Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
420
 

Senin gözünde sen olmak (!)

Senin gözünde sen olmak (!)
 

1974 Ekim’inde “öznel deneyim” meselesi yeni bir tartışma ile gündeme geldi. Bilişsel psikolojide çığır açan Thomas Nagel’in o zaman ki makalesi adından epey söz ettirecekti. Nitekim öyle de oldu. Makalenin başlığı şahsımca bugüne kadar karşılaştığım en fantastik başlıklardan biriydi. Daha çok meraklandırmadan o başlığı hatırlayalım:“What is it like to be a bat?”(Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?). Bilincin ne olduğu konusunda tarih boyunca felsefecilerin açıklamaları beni kabaca tatmin etmiştir(mantık âlîmliği edasıyla). Bilimsel araştırmalara konu olamayacak kadar sofistike olmaları dahi bu tatminkârlığımı zedelememiştir. Thomas Nagel de onlardan biriydi. Daha kimler yokti ki; Danil Dennettler, Alva Noeler, O’Reganlar vs. Ama hiç biri Nagel’ın bu başlığı kadar beni düşünmeye sevk etmemişti. Konudan uzaklaşmamız hasebiyle kısaca başlığın bilinç ile alakalı olan kısmını açıklayıp kendi başlığımız için neden önemli olduğuna değinelim:

Bilinç tartışmaları genelde “öznel deneyim” endeksli işler. Yani nasıl olurda bu et parçası olan bedenimiz “öznel deneyim” dediğimiz o muazzam farkındalığı oluşturabiliyor. Düşünmeden de edemeyeceğim ve bir soru daha ekleyeceğim; yine nasıl olur da karşımızda duran birinin zihninden geçenleri kestiremiyoruz-tam manada-. İşte tam da bu durumda imdadımıza Nagel yetişip o muazzam soruyu soruyor: “Yarasa olmak nasıl bir şeydir?”. Burada dikkat edilmesi gereken bizim gözümüzde yarasa olmanın nasıl bir şey olduğu değil(!), bir yarasanın gözünde yarasa olmanın nasıl bir şey olduğudur. Kendi gözümüzle baktıkça kendi öznel deneyimimiz dışına çıkamayacağımızdan daha tartışmanın başında hataya düşmüş oluruz. O yüzden yarasanın gözünden bakabilmeli. Mümkün mü? Şuana kadar bakabileni ne gördüm ne duydum(!)

Bu gözle ilişkilere baktığımızı bir an düşünelim. Pek mümkün olmasa da o yeteneğe sahip bireyler şanslı denilebilir ama şimdilik. Düşünsenize sevgilinizin zihnini bir anlığına rehin aldınız ve artık onun zihninden onu tanımlayabiliyor ve belki de yıllardır öğrenmek için can attığınız o düşünceler artık elinizin altında(!) “Sevgilinizin gözünde sevgiliniz olmak nasıl bir şeydir?” sorusu cevap bulmuş ve her şey hal olmuş diye düşünüyorsunuz. Kaçırdığınız bir nokta olmalı ki o da ilişkilerin kendine has romantikliği. Gizemli bir aşk yolculuğunda her an riskli de olsa yapmak isteyeceğiniz sürprizlerin bir anlamı kalmayabilir. Belki de biz insanlar her ne kadar bize stres verse de bilinmezliği daha çok seviyoruz. Yoksa Nagel’in sorusuna belki de şu ana dek öve öve bitiremediğimiz teknoloji cevap bulmuş olabilirdi de. Şuan bu satırları yazarken aklıma zihinsel engelli bireyler geldi. Acaba onların gözünde onlar olmak nasıl bir şeydi. Bir Down Sendrom’lunun gözünde o olabilmek. Bir Otizimlinin gözünde yine o olabilmek. Acaba onlar kendilerini nasıl görüyordu. Belki de bunun cevabını hiçbir zaman bulamayacağız. Terapilere uygulanabilseydi muhakkak ki psikologların işi daha da kolaylaşacaktı. Danışanının gözünde danışanı olmak belki de psikolojinin en fantastik terapisi psikanalizi memnun etmeyecekti. Çünkü kişide saklı birçok şey artık el altında olacaktı. Örneklerin sayısını artırabiliriz.

Şu ana kadar yapılan bir takım araştırmalar ve keşiflerde tartışmanın bu noktasından ileri gidilememiş hatta İtalyan bilim adamlarının doksanlı yılların başında tesadüfen buldukları biyolojik empatinin özel hücreleri-ki bunlara ayna nöron diyoruz- bile karşıdakinin hissettiklerini nöral çerçeveden öteye götürememişti r(Ayna nöronlar için Rizzolatti ve ekibinin çalışmalarının yanında Ramachandran’ın çalışmalarından da detaylı bilgi edinilebilir). Modern psikolojide empati bunun son kabul göreni olmuş ondan ötesi türevsel terimlerden ibaret kalmış. Bunların hepsi ne anlama geliyor? Bize sunulan araştırmalar ve tıkanan tartışmalar gösteriyor ki, kendi penceremizden bir başkasına bakabilmek sınırlı, karşıdakini anlayabilmek ve onun gözünden bakmak için bilimin bize sunmasını bekleyeceğimiz dataları ya bekleyeceğiz-bu hiçbir zaman olmayabilir de- ya da kendi öznel deneyimimizi olabildiğince karşı taraftaki ile takas etmek zorunda kalacağız ki buna da -parapsikolojik vakaları saymazsak- şu ana kadar raslamadım(!)

Psikolog Mehdi Başer

İletişim bilgileri: https://www.facebook.com/pages/Psikolog-Mehdi-Ba%C5%9Fer/392554860918729

 

https://www.facebook.com/mehdi.baser

 

https://twitter.com/psikologamed

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 929
Kayıt tarihi
: 30.12.14
 
 

Psikolog ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster