüklüğünde olan o zamanki nüfusuyla Kahire’yi gördüğünde büyülenip "Kainatın başşehri işte burası" demekten kendini alamamış. Rousseau gibi bazı düşünürler ise kentleri yozlaşma ve kötülüğün kaynağı olarak görmüşler. İlk evrensel ütopyaların kırsal yerlerde kurgulandığını kentlerin ise günah işlendikten snra meydana geldiği savunulmuş. Kızıl Kimmerlerin lideri Pol Phot şehirlerin günah işleme ve yozlaşmanın merkezi olduğuna kendisini o kadar inandırmış ki; dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulama başlatarak 1976 yılında Kamboçya’nın başkenti Pnom Penh’i örgütüyle birlikte ele geçirdiğinde 2 milyonluk koca başkenti bir gecede boşlatma emri verip bu günah merkezinden kurtulmaya çalışmış, tüm halkı köylere sürmüş.

Tarihte dünya’nın ilk büyük şehirleri Doğu’da kurulmuş. 13.yüzyılda Londra’nın nüfusu 50 bin iken bugün dünyanın en büyük tapınağı kunumunda bulunan Kamboçya’daki Angkor’da bir milyodan fazla insan yaşıyormuş.

Birleşmiş Milletler’e Bağlı Habitat adlı kuruluş, dünyadaki şehir nüfusunun büyük bir hızla arttığını ve 2030 yılında dünya nüfusunun üçte ikisini oluşturacak olan 6 milyar kişinin şehirlerde yaşayacağını bildirdi. Ancak bu durum, şehirlerde yaşam koşullarının iyiye gittiği ve çekim merkezleri olduğu anlamına gelmiyor. Aksine insanlar kırsal alanda karınlarını doyuramadıkları için şehirlere kaçacaklar. Habitat raporuna göre şehirlerin insanları doyurabileceği ise şüpheli. 1950 de dünyada nüfusu on milyonu geçen tek bir kent New York’tu.

Nüfusu 10 milyonu aşan kentler megakent olarak tanımlanır. 1995 te bu tanıma uyan 14 kent vardı dünyada. Günümüzde bu sayı 17’ye yükseldi. 2015’te ise 21 olacağı tahmin ediliyor. Bu büyüme büyük ölçüde ulaşım, barınma, su, kanalizasyon gibi altyapı hizmetlerinin yetersiz olduğu gelişmekte olan ülkelerde yaşanacak. Günümüzde dünyanın en büyük kentleri sırasıyla Tokyo, Meksiko City, Sao Paulo, New York ve Bombay’dır. Onları takip eden diğer mega kentler ise şöyle: Asya’da Dakka, Jakarta, Delhi, Kalküta, Pekin, Şangay, Osaka, Manila, Karaçi, Afrika’da, Kahire, Lagos (Nijerya), Amerika Kıtası’nda ise Rio, Buenos Aires ve Los Angeles’tır.

Günümüzde büyük bölümü kırsal kesimde yaşayan Asya ve Afrika’da yakın gelecekte şehir nüfusları kır nüfusunu geçecek. Bu durumda gelecekte pek çok insanın yaşam kalitesini şehirlerin niteliği balirleyecek.

En çok göç alan şehirlerden biri olan Brezilya’nın Sao Paulo kenti, göçün en dramatik sonuçlarının yaşandığı şehirlerin başında geliyor. Esas nüfus patlaması, kapitalizmin, çok uluslu şirketleriyle, özellikle oto sanayii ile Sao Paulo'ya nüfuz etmesi üzerine 1950'ler sonrasında yaşanmış. Şehir, o gün bu gün, fabrikalarla, sanayi parklarıyla, gecekondularla adeta kuşatmaya alınmış. Yüz yıl önce 500 bin nüfusuyla İstanbul ile aynı nüfusa sahipken bugün, İstanbul’un iki katı kadar bir yoğunluğa ulaşmış.

Sao Paulo kendi ülkesi dışında, Bolivya, Paraguay ve Peru gibi yoksul Latin Amerika ülkelerinden gelen göçmenleri de barındırıyor. Bu kişiler işçi ücretlerinin daha da düşmesine neden oluyor, hatta çoğunlukla kölelik koşullarında çalıştırılıyorlar. Bu durum şirketlerin karlarını daha da artırıyor. Nitekim Brezilya ekonomisinin büyük bir bölümünü bu mega kent üretiyor. Yalnızca üretmekte kalmıyor, bankacılıktan otomotive, petrokimya ürünlerinden tekstile kadar aynı zamanda bütün Latin Amerika’nın en büyük tüketici piyasasınıda oluşturuyor.
Brezilya deyince akla Rio geliyor ancak ülkenin kalbi kesinlikle sao Paulo. Burası binlerce küçük kırmızı topraklı futbol sahaları dışında, uçsuz bucaksız bir beton yığını, çelik ve oluklardan oluşan bir teneke denizi, göbeğinde büyük gökdelenlerin bulunduğu koca bir mantar, çelik kapılı ve elektrik verilmiş güvenlik çemberli evleri ve onun onünde eli silahlı robokopları, geceleri boşalan iş merkezilerinin önüde ve kaldırımlarda yatan binlerce insanı, favelalar denilen ve teneke kutusu ile karton ve mukavvalarla gelişigüzel yapılmış yüzlerce gecekondu semtlerinden oluşuyor. Koca şehir yoksullukiçinde yaşıyor ama küçük bir zengin azınlık yoksulların bu yaşamından tamamen habersiz bir şekilde kendilerine ayrılmış sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş alanlarda yaşıyorlar. Günde otuz milyon insanın trafiğe çıktığı şehirde ulaşım ya metroyla ya da yürüyerek sağlanıyor. Araç trafiğinden dolayı yürümek çoğu yerde daha avantajlı.

Zenginler ise tüm bu günlük çilelerden habersiz kendi çözümlerini üretiyorlar. Dünya’da en çok helikopter dolmuşun çalıştığı şehir burası. Zengin ve yoksulun ayrışması toplumsal gerilimi iyice artırmış durumda. Burada orta direk diye bir kavram yok. Ya çok zengin yada açlık sınırında yaşıyor insanlar. Bu durum Sao Paulo’yu dünyanın en çok suç işlenen kenti haline getiriyor. Brezilya dünya’nın 11. ekonomik gücü olmasına rağmen Birleşmiş Milletler’in ortalama ömür, eğitim ve yaşam standardı temelinde toplumsal refahı belirleyen insan kalkınma endeksi’nde 69. sırada yer alıyor. Zenginler korku içinde fakirler ise yokluk ve suçla iç içe yaşıyor. Dünya’nın en çok zırhlı otomobili burada kullanılıyor. En çok güvenliğe burada para harcanıyor. Buna rağmen günde en az yüz silahlı otomobil kaçırma eylemi yapılıyor. Yoksul mahallelerde ise yılda 10 bin cinayet işleniyor. (New York’un 15 katı). Varoşlarda şiddet ve uyuşturucu ticaretinden kaynaklanan çete çatışmaları çok yaygın. Sao Paulo Belediyesi’nin geceleri şehir merkezindeki kaldırımlarda yatan işsiz ve aç insanları temizleme ve merkezden çıkarma girişimleri ise şimdilerde hem bu ülkede hemde diğer ülkelerde endişe ile izlenmekte.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 24
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

1970 Adana doğumluyum. Marmara Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliğini bitirdim. Türkiye'nin yedi coğra..