Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '06

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
2145
 

Fas

Fas
 

Altın sarısı portakalları, eşsiz tarım havzaları, verimli ovaları, bozulmamış Akdeniz sahilleri, güneyden kuzeye ince bir nakış gibi tüm ülkeyi işleyen Atlas Dağları, hemen onun gerisinden başlayıp binlerce kilometre ötedeki Hint Okyanusu’na kadar uzanan ve insanda sonsuzluk duygusu uyandıran, dünyanın en büyük çölü Büyük Sahra’ya açılan bir kapıdır Fas.

Afrika’nın Kuzey Batısı’nda bulunan Fas, bu coğrafi özelliğinden dolayı Arapça’da Batı anlamına gelen Magripler’in ülkesi olarak bilinir. Atlas Okyanusu’na sahili olan bu ülke bir Afrika ülkesi olmasına rağmen coğrafi açıdan Cebelitarık Boğazı ile İspanya’ya ve de Avrupa’ya sadece birkaç kilometer uzakta olması nedeniyle kültürel, ekonomik ve siyasi açıdan diğer Afrika ülkelerine pek benzemiyor. İçimizdeki keşfetme duygusu ve Türkiye’deki kış soğuklarından biraz olsun kurtulma isteğiyle kış mevsiminde bu ülkeye gitmek için yola koyuluyoruz. Dört buçuk saatlik bir yolculuktan sonra; ağaçsız ve çırıl çıplak bir çöl kenti beklerken yeşilliklerle bezenmiş Casablanka şehriyle karşılaşıyoruz.

Beyaz Ev anlamına gelen Casablanca ismini bilmeyen yoktur. Ancak çok azı onun bir Fas kenti olduğunu bilir. Bazıları ise Humphrey Bogard ve Ingrid Bergman'ın şehri olarak tanır burayı. 7 milyona varan nüfusuyla Afrika’nın üçüncü büyük kenti olan Casablanka’da binalar Avrupa mimarisini andıran tarzda yapılmış. Ülkenin hiçte Afrika’ya benzemeyen modern yüzünü ve bir bakıma "biz Afrika’da bulunan Avrupalıyız" düşüncesini yansıtıyor. Bu düşüncesinden dolayıda zaten Avrupa Birliğine başvurup Afrika’daki tek temsilci olmanın hayalini kuruyorlar. Caddeler geniş ve düzenli, iki tarafını da çeşitli ağaçlar süslüyor. Şehrin en önemli simgesi dünyanın en büyük camilerinden biri olan Hasan II camisi. Cami okyanusun kenarındaki kayalıkların üzerine büyük bir alana inşa edilmiş, bir bölümü deniz doldurularak yapılmış. Değişik el işlemeleri ve oymaları ile süslenmiş. Mermerden geniş bir avlusu var. Çok geniş ve kareli kubbesi, çini ve işlemeleriyle göğe yükseliyor. Casablanca'da daha çok sanayi ve ticaret kenti olduğu için fazla vakit kaybetmeden kaymak gibi otobandan 90 kilometre kuzeydeki yeni başkent Rabat’a doğru yol alıyoruz.

Modern görünümlü kentin biraz dışına doğru çıkıldığında ekonomik çarpıklık bütün acımasızlığı ile ortaya çıkıyor. Hiç bir altyapısı olmayan, karton ve teneke evlerde binlerce aile yaşama direnmeye çalışıyor.

Rabat, hem İspanyolların, hem yerlilerin ve özellikle de Fransızların etkisini taşıyor. Tarihte uzun süre Fransız sömürüsü olduğu için ülkede herkes Fransızca konuşuyor. Modern Rabat sokaklarında adım başı Fransız kafe ve pastanelerine rastlamak mümkün. Krallıkla yönetilen ülkede başkentin en önemli yeri; Kral 5. Hasan’ın türbesi ve hemen onun yanındaki Ahl Al Fas Camisi ile ülkenin bağımsızlığını simgeleyen tarihi anıtları bulunuyor. Atlas okyanusu kıyısında bulunan Endülüs Bahçesi ile alt kısımları mavi üst kısımları beyaz evleri ve labirentleri andıran daracık sokakları ile koruma ve bakıma alınmış Endülüs evleri mutlaka görülmesi gereken mekanlar. Surlarla çevrili başkenti geride bırakıp Akdeniz bitki örtüsüyle kaplı verimli ovalarda modern karayolu üzerinden tarihi Meknes kentini geride bırakıp Fas’ın en önemli kültürel kenti olan Fes’e bir gece vakti ulaşıyoruz.

İmparatorluk dönemine ait en eski kent olan Fez, Arap dünyasındaki en iyi korunmuş ortaçağ şehri sayılır. Eski ve yeni kent olarak iki bölüme ayrılmış. Eski Fez (Fez ül Bali) dar sokakları, camileri, medreseleri, çarşıları ve atölyeleriyle ünlü. Eski Fes'in ortaçağ döneminden kalma kısmına Medina deniyor. Çevresi duvarlarla çevrili olan Medina'nın bir kaç tane giriş kapısı var. Dar olan sokaklarda taşımacılık hala eski geleneklerle eşekler ve atlarla sağlanıyor. Atlar ve eşekler sokaklardan geçerken ezilmemek için kendinizi mutlaka bir dükkanın içine atmanız gerekiyor. Çarşıda görülmeğe değer en en ilginç yer hiç kuşkusuz tabakhanesi. Deri işleme yöntemlerini görünce gerçektende Ortaçağda olduğunuzu hissediyorsunuz. Buranın bir kaç dakikalığına da olsa kokusuna dayanmak çok zorken, kuyuların içine girip derileri terbiye eden işçilerin halleri gerçekten içler acısı. Kendimizi bir an önce bu ortamdan uzaklaştırıp yeni kente gidiyoruz.

Yeni Fez’deki (Fez Cedid) başlıca tarihsel yapılar ise renkli minaresiyle ünlü Büyük Cami ve bitişiğindeki Kraliyet Sarayı. Şehrin her mahallesine giriste taş işlemeli ve hepsi simetrili anahtar deliği şekilli özel kapılar var.

Kentlerin tarihi dokularını keşfettikten sonra kendimizi Atlas Dğları’na vurup ülkenin derinliklerine doğru yola koyulduk. Bir çöl kenti olarak bilinen ülkede kar kış ve Uludağ gibi kayak merkezlerinin olduğuna gözümüzle görmeseydik inanmazdık herhalde. Bir yandan bembeyaz zirvelere ev sahipliği yapan, kayak pistleriyle süslenmiş Atlas Dağları, diğer taraftan gizemiyle büyüleyen ve büyüklüğüyle insanda hiçlik duygusu yaratan Sahra Çölü. Erfud’daki dünyanın en büyük kum tepeleri üzerinde deve sırtında yol almak ve ufuk çizgisinden güneşi batırmak var. Fas’a gidip de bu yerleri görmeden dönseydik çok şey kaybetmiş olurduk. Çöldeki diğer kentler Zagora, Quarzazet ve Unesco tarafından koruma altına alınmış kerpiç kalelerin dünyadaki en iyi temsilcisi olan "Aid ben Hoddo" kentini görüp palmiye ve hurmalarla bezenmiş nefis manzaralı yollardan geçip Marakkeş’e ulaşıyoruz.

Marakeş, Kuzey Fas ile Atlantik ile çöl arasında bir geçit oluşturmakta. Şehrin en önemli yerleri The Souks- Geleneksel Çarşı Jemaa El Fnaa Meydanı, Bahai Sarayı, Palmeraie (Palmiye) Koruluğu, Masjid Koutoubia, Menara Bahçeleri Ülkenin en ünlü yerlerinden bir tanesi belki de en ünlüsü Djemaa el Fnaa Meydanı.

Cema ül Fena, zamanın durduğu bir ortaçağ panayırı gibi. Gündüz de hareketli olan meydan akşam üzeri hareketlenmeye başlıyor. Her türlü yemeği pişirip satan satıcılar, müzisyenler, falcılar, akrobatlar, şifalı ot satıcıları, yılan oynatıcıları, sokak bahisçileri yerlerini alıyorlar. Ortalık hafif bir duman ve sis perdesiyle hareketleniyor ve ilerleyen saatlerde kıyamet tam olarak kopuyor. Her gösterinin bir bedeli var. Bahşişleri hazırlamak yada etraftaki binaların birinin çatısındaki kafeye gidip bu dünyada eşi görülmemiş olayı seyre koyulmak düşüyor.

Marakeş’in sembolü olan ve 67 metrelik görkemli minaresiyle dikkat çeken Kutubiye Camii ise yaklaşık 800 yıldır dimdik ayakta. 19. yüzyılda inşa edilmiş olan Bahya Kraliyet Sarayı, Fas’ın en çok fotoğraflanan yerlerinden olan Menara Bahçeleri ve Ahmet El Mansur tarafından 1602’de yaptırılan El Badi Sarayı şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden.

Faslılar, berberiler, Araplar ya da ikisinin karışımıoluşuyor. Batı Sahra’da çöl hayatı yaşayan Tuaregler’de var. Son yıllarda Fas'ın diğer Afrika ülkeleri ile olan ilişkileri artmış; buna bağlı olarak da siyah Afrika nüfusu Fas'a yerleşmeye başlamış. Bunlar çoğunlukla güney bölgesinde özellikle Marakkeş'de yerleşmişler. Kültürel açıdan son derece zengin olan Fas'ta İslam, Fransız, İspanyol ve Afrika kültürlerinin etkisini görmek mümkün. Kısacası Fas’a gitmek için sayılamayacak kadar çok nedeniniz var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 24
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

1970 Adana doğumluyum. Marmara Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliğini bitirdim. Türkiye'nin yedi coğra..