Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
570
 

Sevgi girdapları !

Sevgi girdapları !
 

"Kahretsin ya! Ben aldatılacak kadın mıyım Neşe? Çıldıracağım valla."

"Tamam hayatım. Hadi, hırpalama kendini bu kadar. Ama resmen şoklardayım! Metin'in bir gün senin üzerine gül koklayacağını söyleselerdi, güler geçerdim. Şu işe bak yaa! Sahi, ismi neymiş kadının?"

"Hande. Hande Hanımefendi!! Erkek milleti değil mi, topunun Allah cezasını versin. Ben de salak gibi oturmuş, onun için ağlıyorum. Boşanacağım hemen. Hem de bak çatır çatır nasıl alıyorum paralarını. Yediremeyecek o kadına."

"Bu resimler ne zaman çekildi Dilek?"

"Dün. Başkaları da var. Bir aydır peşinde dedektif ve öyle rahat ki bizim beyefendi, düzenli olarak her salı sabahı İzmit'e gidiyor. Hem de eli-kolu dolu. Kadının evine giriyor. Hiç dışarı çıkmıyorlar. Belli ki bizim zampara yatmaya gidiyor. Bak bak, şu resme de bak! Balkonda oturuyorlar. Bu kadar rahatlık olabilir mi? Ya kadının şu pervasızlığına ne demeli? Hiç mi konu komşudan çekinmez! Kim bilir ne zamandır sürüyor ilişkileri de ben daha yeni uyandım!"

"Valla hayretler içindeyim Dilek. Diyecek söz bulamıyorum. Ben yanındayım arkadaşım. Erkeksiz hayat en rahatı inan."

"Sağol, çok teselli ettin yani!"

Bahar yaklaşıyordu. Aslında hiç sevmezdi adam baharı. Gülmeye, neşelenmeye, içinin ısınmasına gerek olmadığını düşünürdü. Onca acı, keder varken dünyada; kendi dünyasında mutlu olmak neyineydi. Mutluluk kırıntılarını gözyaşlarıyla bulamaç yapar, yüreğine sürerdi. Hem gitmek isterdi bu dünyadan, hem de insanlardan kopamazdı. Dilek de onu anlamaz görünüyordu. O sadece kendini düşünüyor gibiydi. Belki de haklı olan oydu. Evini, eşini, çocuğunu düşünüyordu. Adamı anlaması beklenemezdi. Adamı kimse anlayamazdı. Anlatacak gücü de yoktu!

"İyi akşamlar canım."

"Erkencisin bu akşam Metin."

"Bu tarafta işim vardı hayatım, bir daha geçmeyeyim dedim karşıya. Çok da acıktım. Yemekler hazır mı tatlım?"

Erkeğinin gözlerine baktı kadın. Adam da bir anlam veremiyordu karısının manalı bakışlarına. Çapkınlığın ayrı bir sanat olduğuna kanaat getirdi kadın. Demek ki hiçbir rahatsızlık duymuyordu kocası. Anlayamadığı bir şey daha vardı! Cinsel hayatlarında bir gerileme yoktu. Kocası onu arzu ediyordu ama o, nefret duygularıyla dolu ruhunun ona teslim olmasını engelliyordu. Başka bir tene dokunan ellerin kendisine dokunmasından tiksiniyordu. Bir keresinde kocası fark etmiş ve neler olduğunu sormuştu. Demek ki kocası iki kadına yetecek gücü buluyordu kendisinde! Nefret ediyordu tüm erkeklerden!

Salı günleri adeta kabustu kadın için. Çok aksi oluyordu. Kocası başka bir kadının kollarında zevkli dakikalar geçirirken, o çılgınca alışveriş yapıyordu. Şeytan ona da, "değerini bilen bir erkek bul." diyordu da, "o zaman ondan ne farkım kalır." diye düşünüyordu. Her salı akşamı kocasının elbiselerini kokluyor, her gün değiştirdiği iç çamaşırlarını kontrol ediyordu. Bazen yakalanıyor, "aşkım, sen çamaşırlarımı mı kokluyorsun, çok mu özledin beni?" diyen adama verecek cevap bulamıyordu. Psikolojisi çok bozulmuştu. Aslında adamı çok seviyordu ama aldatılmayı da içine sindiremiyordu. Yatakta adam için sadece et olmuştu. İğreniyordu ondan. Öpmek bile istemiyordu. Bu duruma bir son vermeliydi. Gidip o kadına iki laf söylemeli, sonra da evi terk etmeliydi. Ne halleri varsa görsünlerdi.

Havanın pırıl pırıl olduğu bir Mart günüydü. Ağaçlar çiçek açmaya başlamış, kuşlar şakıyordu. Oğlunun karnını doyurdu ve okula gönderdi. Heyecanlıydı. Uzun süre gardırobun önünde oturdu. Ne giyeceğine karar veremiyordu. Eskilere, adamla tanıştıkları günlere gitti. Adam çılgınca şeyler yapar, ayaklarını yerden keserdi. Ama alışkanlıklarından da kolay vazgeçmezdi. Bir keresinde, "n'olur bugün farklı bir şeyler yapalım." dediğinde, 3 saat sonra Roma'ya uçuyorlardı. Önce gözleri sulanmaya başladı, sonra hıçkırıklara boğuldu. Nasıl bu hale gelmişlerdi? Lanet etti o kadına. Kocasına da! Hafif bir makyaj yaptı. Saçlarını topladı. Daracık kotunu ve göğüs dekoltesi iddialı blûzunu giydi. Hoş görünmek istiyordu. 40'ına yaklaşan bir anneydi ama hâlâ genç ve güzel bir kadındı. Gözleri biraz kızarmıştı ama az sonra geçerdi. Belki de bu halde araba kullanmamalıydı! 70 km nasıl geçti anlamadı. Geçtiği yerleri de hatırlamıyordu. İyi bir tarif almıştı ama yine de sorma ihtiyacı hissetti. Ne kadar kalabalık bir mahalleydi. Çok farklıydı yaşadıkları yerlerden. Camlardan, balkonlardan meraklı gözler onu izliyordu. Top oynayan çocuklar, "çekilsene ordan teyze." diyorlardı ! Önünde durduğu apartmanın üst katlarına doğru kaldırdı başını. Tanıdı o balkonu. Kapısı açıktı binanın. İçeri girdi. Asansör vardı ama binmeye cesaret edemedi. O an kocasını düşündü. O'nu her hafta buralara çekebilecek ne vardı bu kadında? Yavaş yavaş yukarı çıktı. Doğru katta olduğuna emindi. Zilin üzerinde isim yoktu. Bir süre durdu. İçeriden ses duymaya çalıştı. Ses yoktu. Aksine fazla sessizdi. Zili çaldı. Kalbi yerinden çıkacakmışçasına atıyordu. Boğulacak gibi hissetti kendini. Kapı açıldı. Bu, Hande'yle ilk temaslarıydı.

"Buyrun kime baktınız?" diyordu karşısındaki kadın. Tekerlekli iskemledeydi. Her iki bacağı da diz hizasından yoktu! 25-30 yaşlarındaydı. Yüzü ve gözleri gülüyordu.

"Şe şey !!" Konuşamıyordu. Kendinden nefret ediyordu. Tutunma ihtiyacı hissetti.

"Aa, ben sizi tanıyorum galiba. Siz Metin Abi'min eşisiniz, değil mi? Resimlerinizi göstermişti. Abim gelmedi mi? N'olur içeri gelin."

Sürünürcesine girdi içeri. Bağıra bağıra ağlamak istiyordu. Balkondan atlasa belki daha iyi olurdu. Düştüğü duruma inanamıyordu. Nemli gözleri odada gezindi. Öyle fakirdiler ki. Az sonra 5 yaşlarında bir kız çocuğu gelerek elini öptü ve yanlarına oturdu. Birden duvardaki bir resme takıldı gözü. İki erkek vardı resimde. Biri kocasıydı. Hande yakaladı bu bakışı.

"Metin Abi'm, kocamın en iyi arkadaşıydı." derken ağlamaya başladı.

Bir süre konuşamadı. Gözyaşları da yanaklarından süzülmeye devam ediyordu.

"17 Ağustos Salı sabahı hayatımız kaydı. Mustafa'mla, Ahmet'imi aldı tanrı bizden. Bir tek bu Ayşe kızım kaldı bana. Benim de belden aşağım enkaz altındaydı. Kurtaramadılar bacaklarımı. Devletim sağolsun bu evleri yaptı. Aç değiliz, açıkta değiliz. Ama en büyük iyiliği Metin Abi'm yaptı. Haftalarca geldi burada enkaz kaldırdı. Bizi de hiç yalnız bırakmadı. Eşyalarımızın çoğunu o aldı. Kendimizi salı günleri daha kötü hissettiğimiz için o da Salı günleri gelir mutlaka. Gelirken de bir sürü alışveriş yapıp öyle gelir. Dün de buradaydı, biliyorsundur zaten. Beraber ağlarız. Biliyor musun Abla, bana protez bacak da yaptırdı. Bak bir takayım da gör."

Artık duramazdı. Ölmek istedi! Gözyaşları boşaldı. Bağırmak istiyor ama ağzından ses çıkmıyordu.

Ağladı. Gözlerini Hande'den ayırmadan dakikalarca ağladı. Hande yanına geldi, yüzünü okşadı. Küçük kız da su getirdi.

Sarıldılar.

"İyi misin abla? Metin Abi'm de çok duygulu bir insan. Bu mahalle hep depremzedeler. Herkes onu çok sever. Sokaktaki çocuklara da para verir. Bizlerden çok o ağlıyor. Şu resme bakıp ağlıyor. Siz ne iyi insanlarsınız abla, birbirinizi bulmuşsunuz."

Konuşmakta zorlanıyordu kadın. Utanç duygularının ve kocasının kocaman yüreği altında eziliyordu. O'na, "sadece aileni düşüneceksin. Bıktım senin kendini insanlara adamandan." deyişini hatırladı. Demek ki o nedenle saklamıştı.

Çok utandı.

"Hande, bundan sonra ben de sizi ziyaret etmek isterim. Ben de senin ablanım. Telefon numaramı da vereyim sana, ararsın. Bazen Metin'le de geliriz. O seyahatte olduğu zamanlarda da ben gelirim. Yazın gelip bizde de kalırsınız. Ayşe'ye de iyi gelir. Ali Abi'si de çok sevecektir O'nu."

Dönüş yolunda duygularını tanımlandıramadı kadın. Ne hissettiğini sordu kendine. Kolay bir cevabı yoktu. Utanmıştı. Kocasına güvenmediği için aptal gibi hissediyordu kendini. Bundan sonra her şartta kocasının yanında olacak ve onu biçimlendirmeye çalışmayacaktı. Kim bilir karısını üzmemek adına, o insanlara gizlice yardım etmek onu ne kadar yoruyordu!

O akşam kocasının en sevdiği yemeği yaptı. Kapıda karşıladı güler bir yüzle.

"Hoş geldin canım. Seni çok seviyorum." dedi sarılırken.

Bir süredir araları limoniydi ve adam da bu duruma anlam verememekle birlikte çok üzülüyordu. Şimdi karşısında tanıdığı kadını vardı.

"Hoş bulduk hayatım." dedi. Sevgiyle öptü karısını.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

demiştiniz de, okumaya başladım. Gelin görün ki hemen hepsinde şu yanlış anlaşılmalar. Okudukça kızım sen salak mısın diyesi geliyor insanın, bir o kadar gerçek. Yine de ....

Nilay Yıldırım 
 28.04.2011 14:33
Cevap :
Eski koridorlarda gezmeniz ne hoş, teşekkür ederim. Dilek'e salak demeden önce onun ruh halini anlamak lazım. 10 kadından dokuzu onun gibi davranırdı bence. Sevgiler.  28.04.2011 23:28
 

kurgulanmış bir öykü...ve şuna çok iyi inanıyorum ki hiç bir şey göründüğü gibi değildir...resimlerde buna dahil...anlamak için dinlemek ve sormak gerektiğine inananlardanım...sorgulamadan kestirip atmadan imalar yapmak hiç ama hiç doğru değil...kaleminize sağlık...selamlar ve sevgilerini iletti gelincik size.

B Gelincik 
 12.05.2010 12:44
Cevap :
Beğendiğinize sevindim Songül Hn. Sevgiler..  12.05.2010 18:40
 

Hayatın sürprizlerle dolu olduğuna gel de inanma! Keyifle okudum, teşekkürler.

Melek Koç 
 12.05.2010 0:14
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Sevgiler..  12.05.2010 6:58
 

isimli romanında da Canan Tan'ın sizin yazdığınıza yakın bir kesit vardı..O nedenle sonunu tahmin edebildim...selamlar...

Tunay 
 12.05.2010 0:00
Cevap :
Çok teşekkürler, sevgiler..  12.05.2010 10:37
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8321
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1149
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster