Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
147
 

Sobjektivistler

Sobjektivistler
 

Güzel ülkemin sözde objektivist özde subjektivist halkını en iyi tanımlayan kavram sobjektivistliktir. Sorduğunuzda objektif, ama sorguladığınızda subjektif olan bu grubun her konuya bakış açısı hep aynı şekilde kalır. Özellikle yerel seçimlerin yaklaştığı bu dönemde bu durum daha bariz bir şekilde su yüzüne çıkmakta, yakamozlar gibi göz kırpmaktadır.
 
Bilimsellikte (Türüt ve Tatlısesin de dile getirdiği gibi) 2x2 = 4 eder. Bunu gerek iktidarın ve gerekse yerel yönetimlerin icraatlerine uyarladığımızda bir uygulama ya doğrudur ya da yanlış. Daha açık ifade edecek olursak bir projenin ya getirileri fazladır ya da götürüleri. Temel Mühendislik bilimindeki Fayda/Maliyet analizi gibi. Lâkin bu durum güzel ülkemde daima kişiye göre değişiyor. Tıpkı Kayserili’nin “6 kere 6 kaç eder?” sorusuna verdiği “Size kaç lazım” cevabı gibi.
 
Dikkat edilirse iktidar sempatizanları diye ifade edilebilecek grup icraat her ne olursa olsun kesinlikle kayıtsız şartsız desteklerken, muhalif diye tabir edebileceğimiz kesim ise ne olursa olsun (yapılacak her türlü gelişime dahi kapıları kapatıp) karşı durmaktadır. Ben ise masumane bir biçimde “Tamam, yapılabilir ama şu şekilde olsa daha iyi olmaz mı” ya da “Bunun yerine şöyle bir uygulama daha akılcı ve kolay uygulanabilir görünüyor” gibi yapıcı ve sonuç odaklı öneri beklemekteyim. Sanırım idealist bir yaklaşım benimkisi.
 
Bir ressam öyküsü anlatırlar. Vaktiyle bir ressam ustasının önerisi ile resmini kent meydanında bırakıp halka beğenmediği kısımları yanına koyduğu kırmızı kalem ile belirtmesini ister. Bir süre sonra kent meydanına geldiğinde resmini çarpılar içerisinde bulur.  Ustası aynı resmi tekrar yapıp yine kent meydanına bırakmasını yalnız bu sefer yanına palet ve fırça da bırakmasını tembihlemiş. Bu kez resmin yanındaki not ”Lütfen beğenmediğiniz kısımları düzeltin” şeklindeymiş. Bir süre sonra geldiğinde bu sefer resmi ilk hali gibi tertemiz bulmuş. Bu durumu ustasında ileten ressam hayatının dersini almış. Ustası, “insanlara eleştiri fırsatı verirsen konu hakkında en ufak bilgisi bile olmayan kişilerin acımasızca eleştiri yapabileceğini görürsün. Yapıcı olmak eğitim gerektirir.  Kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkışmadı, fırçayı eline almaya bile cesaret edemedi” diyerek durumu değerlendirdi[1]. Güzel ülkemde de bu şekilde gerçekleşiyor diyebiliriz. Kırmızı kalemi her önüne gelen alıp çarpıyı koymaktan geri durmuyor. Ama palete dokunmak her babayiğidin harcı değil.
 
Merhum Uğur MUMCU’nun belirttiği gibi, bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz. Güzel ülkemde bu tam tersine işliyor, insanların bir konu hakkında bilgisi olmadan fikri oluyor. Ve her nedense bu fikir, konunun ne olduğu ile hiç ilgili değil, konunun mimarı ile ilgili oluyor. Fikrin mimarı ile benzer düşünmüyorsanız yapılan her şey kötü, her uygulama tü kaka… Benzer düşünüyorsanız da herşey kusursuz her şey mükemmel. Her iki durumda da fikrin ne olduğunun hiçbir önemi yok. Aslında bu durum az okumaktan kaynaklanıyor. Hiç okumayan, bilmediğini açıkça söylerken, sadece belli kaynaklardan az okuyanlar ise hep en koyu fikirli kişiler. Bu durum için okunan yazıların menşei önemli. İsterseniz küçük bir örnekle konuyu şekillendirelim. Mâlumunuz üzere son günlerde ODTÜ’de gerçekleşen bir yol/orman krizi var. Konunun doğruluğu/yanlışlığı üzerine bir çok yerde farklı açıdan konuyu değerlendiren bir çok yazı var(Bu yazıda durumu değerlendirmeyip sadece yaklaşımlardan bahsedeceğim). Mesela hükümet yandaşı diye görülen bir gazete de konu “…büyük bir alanın ağaçlardan temizlendiği görüldü” gibi saçma sapan bir ifade mevcut[2]. Benzer şekilde hükümet aleyhtarı bir gazetede söz konusu yolun yapılarak sadece bölgenin değil yeni açılacak olan bir AVM’nin ulaşımının da kolaylaştıracağından bahsediliyor[3]. Oysa söz konusu bölgede yol yapılacağı 1980’li yıllardaki planlarda dahi belirlenmiş.. Bu yolun tünel olarak yapılması ve inşaa aşamasında nasıl ağaçlara kıymadan gerçekleştirilebileceği üzerine konuşan kişi sayısı çok çok az. Ya da yolun alternatif güzergâhlarının olup olmadığı. Üstelik konuşanların yarısından fazlası ömründe Ankara’ya bile gitmemiş kişiler. Maalesef bu kadar taraf kokan yazıları her gün okuyup konunun detayına inmeden fikir belirten sobjektivist diye tanımladığımız kişileri her köşebaşında hararetli bir biçimde tartışırken görebiliyoruz. Ne yazık ki gündem de olduğu için bahsi geçen ODTÜ’deki yol/orman krizi benzeri örnekleri her türlü ikilem için çoğaltmak mümkün.
 
Yayın okurken bir konuya ekstra dikkat etmek gerekir diye düşünüyorum. Tıpkı Malcolm X'in söylediği gibi; "Eğer dikkatli değilseniz, gazeteler, zulüm gören insanlardan nefret etmenizi ve zulmü uygulayanları sevmenizi sağlar". Dikkatle incelerseniz medyada haber ve yorum her zaman iç içedir. Önemli olan okurken haberi almak, yorumu değerlendirmek ve mümkünse farklı kaynaklardan (ki bu kaynakların zıt ideolojiyi benimsemesi tercih nedenidir) okuyarak son olarak özgün fikrin harmanlanmasıdır. Oysa bu iş yorucu ve araştırmacı olmayı gerektirir. Güzel ülkemde şu şekilde yürüyor işler; Falanca gazetenin filanca köşe yazarı her konuda bir şeyler yazıyor ve sizin hislerinize de tercüman oluyorsa okunuyor. Biri sorduğunda da o köşe yazarının yazdıklarından 3-5 afilli cümle ile konuyu yakından takip ediyor gibi görünüyor. Umarım bir gün kendi yorumumuzla haber niteliği taşıyan olayları değerlendirebiliriz.
 
Size sobjektivistler ile ilgili uyguladığım özel bir oyundan bahsetmek istiyorum. Gayet eğlenceli olduğunu söylemekte de fayda var. Yeni gerçekleşen bir olayı, olaydan haberi olmayan kişiye özneyi değiştirerek anlatıp fikrini soruyorsunuz ve yorumlamasını sağlıyorsunuz. Bir süre sonra olayın doğru olduğunu ama öznenin farklı bir kişi olduğunu söyleyip bekliyorsunuz. İlk değerlendirmesi objektif olmadığı için ne diyeceğini şaşırıyor. Fakatlar, lâkinler havada uçuşuyor. Ve sonuçta göz göre göre fikri iki dakikada değişiyor. Bu oyun için küçük bir örnek vermek gerekirse; ODTÜ’deki Orman/Yol Krizi ayyuka çıkmadan hemen önce kurbanınıza “ODTÜ’ye rektör yol yapmak istiyor ama ODTÜ ile arası bozuk olan Melih GÖKÇEK ağaçları bahane ederek izin vermiyormuş” diyerek görüşünü soruyorsunuz, sonra seyreyleyin gümbürtüyü J.
 
Sonuç olarak sözün özü şudur ki, sorgulamadan, neyin ne olduğunu anlamadan objektif bir değerlendirme yapılamaz. Bir gün, konular ile ilgili bilgi sahibi olup gerçek anlamda yapıcı eleştiriler sunarak güzel ülkemizin daha iyi bir yere gelmesi için çabalayan bir halk olmamız dileğiyle…
 
Kaynakça
[1] Usta Olmak Yetmez, Bilge de Olmalısın, http://www.dunya.com/usta-olmak-yetmez,-bilge-de-olmalisin-165113h.htm
[2] ODTÜ’de Ağaçlar Taşındı, Yol Açıldı, http://www.sabah.com.tr/Gundem/2013/10/20/odtude-agaclar-tasindi-yol-acildi
[3] ODTÜ İnşaatındaki Acelenin Sebebi AVM’mi?, http://sozcu.com.tr/2013/gundem/odtu-insaatindaki-acelenin-sebebi-avm-mi-394111/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1082
Kayıt tarihi
: 13.11.13
 
 

Trabzon'un Dernekpazarı ilçesinde 1983 yılında dünyaya gelmiştir. İlk öğrenimini Trabzon'da, Orta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster