Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
69
 

Sevginin adanışı - Yüzmek istediğim su

Sevginin adanışı - Yüzmek istediğim su
 

Okyanus, deniz, göl veya bir nehrin suyu. Suyun bittiği çizgide, gökkuşağının renklerinden de çok rengi taşıyan, çeşitli ağaçlar topluluğu. Yani alelade bir orman. ilk bakışta öyle görünüyor. Bizi yanıltan da bu ilk bakış; yani anlayacağınız bakmak ile görmek arasındaki fark. Bir defa ikisinin beslendiği kaynak aynı yeryüzü parçası ve aynı topraktan besleniyorlar. Ağaçları umarsızca biraz da büyüten bu su değil mi? Bu noktada suyun bir beklentisi yoktur. Orman, suyun kendini bu adanışına kayıtsız kalamıyor. Nihayet koyun koynalar ve su renksizdir; en azından güneşin yardımıyla mavidir. Orman ise suyun renksizliğini çoğaltmanın yolunun ağaçlarının rengi olduğunu bilir. O da ne çok rengi varsa umarsızca suya yansıtmaktan geri kalmaz. Suyun yüzeyine bir baksanıza, orman bütün renkleriyle tamamen suyun içinde değil mi? Öyle ki iki orman varmış gibi. Hem mavi gökyüzüne ağıp gidiyor ağaçlar, hem de mavi suya dalıyorlar. Bakanın başını döndüren olağanüstü, bir mucize. 

Su ve ormanın karışması, farklılıkların birleşmesi. Kanımca bunun adı sevgidir. Karşılıksız ve umarsızca sunulan en güzel şey. Dünyanın konuştuğu tek evrensel dil, doğayı taklit ederek. Çünkü mayasında dostluk vardır.

İşte, benim seyrederken kendimden geçişimle içine girmek istediğim su, su-orman birleşmesi. Çünkü bilirim, eğer o suya girersem yüzerim. Hâlbuki yüzme bilmiyorum ben. Lâkin ne çıkar, su-orman karışımı bir sevgi yumağı beni boğmaz, öldürmez. Mayasına sevgi işlenen bir canlı, özellikle insan veya doğanın herhangi bir öğesi; aklınıza ne gelirse artık öldürme, yok etme, savaş çıkarma özelliklerinden kurtulmuş olur. 

* * *

Bugün kendimiz için çok şey yaptık, en azından fiziksel ihtiyaçlarımızı giderdik. İşe gittik, akşam oldu evlerimize döndük. Sizin anlayacağınız her gün tekrarladığımız döngüyü yine gerçekleştirdik. Şimdi soruyorum, yüreğimiz için ne yaptık peki? Duyarlılığını dinledik mi? İçimizde bir yerlerde sağlam kalan çığlığa kulak verdik mi?.. Sanmıyorum!..

Hadi tüm bunları geçtim, ya çevremizdeki insanlar, yoksullar, özürlüler; bizim sahip olduklarımıza sahip olamayanlar yani. Sokaktaki aç hayvanlar; kediler ve köpekler, yaşadığımız şehir, ülke ve nihayet dünya... Onlar için ne yaptık?..

En son ne zaman bir ağaç diktik; türü mühim değil. Bir ağaca dokunduk, onunla konuştuk. Size bir sır vereyim mi? Ne vakit biriyle konuşma isteği hissederseniz ve çevrenizde bir dostunuz yoksa bir ağaca koşun. İnanın o sizi dinler, sabırla ve konuşmanızı bölmeden. Aptalca mı geldi? Olsun aptal olayım, ne çıkar? En azından içimi ağaca döktüm ve mutlu oldum. Çünkü konuşmaktan kaçan, yüreğini cesurca açmaktan korkan, bencilce yaşayan, paylaşmayı unutmuş, insan kılıklı, tuhaf siluetlerden yeğdir bu. 

En son ne zaman komşularımızla selamlaştık? -Sahi komşularımızı tanıyor muyuz?- Hiç tanımadığımız birine "Günaydın!" dedik. Arkadaşlarımızı, dostlarımızı, nihayet ailemizi aradık. En son ne zaman bir çocuk yetiştirme yurdunu, bir huzurevini ziyaret ettik? Kimsesiz bir çocuğu küçük de olsa bir oyuncakla sevindirdik, başını okşadık, içten gülümsememizle onu sahiplendik, ona sarıldık, onu da gülümsettik. 

Son sığınağı huzurevinde, ömrünün son demlerini yaşayan bir yaşlıya -çocuğu olmazsak da- evlat sevgisi yaşattık, sıcaklığımızı esirgemedik; en azından bir el öpmeyle. En son ne zaman bir insanın yapması gerekenleri yaptık?

Doğrusu ben de susup kalıyorum, bir cevap bulamıyorum. En azından şunu yaptım deyip işin kolayına kaçmak istemiyorum... Cevabını bulamadığım bir şey daha var ama, hepimize soruyorum şimdi: "niçin bu kadar benciliz? Neden yüreğimizin kapıları, açık-dolaysız sevgilere, içten paylaşımlara ve insani yaklaşımlara kapalı?... Niçiiiiiiiiiiiin?.."

Katılır mısınız bilmem, bana kalırsa, çoğumuz korkuyoruz. evet yanlış okumadınız. Cesaretimizi yitirdiğimizi sandığımız korkaklar topluluğuyuz. 

Ancak umut her zaman var. Umut iyi bir şeydir ve iyi şeyler hiç bir zaman ölmez. Çünkü yarın yepyeni bir gündür ve bir şeyleri değiştirmek için yarınki yeni günle başlamak için henüz şans var...

Daha iyi, daha duyarlı ve daha paylaşımcı, cesur bir insan olmak için...

Haydi hep beraber... En azından kendimiz, sonra da hayat için bir farklılık yaratmak adına... Haydi!..

karakusabbas@gmail.com

http://blog.milliyet.com.tr/abbaskarakus

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 156
Kayıt tarihi
: 17.07.16
 
 

Abbas KARAKUŞ  Diyarbakır'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ergani'de tamamladı. İzmir Dokuz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster