Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '19

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
113
 

Şeylere Bir Ad Vermek

Gazanfer ERYÜKSEL
 
 I
Şeylere bir ad verme olgusunun somuttan soyuta giden düş-düşün yolculuğunda ilk büyük kırılma olduğunu söyleyebiliriz. Bu kırılma, söz sanatlarının da kök hücresidir. 
 
Ludwing Wittgenstein, “Sözcüğün anlamı, onun dilde kullanımıdır” (Felsefi İncelemeler); Noam Chomsky, “Her dil, her insan sonsuz sayıda anlam üretebilir” ve Valentin Voloşinov, “Anlam çoğulluğu, sözcüğün kusuru özelliğidir” derken de dilin söz sanatlarına (edebiyat) ne denli elverişli olduğuna vurgu yapar. 
 
Düş-düşün sarkacında dil, verili sınırlar içinde bir dünyadan, sonsuz yetkinleşmeye doğru genişleyen bir iklim sunar bize. Hegel, “Tin dildir, dil de tin”, Wittgenstein ise “Dilimin sınırları, dünyanın sınırlarıdır” derken bu gerçekliğin altını çizmektedir. 
 
Yaşayan bir yapı olan dil, eksiksiz bir anlatım için gerekli olan öğeleri içinde taşır.” Bir diğer deyişe düşünmeyi, algıyı ve duyguyu ifade etmede ucu açık bir akışkanlık içindedir. İşte bu noktada o dili kullanan insan olgusu devreye girmek zorundadır. Çünkü dili geliştirerek yetkinleştirecek olan insandır. Ve bu bağlamda “Söylenen her şey, söylenmeyeni oluşturur veya hazırlar” diyecektir Humbolt. 
 
Bu boyut insanın “dilsel öğeleri bitimsiz olarak yeniden ilişkilendirme” yeteneği sayesinde derinleşerek genişler. 
 
Humbolt’un ifadesiyle dilin önemli öğesi olan sözcük, canlı dünyadaki birey gibidir. Sözcüğün göstergesi, anlattığı şey, anlama eylemiyle örtüşür. “İçsel algılamanın ve duyumsamanın malzemesinin sözcüklere dönüştürülmesinde, önemli olan, insanın bireysel imgelem ve tasarım yeteneğidir.” 
 
 II
Kutsal kitaplardaki “yasak meyve”nin elma olarak resmedilmesi elmanın kırmızılığından mıdır yoksa?
 
 III
Renkleri görmek nasıl da ayrıcalığıdır insanın… Boğa kırmızıya saldırmaz, renk körüdür çünkü. Onu hareketlendirip de kızdıran bizim kırmızı olarak gördüğümüz bezdir. 
 
 IV
Kendini bildi bileli insan, evreni anlamaya çalışmış, gördüklerine anlamlar yüklemiş, onlarla simgesel, duygusal, tinsel ilişkiler kurmuştur. Evrenin 13,7 milyar yıllık yaşamı, bizim de zaman yolculuğumuz, tarihimizdir aslında.  
 
 V
Dinlenmemek üzere akar ırmak
Ol sebeptendir 
Denize varışı
Yükselişi göğe…
 
yDuysal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 188
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster