Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1304
 

Seveceksin

Seveceksin
 

ÖZGÜVEN


“Ömrün o büyük sırrını gör bir bak da
Bir tek kökü kalmış ağacın toprakta
Dünya o kadar güzel ki binlerce kişi
Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta”

Önce kendini seveceksin. Aynaya baktın mı sabahleyin. Oh be! Diyeceksin. “iyi ki varım.”Kısa boyunu seveceksin. Kepçe kulaklarını da. Kemerli burnunu seveceksin. Çünkü sen en güzelsin.

Kalbini seveceksin en çok. Sevgi dolu kalbini. Aklını seveceksin yarım bile olsa. Bildiklerini seveceksin, eksikler varsa dolduracak, yerine koyacaksın.

Gözlerinin bakışını seveceksin. Düşüncelerini seveceksin, “Aristo, Eflatun ya da Nietzsche, benim yanımda hiç kalır diyeceksin.”

Balkondaki çiçeği seveceksin. Duvardaki tabloyu. Yerdeki halıyı. Ellerini seveceksin, bakmaya doyamayacaksın. Evire çevire seyredeceksin. Küçük bebeğin, ellerini ilk tanıdığında onlara baktığı gibi hayran hayran bakacaksın ellerine. Gözlerin; Onları aynada seyretmek için fırsat kollayacaksın. 

Biliyorsun onlar yalnız senin ve bir tane daha yok aynısı, senin kadar güzel bakan yok. Senin gördüklerini görmüyor herkes. Sadece bakıyor o kadar, Papatyanın orada olduğunun farkında değil kimse. Onların gözleri oraya baksa bile başka şeyi görüyor. Kimi, papatyanın yanındaki gazoz kapağını, kimi otları, kimi hemen yanındaki toz birikintisini, kimi taşları görüyor. Sen papatyayı görebildiğin için iftihar etmelisin kendinle. Gördün mü en güzel sensin! en güzel gözler sende. Göz bakmaktır çünkü.

Serçeleri duyuyor musun ? Ha! Bir kez daha “oh be!” de bakalım! Yanındaki yirmi beş yıllık dostun, bunların farkında değil. O sadece araba gürültülerini duyuyor. Bir kez daha beğen şimdi kulaklarını. Kulak işitmek için değil mi? Sev onları…

İçtiğin çayın ne kadar güzel olduğunun ben bile farkındayım. Öyle bir oh! çektin ki üstüne. Sanki “ab-ı hayat” içmiş gibisin. Çok sev kendini, çok sev aldığın tadı. Bak öbürü höpürdeterek bir dakika da bitirip gitti çayı. Hiç bir yudumun ardından oh! bile demedi. Ne kadar yazık değil mi? Evet bence de. Üzüldün değil mi onun adına? Haklısın, çünkü yazık bu çayın tadının farkında olamamak.

Duyuyor musun? fırından gelen ekmek kokusunu. İşte bak en güzel burun senin. Zıplamalısın sevmelisin kendini. Bak hiç kimse zıplamadı ekmek kokusunu duyduğu için. Laf aramızda duymadı ki zaten kokuyu. Onların aklı meşgul…

Sevmelisin kendini, en güzel sensin. Boyun posun ne kadar güzel farkında mısın? Allah muhafaza bu kırk sekiz kilo ile ya uzun boylu olsaydın? Senin için “minyon” diyorlar. Belli etmiyorlar belki, ama seviyorlar seni. “Ağzını açtığı zaman bal damlar.” dediler. Kıskandım seni. Ellerinle yüzünü okşamalısın. Öyle güzel ki yüzün. Hiç gördün mü aynada o yara izinin sana ne kadar yakıştığını? Senin “markan” gibi. Ya olmasaydı o iz, sen, sen olmazdın bekli de. Bak öbürü gitmiş iğnelerle felç etmiş göz kenarlarını. Dudaklarına da silikon yaptırmış. Nasıl üzüldüm. Sen, göz kenarlarındaki kırışıklıkların ne kadar yakıştığını biliyor musun? Alnındakilerin de. Ben kendi saçlarımda ki beyazlara bayılıyorum…

Bak, sen bunları sevemezsen, evladını bile sevemezsin. Durmadan dersini çalış der, adam ol der ondan çıkarırsın kendini sevmemenin acısını. Bak söyleyeyim, hala “jeep” almak peşinde olurdun kendini sevmeseydin. Kendini yalnız jipin içindeyken iyi hissederdin. Çocuğunu da illaki üniversiteye girsin diye sıkar dururdun.

Ama bilemezdin ki, onun; kulaklarında, parmaklarında, gözlerinde, kalbinde hangi cevherler olduğunu? Piyano çalacağı aklına bile gelmezdi veya roman yazacağı. Ya da futbolcu olsun diye dua eder dururdun. Onun bile kendini sevmesine fırsat vermezdin. Durmadan saçlarını tara derdin. Göremezdin ki saçları dağınıkken onun gözlerinin ne denli güzel olduğunu. Ona para dolu bir hayat hazırlamaya uğraşır dururdun.

Hani kendini hallettin de! bir o kusur kaldı sanki. Bırakmazdın onu, kendini sevmeyi becerebilmesi için. Durmadan onun kusurlarını bulur düzeltmeye gayret ederdin. Kendi hayatını yönetmesine bir türlü izin vermezdin. Çocuğun her işine burnunu sokardın.

Ya anneni, ya babanı? eleştirir dururdun. “Keşke zamanında şöyle yapsaydı, ne güzel olurdu.” derdin.

En yakın arkadaşının kusurlarını görür, onlar sende olmadığı için mutlu olurdun. Kendi güzelliklerini kaçırır. Sadece öbüründen farklı yanlarını kendinle kıyas eder. Benim gözlerim ondan güzel derdin. Papatya nın farkında olamasan da…! 

Kendini seveceksin. Geçeceksin aynanın karşısına doya doya seyredeceksin. Hayran olacaksın kendine.

Sonra gözlerini kapatacak düşüncelere dalacaksın. Biraz geçmişten dem vuracaksın. Yaşadığın harika şeyleri hatırlayacak, bir film gibi seyredeceksin. Sonra hayallerin gelecek aklına, bitmez tükenmez hayallerin. Hangi birini gerçekleştireceğini şaşıracaksın. Sıraya koyamayacaksın. Kafan karışacak…! Hayal kurmak öyle güzel ki…!

Aah! bir de simit ve çayın tadını hatırlayacaksın. Buz gibi hava da ellerini ısıtan ince belli çay bardağı neden sevdiğini hatırlayacaksın. Belki kızacaksın kendine. O pahalı lokantada dünya kadar para verip hiç zevk almadığın bonfileyi yediğin güne lanet edeceksin. Paranın hiçbir şeyi satın alamadığını fark edeceksin…!

Boşa çabaladığın günler gelecek akılına. Onca kalabalıkta kendini yalnız hissettiğin günlere üzüleceksin. Akılından geçen düşünceleri biriktirmek için yaşadığın yıllara şükür diyeceksin. Bitmek bilmeyecek “düşüncelerinle sevişmek.” Gözlerini açmak istemeyeceksin.

Kapı çalacak. Çöp almaya gelen kapıcıyı görünce, bunca yıldır nasıl da fark etmediğini anlayacaksın adamın ne güzel olduğunu.

Aklını seveceksin. O yarım aklınla “alimlere” nasıl taş çıkarttığını fark edeceksin. Aynştayn’ın ne kadar mutsuz ve kendi hayatını yönetemeyen bir adam olduğunun farkına varınca. Kendi aklına sarılıp öpmek isteyeceksin.

Ayaklarının farkında mısın ne güzeller? Bunu duyduğuna sevineceksin. Şimdi, ayaklarının seni nerelere götürdüğünü, nereleri gezdirdiğini bir düşün ve onlara teşekkür et lütfen. Sevişmek değil mi bu?

Benimde aklımdan geçti çok kere. Arkadaşlarla konuştuk defalarca. Yeni fark ettim ben. Aslında “hayatla seviştiğimi.”

Henüz ben de seyrediyorum kendimi. “Belki hala keşfedemediğim güzellikler kalmıştır kıyıda köşede diye. Artık kendini sevmek zamanı geldi de geçiyor. Etrafındakilere eziyet ettiğin günleri boş ver. Bir bakış, bir dokunuşla hepsini siler geçersin. Başla hemen kendinle sevişmeye…’ 

BÜLENT SELEN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bülent Bey, Öncelikle bana yollamış olduğunuz mail için size teşekkürlerimi bir borç bilirim. Otelimizde kaldığınız süre içinde bizlerde görmüş olduğunuz güler yüz ve içtenliğin gerçekte sizin sevecen yanınız olduğunu söylememe gerek yok. Sevecen başlıklı yazı aslında insanların kendisinde olduğunun farkında olmadığı zenginliklerini gösteren bir ayna. Bir yudumda kana kana okudum. Güzel işlenmiş. Bu yazıdan ne cevher şiirler çıkar, maden gibi... Maden deyince; bizim Kazdağlarında otelin aşağısındaki maden ocağı hakkında bir yazı isteğimiz olsa (şarkı ister gibi oldu ama)bizi kırmazsınız herhalde. Saygılarımı sunarım. İsmail SEVER/İliada Hotel

ismail SEVER 
 04.06.2012 17:35
Cevap :
Değerli İsmail kardeşim,İlginiz ve sevginiz için teşekkür ederim. Söz ettiğiniz konuda yazacağım. Bu benim kalkım bölgesindeki insanlara gönül borcum. Ömrünüz ve sevginiz bereketli olsun. Bülent Selen  06.06.2012 12:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 952
Kayıt tarihi
: 09.07.10
 
 

Marmara Üniversitesinde  İşletme okudu. İstanbul Üniversitesinde yüksek lisans yaptı.  Dış Ticare..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster