Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '20

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
53
 

Sokrates ve Felsefesi

"Hayattan uzaklaştığımız ölçüde hakikate yaklaşırız."

Sokrates

Sokrates, Atina’nın hemen güneyindeki bir kasabada, M.Ö. 469 ve 399 yıllarında yaşamış Yunan filozofudur. Onun felsefe tarihindeki önemi, doğayı incelemeyi bir kenara bırakıp insanın dünyadaki varoluş amacının ve de nasıl yaşaması gerektiğinin sorularına cevaplar bulmaya çalışmasıdır. Bu yönüyle ahlak felsefecisi olarak da bilinen Sokrates, ahlak ve erdemli bir hayat sürmek hakkındaki görüşleri ve tüm bu görüşlerini yaşantısına uygulaması ile dikkat çekmiş bir filozoftur.

Sorgulamaya büyük önem atfeden Sokrates, her insanın içinde bilince çıkmayı bekleyen bir takım hakikatler olduğunu, bunların da ancak sorgulama yöntemi ile açığa çıkarılabileceğini iddia etmiştir. Hatta Platon’un, hocası Sokrates hakkında aktardıklarına göre, o bir geometri probleminin çözümünü hiçbir eğitim almamış bir köleye yalnızca sorgulamalar yaptırarak çözdürmüştür. Bu yönüyle Sokrates’in sık sık Atina sokaklarında gezdiği ve karşısına çıkan kişilere hemen her konuda sorular sorarak onları düşünmeye sevk ettiği bilinmektedir. Bu yönüyle Atina’da nam salan Sokrates ise -annesinin de bir ebe olmasından yola çıkarak- kendisinin aslında bir ebe gibi davrandığını, insanlara düşündürücü bir takım sorular sorarak içlerinde var olan bilgileri bir nevi doğurttuğunu belirtmiştir.

Sokrates’in Atina halkına sorular sorarak onları düşündürmesindeki amaçlardan biri,  kendilerini bilgili olduklarını zannetmelerine rağmen aslında çok cahil olduklarını onlara gösterebilmektir. Sokrates bu sayede onların doğru bilgiyi ortaya çıkaracaklarını ve bunun sonucunda yaşamlarında iyileştirmelere gideceklerine inanmaktaydı. Bu bağlamda Sokrates kötülük denilen olgunun cehaletten kaynakladığını iddia etmiştir. Ona göre hiç kimse bilerek veya isteyerek kötülük yapmaz, dünyadaki kötülüğün tek sebebi cehalettir, biri zulüm işliyorsa sebebi zulmün kötü olduğunu bilmemesidir. Sokrates, aynı zamanda kendisine neyin yanlış ya da yapılmaması gereken bir şey olduğunu fısıldayan ilahi bir iç sesin olduğunu iddia etmiş ve insanların yaşadıkları cehalet ve erdemden yoksun olmaları nedeniyle bu iç seslerini dinleyemediklerini belirtmiştir. Sokrates’in -yol gösterici ruh anlamına da gelen- ‘daimon’ adını verdiği bu iç ses, insanın bugün vicdan olarak tarif ettiği olguyla da örtüşmektedir.

Yaşamda her zaman için doğruluktan ve erdemli olmaktan yana olan Sokrates, bu yaşam şeklinin hayata geçebilmesi için ruhun eğitilmesi gerektiği görüşünde olmuştur. Ona göre, dışsal kazanımlar ve hatta yaşamın kendisi bile iyi yaşama göre çok daha az önemlidir; zira hasta bir ruhla mutsuz ve sefil bir yaşam sürmek, hiç yaşamamaktan çok daha iyidir; yaşanmaya değer olan yaşam değil, iyi yaşamdır. Hayatın belirsizliklerle dolu olduğunu da düşünen Sokrates, insanın bir anda sevdiği kişiden, malından, mülkünden olabileceğini, haksız yere hapse atılabileceğini ya da kaza, hastalık yüzünden sakat kalabileceğini savunmuştur. Ancak ona göre ruhun temiz kalması koşuluyla insanın başına gelen tüm bu talihsizlikler görece önemsiz şeylerdir ve kişinin uğrayabileceği asıl felaket ruhunun çürümesidir. Bunun için Sokrates, adaletsizliğe katlanmanın, adaletsizlik yapmaktan çok daha az zarar verici olduğunu ve aslında adaletsizliğin kurbanına değil, adaletsizliği yapana acımak gerektiğini savunmuştur.

Platon, Ksenefon, Aristippos gibi tarihteki önemli filozoflara hocalık da yapmış olan Sokrates’in ölümü oldukça trajik olmuştur. Atina’daki egemen bir grup, Sokrates’in halka sorular sorarak onların kafalarının karıştırmasından rahatsız olmuşlardır. Sokrates’in özellikle gençlerle yaptığı sohbetlerle onları dinsizliğe teşvik ettiği suçlamasıyla onu yargılamışlardır. O günlerde Sokrates'in halk tarafından çok sevilen bir filozof olması sebebiyle, Atina halkı bu mahkemeyi yakından takip etmiştir. Sokrates çıkartıldığı mahkemede -Platon’un ‘Sokrates’in Savunması’ adlı eserinde detaylarıyla anlattığı- o meşhur savunmasını yapmıştır. Mahkemeye karşı tamamen dürüst bir savunma sunun Sokrates, inandığı doğrulardan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğini belirtmiş ve hiçbir şekilde geri adım atmamıştır. Bunun üzerine onu yargılayan mahkeme heyeti, hakkında idam kararı vermiştir. Hatta Platon’un aktardıklarına göre mahkeme, idam cezasını onaylanmadan önce hakim Sokrates'e, mevzubahis söylemlerin kendisine ait olmadığını, bu söylemleri inkar ettiğini söylemesi durumunda, idam kararını bozacağını söylemiştir. Ancak Sokrates bu teklifi reddeder ve şu meşhur cümleleri kurar:"Ben söylemedim dersem, düşüncelerimin insanlar için hiçbir önemi kalmaz. Beni idam edin, çünkü idam ederseniz, düşüncelerim sizin sayenizde bütün dünya insanlarına ulaşacak ve bundan binlerce sene sonra bile Sokrates adı biliniyor olacak."

Bunun üzerine hâkim, idam kararını onar ve Sokrates’in baldıran zehri içerek ölmesine karar verir. Bu duruma oldukça üzülen Sokrates’in öğrencileri, onu idamından bir gece önce kaçırmak isterler, hatta bunun için tüm hazırlıkları yaparlar. Ancak Sokrates böyle bir kaçışı erdemli bir davranış olarak kabul etmediği için reddeder ve öğrencilerinin hüzün dolu gözleri önünde baldıran zehrini içerek hayatına bir son verir. Sokrates’in ölümü üzerine Atina halkı büyük bir üzüntü yaşar ve neredeyse tüm halk, buna sebep olan mahkeme heyetine tepki gösterir ve onları toplumdan dışlarlar, hatta heyetten bazılarının verdikleri karardan pişmanlık duyup ilerleyen yıllarda intihar ettikleri de bilinmektedir.

Sokrates’le ilgili diğer dikkat çekici bilgiler ve anekdotlar şu şekildedir:

- Sokrates’ten günümüze ulaşmış hiçbir yazılı kaynak bulunmamaktadır: Onun öğretileri ve yaşamı hakkındaki tüm bilgileri, Platon’un kendisine başrol biçtiği diyaloglarından, Ksenophon’un Sokrates’in Savunması, Şölen ve Hatıralar gibi kitaplarından, Aristophanes’in Bulutlar adlı oyunundan ve Aristoteles’in kendisi hakkında verdiği bazı bilgilerden çıkarılmıştır.

- Sokrates kılıfı kıyafetleri ve berduş tarzı nedeniyle bir kesim tarafından alaya alınan hatta bazen fiziksel olarak saldırılan biriydi ancak Sokrates bu şekilde davrananları hiç umursamayan bir tavır sergilerdi. Hatta bir keresinde bu insanlara karşı sergilediği sabrına şaşırarak onlardan neden davacı olmadığını soranlara; kendisini tekmeleyen bir eşekten nasıl şikâyetçi olmayacaksa, dayak yediği kimseler hakkında da aynı nedenden ötürü şikâyette bulunmayacağını söylemiştir.

- Sokrates, bir aziz veya keşiş değildi böyle bir iddiası da olmadı. Tam tersine kendi zamanının diğer Yunanlılar gibi dünya nimetlerinden zevk almasını, yemesini, içmesini, gerektiğinde neşeyle şarap içmesini bilen bir insandı. Ama yine de onun bedensel zevklerle ilgili en büyük özelliklerinden biri ölçülülük, ılımlılık ve nefsine hâkimi olmaktı.

- Sokrates için bilgelik; çok şey bilmek anlamına gelmiyordu. O, bilgeliği neyi bilebileceğimizin sınırlarını çizerek, gerçek varoluşumuzun doğasını anlamak olarak tanımlıyordu. Onun meşhur “tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir” sözü bu bakış açısının bir ürünüydü.

- Bir gün ders verdiği öğrencileri ve Sokrates arasında şu şekilde bir diyalog geçtiği rivayet edilir: Öğrencilerinden biri Sokrates’e sorar: “Bir gün dahi olsa sizden ders alabilmek için yanınıza gelen herkese, niye bir gölcüğe bakıp ne gördüklerini soruyorsunuz? Bu işin öğrencilikle ne ilgisi var?”

Sokrates, bu soruya şu cevabı vermiştir: “Bu, bir imtihan. Havuzda balıkların yüzdüklerini söyleyen herkesi yanıma alır, ders halkama dâhil ederim ama havuzda kendi imajlarının aynalanmasından, kendi akislerinden başka bir şey göremeyenler, kendilerine aşık insanlardır. benim onlara verebileceğim bir ders olamaz.”

- Evli olan Sokrates karısıyla hiçbir zaman anlaşamaz çünkü karısı onun bir işe yaramayıp aylak aylak sokaklarda gezmesinden, evini ve çocuklarını umursamamasından ve pejmürdeliğinden rahatsızdır. Kısacası Sokrates hiçbir zaman karısına karşı iyi bir eş ve çocuklarına iyi bir baba olamamıştır. Hatta bu konuda karısının söylediklerini haklı bulup,  onun cevap veremediği tek kişi olduğunu söylemiştir. Sokrates kendisine, evlenmelerinin mi yoksa evlenmemelerinin mi daha iyi olacağını soran gençlere: “Evlenin, karınız iyi çıkarsa mutlu, kötü çıkarsa filozof olursunuz” cevabını vermiştir. Ancak tüm bunlara rağmen Sokrates’in karısı Xanthippe ona karşı bir sevgi beslemektedir ve Atina hükümeti onun hakkında idam kararı verdiğinde arkasından: “Seni haksız yere idam ediyorlar” demiştir. Bunun üzerine Sokrates karısına dönüp o meşhur cevabını vermiştir: Be kadın, suçlu olarak idam edilsem daha mı iyi olurdu?”

 

Ümit Akçakaya

Uzm. Psikolojik Danışman & Yazar

 

Faydalanılan Kaynaklar:

Platon (2019). Sokrates’in Savunması. Çeviren: Ali Çokona. İş Bankası Kültür Yayınları.

Russell, Bertnard (2016). Batı Felsefesi Tarihi Cilt 1. Çeviren: Ahmet Fethi. İstanbul: Alfa Yayıncılık.

Zack, Naomi (2019). A’dan Z’ye Felsefe. Çeviren: Şükrü Alpagut. İstanbul: Say Yayınları.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3357
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster