Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '16

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
64
 

Sorun bende değil sende!

Sorun bende değil sende!
 

Güneşli bir Cumartesi gününde camdan dışarıya baktığımda parlayan güneşe rağmen sokakta yürüyen insanların montlarına, kabanlarına sıkı sıkıya sarıldıklarını görünce yatağın üzerine fırlattığım, akşam giyilebilmek için seçilmeyi bekleyen kıyafetlerime dudak bükerek bir bakış attım.  Sonra da neden bu kadar düşündüğüme bir anlam veremeden yahu nasıl olsa ne giyersem giyeyim bu yeni adam için hepsi yeni kombinasyonlar olmayacak mı sanki deyip en son dışarı çıktığımda giydiklerimi giymeye karar verdim.  Galiba bir öncekinde de aynısını yapmıştım, ve bir öncekinde de.

Hem neden bu kadar önemliydi ki ne giyeceğim, sonuç belli değilmiş gibi, yine geceyi yalnız bitirebilmek icin bahaneler bulacağımı hatta yine yakın arkadaşlarımdan birine bir piyes yazıp oynatacağımı bilmiyormuşum gibi. 

Giyinirken bir yandan da düşündüm hani olur da ihtiyaç duyarsam ki bu ihtimal uzun zamandır hep var, bu akşam kendimi kime aratmalıyım acaba?  Eski ev arkadasim Hyperella’ya oynatmıştım bu rolü en son.  Yine tam da yemek bitmek üzereyken ve o malum benim evde bir şeyler içelim mi sorusunun sorulma vakti yaklaşırken kendini rolüne iyice kaptırmış olan Hyperella tarafindan ağlayan, zirlayan yüksek oktavdan bir ses ile aranmış ve telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kalmıştım.  Telefonu kapatır kapatmazda o gecenin müskül beyefendisine çok acil eve gitmem lazım en yakın arkadaşım erkek arkadaşı tarafından hırpalanmış bana gitmiş resepsiyonda beni bekliyor nidaları ile heyecan, korku karışımı bir sahne ile restorandan kaçmıştım.  Bu arada hiç de fena oynamıyorum bence.  Benim hemen çıkmam lazim deyip vale yi bile ödemeden adamın vah vah, tabii gitmelisin, ben de geleyim mi, çok üzüldüm serzenişleri arasında gözden kaybolmuş, arabanın direksiyonuna geçince de yine neden olduğu bilinmez bir huzura kavuşmuştum.  Bir başarısız randevuyu daha arkada bırakmış olmanın verdiği dayanılmaz hafifliktendi galiba bu huzur.   Restaurant da bıraktığım potansiyel aşık için üzülüyor muyum?  Hayır üzülmüyorum çünkü kendilerini çok akıllı sanan bu grup, şaşali restaurantlarda iki kadeh içip üstüne de üç course yemek yiyince gecenin sonuna doğru yapacakları scoru düşünüp bunu o kadar belli ediyorlar ki bence daha kötüsünü de hak ediyorlar.

Bu gece farklı olsun lütfen diye geçirdim içimden ayna da kendime bakarken.  Yine huylu huyundan vazgeçmiyordu.  Havanin soguk olmasina ragmen bana çoktan bahar gelmiş havasında giyinip üzerime kadifemsi bir ceket alıp attım kendimi apartmanın dışına. Taksi de üşümezdim nasıl olsa.

Bu gecenin, ilk randevuda ben bunu ne götürürüm ama gecelerinden biri  olmamasını umarak taksiye bindim.  Cihangir’e doğru yola çıktı taksi ama yine her zaman olduğu gibi yanımda nakit para yoktu ve buz gibi gece de taksiden inip ATM ye gitmem gerekecekti.  Neden şu taksilerin hepsi POS makinası kullanmaz ki ya da neden obez Amerika’da ki gibi arabadan inmeden para çekebileceğimiz ATM ler yapmazlar ki? Hayatım daha kolay olabilirdi o zaman.  Sanki hayatimda ki tek zorluk aabadan inmeden para çekebileceğim ATM makinası bulmaktı.  Işte soğuk havada kıçı açık olunca böyle saçmalıyordu demek ki insan.  Ama ATM makinası bulmak hiç de düşündüğüm kadar kolay olmadı ve götüm dondu resmen umarım bu gece bu çektiğim çileye değer diye düşündüm.  Taksiye binince mayışarak kendimi tekrar taksinin sıcak koltuğuna bıraktım. 

Alman Hastanesi’nin önüne geldiğimde küçük demirli camlarında menekşe saksıları olan küçük kafenin önünde Ceviz (bu arada cevize fena alerjim var) beni bekliyordu.  Aklımdan ilk geçen Ceviz’in düşündüğümden daha kısa olduğuydu.  Ayakkabılarımın topukları Cihangir’in arnavut kaldırımlarıyla cebelleşirken boyu ile ilgili daha iyi bir fikir alabilmek için yanında yürümeye çalışıyordum.  Ancak birilerinin  asfalt dökmeyi düşünebildiği bir düzlükte gelebildim Ceviz ile yan yana ve o anda gecenin sonunu tahmin edebiliyordum ama yine de belki boyunu kapatacak başka bir özelliği vardır diye düşünmek istedim içimde derin bir yerlerde..

Yeni tanıştığınız bir insan hakkında iki dakika içinde görebileceğiniz özellikleri kafanızın içinde yorumlamaya başladığınızda ve bu yorumlar vücut oksitosin salgılamadan birbiri ardına geliyorsa kendi iç sesinizden adami duyamayabiliyorsunuz.  Ceviz üç kere “umarım üşümüyorsundur ceketimi vermemi ister misin” diye sormuş. 

Düşüncelerimden sıyrıldığımda  Ceviz gözümün içine melun melun bakıp bir cevap bekliyordu.  Ne vardi bu kadar kısa olacak hem boyun uzun olsa yüzünün güzelliğine  ne de güzel yakışırdı. 

“Iyiyim çok iyiyim üşümem ben, koca kışı böyle ceketle geçirebilirim hiç problem değil” diye cevap verdim.

Ya bok problem değil bunun problem olmadığı zaman iki aylık kış mevsiminin olduğu, Amerika’nın en güneyindeki eyaletlerinden birinde yaşıyordun, kuş kadar beynin var o da dondu değil mi sapsal?

Gittiğimiz restaurant zifiri karanlığın bir çıt üstü, Hollywood yapımı Italya’da geçen bir filmin sahnesinden çıkmış tarzda dekore edilmiş bir Italyan restaurantıydı.  Ceviz oturabilmem için sandalyemi kibarca çekti ve hemen yanımda ki sandelyeye de kendisi oturdu.  Kısa ama centilmen diye düşündüm.  Artı bir puanı kaptı hadi bakalim.  Gecenin sonunda kaç puan toplayacak bu sabi ben de merak ediyorum. 

Şarap olarak ne içmek istediğimi de sordu bir puan da ordan aldi. Hooop iki puanı kaptin hadi.  Atladım tabii kararlı ve net olarak Rose istedim.   Daha önce hic içmemiş, iyi ya yeni bir şey öğrendin benden iyisin.  Bundan sonra her Rose gördüğünde, içtiğinde aklına ben gelirim.  Kesin.

Hemen iş güç muhabbetine başladik tabii.  Ne soracaktım ki zaten yavrum baban nereli nereden bu boyun posun temeli diye sormayı çok isterdim.  Acaba babası da kısa bir adam mıydı?  Ama annesi aşmış kendini almış adamı, riske girip bir de üstüne bunu yapmışlar. 

Demir çelik taşımacılığı yapan bir şirkette yöneticiymiş. Ben de işsizim ne iş olsa yaparım modundayım bana göre iş var mı sizin holding de demeyi cok istedim.  Bunu basarisiz romantik bir randevu dan basarili bir is görüşmesi yemeğine çevirebilmek fantastik olurdu.

Yemeklerimizi söyledik, bu arada şarabı da beğendi.   Ceviz otururken hiç de fena görünmüyordu yüzünün güzelliği boyunun kısalığına bir nebze de olsa bana unutturdu bende boyunun kısalığını düşünmemeye çalıştım yemek boyunca.  Ama hep otursak onunla hiç yan yana yürümesek mesela diye geçirdim içimden. 

Bütün gece ben konuştum.  Bu yaşa gelmiş, Viyana’da okumuş bu kadar işe güce bulaşmış holding de yönetici olmuşsun bir tane ilginç hikayen yok mu be adam içim şişti valla bu kadar bilgiyi ikici sınıf da yazdığımız kompozisyon formatında dinlerken.  Aaa bir de bir kere kısa bir evlilik geçirmiş boşanmış.  Kadın bunu çocuk yapmak için son durak olarak görmüş falan.  Aaagghhh bunaldım valla alıyorum bir puanını geri sıkıcılığından dolayı.

Ben ne anlatsam güldü ama şapşal.  Çok alemsinler havada uçuştu.  Iyi de ben zaten biliyorum ne alem olduğumu da sen ne alemlerdesin.  Neyse ki sonunda tatlı, kahve kısmına gelebildik hay Allahım yaa.  Tatlıyı da ben seçtim iyi mi?  Ben bununla ilişki yaşasam bunun donunu da ben seçerim Allah bilir.  Tramisu söyledik bir tane, garsonunun getirdiği uzun ince göründüğünden daha ağır olan tatlı kaşıklarımızla tatlımızı da paylaştık.  Kahveler de içildiğine göre artık hesabı ödeyip herkes kendi yoluna gidebilir diye bir rahatlama çöktü içime.  Hesap geldiğinde yine alışkanlıktan mıdır altta kalmak istemememden midir nedir atlıyorum kol gibi hesaba.  Atlama kızım bir kerede altta kal ne olur.  Bir daha görmeyeceğin bir adamla yemek yiyorsun ne diye hesaba atlıyorsun işin yok gücün yok.  Bırak o kol Ceviz’e girsin.  Neyse ki Ceviz bir kez daha centilmenlik yapıp hesabı elimden alıyor da küçük bir servet odemekten kurtuluyorum.  Centilmen Ceviz kaptın üç puanı da buradan hadi!!

Çıkıyoruz restaurant dan sonunda.  Hala soguk, buz gibi dışarısı ama bir şişe şarabı devirince geldiğim de hissetiğim soğuğu  hissetmiyorum artık.  Taksi durudurabilmek için yine Alman Hastanesi’nin oraya doğru yürüyoruz.  Yine topuklarım cebelleşiyor bu arnavutlarla ama bu sefer centilmen beyimize de bir cesaret gelmiş yanımda yürürken  koluma giriyor. 

Kibarca yemek ve aksam için teşekkür ediyorum, ayrılmaya hazırlanıyorum ya.   Ama bizimkisine cesaretten öte baska şeyler daha gelmiş galiba.

“ Daha geceyi bitirmeyi düşünmüyorsun değil mi” diye soruyor.  Düşünüyorum tabii yaklaşık üç saattir düşünüyorum valla demek geliyor içimden ama

“ Saat 11.30 oldu 12 den önce evde olmalıyım yoksa taksi balkabağina döner” diye kötü bir espri yapabiliyorum sadece.

“Benim arabam şurada bana gideriz diye düşünmüştüm.” Uyanık seni ama yemezler geri aldım verdiğim 5 puanı eksi bir de şapşal. 

“Senin evin karşıda değil mi?”

“Evet.”

“Benim ki Şişli’de neden sana gidiyoruz, yarın sana iş yok galiba?”

“Yarın benim dişçi randevum var saat 8.30 da”

“Bak ne güzel sen de erken kalkacaksın benim de yarın 9.00 da iş görüşmem var.” deyip aklıma ilk gelen yalanı söylüyorum.

“ Olsun ben seni sabah 6.00 da eve bırakırım.”

Ay parçalarim ben bunu valla.. 6.00’da beni bırakırmış zahmet olur canım yaa.  Israrcılık da sınır tanımam diyor.  iki puan daha siliyorum bu salaktan eksi üç oldu.

“ Bu akşamlık burada bitirelim hafta sonu için daha uzun uzadıya bir plan yaparız.  Erken kalkmam gerektiğinde kendi yatağımda uyanmayı tercih ederim” diyorum.

Suratı asılıyor ama diyecek bir şey de bulamıyor.

Taksiler de bir bir geçir önümüzden artık dayanamıyorum elimi kaldırıp birini duruduruyorum ve hooopp taksinin içine sardunya gibi atıyorum kendimi yüzüm ona dönük zafer mutluluğu ile dolu olarak.

O zaman konuşalım arayacağım seni gibi bir şeyler söylemeye çalışıyor bense uzun bir byyyeee çekiyorum ona taksi haraket ederken.

Apartmanın önündeyim sonunda.  Resepsiyonun önünden geçerken resepsiyonistimiz Rus sevgilisiyle evlenme planları yapan, bunun için de üç işte birden çalışan bizim cevval ve azimli Gökhan’a selam verip önünden geçiyorum.  Asansöre biniyorum acaba ne düşünüyor benim hakkımda şu an diye merak ederken.

Eve donus hali; Single

Iliski Durumu; Hala Single

Ceviz'in Durumu; Umutsuz

Gecenin Puani; -3

Suursuz American

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 56
Kayıt tarihi
: 03.02.16
 
 

Daha önceleri kendim için yazdığım yazılarımı ailemin ve arkadaşlarımın desteği ile blogumda payl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster