Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
561
 

Sosyal Adalet(!)

Sosyal Adalet(!)
 

 Tarih insanla başlar. İlk insan olan Adem (aleyhisselam)’dan bugüne kadar, insanoğlu doğru veya yanlış bir dava peşinde koşmuştur. Bu uğurda birçok canlar ve mallar feda edilmiş ve bazen birbirlerine galip gelmişlerdir. Peki, davanın doğruluğu ve yanlışlığı neye göre belirlenir?
 
İnanıyoruz ki, ilk insandan bugüne kadar her zaman hak ile batılın, iman ile küfrün savaşı verilmiştir ve kıyamete kadar verilmeye de devam edecektir. Hristiyan tarihçilerinden, Ch. Mills, Fransa Kralı birinci Philippe’nin torunu olan Bohe Mond’un mide bulandırıcı bir gaddarlığından söz ederken;
“Antakya’da Bohe Mond birkaç Türk esirini boğazlattı; herkesin gözü önünde kızarttı. Sonra seyredenlere seslenerek, iştahını tatmin etmek için geldiğini söyledi.” (Ch. Mills Haçlı Seferleri Tarihi S.183) Sözde modern dünyanın temellerini attığını iddia eden batı medeniyetinin, haçlı seferlerinde yaptıkları bu vahşetin haricinde, Endülüs deki Müslümanların katl edilişi, Yahudilerin Filistin de yaptıkları soykırım ve vahşet, Amerika’daki yerli ve Fransızların Cezayir soykırımları, köle ticareti, Engizisyon vahşeti, İngilizlerin Hindistan katliamları ve daha sayamadığımız birçok örnekleri mevcuttur. 
 
Bunun yanı sıra aynı dönemlerde iman sahiplerinin yaptığı uygulamalardan da birkaç örnek vermek gerekirse;
Hazreti Ömer’in Kudüs’te yaşayan zımnilere tanıdığı haklar, Sultan Alparslan’ın Bizans İmparatoru Romen Diognes’i serbest bırakması, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fetih ettiği zaman, Bizans halkına hitaben;
“Bütün halka söylüyorum ki, bugünden itibaren artık ne hayatınız, ne mallarınız, ne namusunuz ve ne de hürriyetiniz hususunda, benim ve askerlerimin gazabından korkmayınız.” Buyurması, (N. İorga, Geschichte Des Osmanischen Reiches S.32-33) Yine aynı şekilde, Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’ü fetih ettiği zaman, yerli halka tanıdığı haklar, Çanakkale Savaşında Türklerin, küffara verdikleri tarihi insanlık dersleri, en güzel örneklerden sadece bir kaçıdır.
 
Tarih açıkça göz önüne sermektedir ki, batının aksine dedelerimiz hakka bağlı özleriyle, ilim, irfan, medeniyet yaymak için çalışmışlardır. Hiç kimseye zulüm etmemişlerdir. Ecdadımız, her dönemde büyük, kibar ve efendi olarak dünya tarih sahnesine girdiler ve öyle yaşadılar. Hata ve yanlışlar pek çok olabilir fakat tarihimiz boyunca bir tek adilik, küçüklük ve çirkinlik gösterilemez. Bize tarih boyunca pek çok alçaklık edilmiştir. Fakat biz asla… Bizim tarihimiz, düşmanlarımıza bile göstermiş olduğumuz, merhamet ve adalet ile doludur.
 
Bu özellikleri ile adım attıkları her yere sosyal adaleti getirmişlerdir. Sosyal adalet, toplumun ahenkli ve kişiler arasında, düşmanlık ve nefret bulunmaması için gerçekleştirilmesi gereken bir husustur. Toplumu bölmek değil, bütünleştirmektir. Tembellikten uzak tutup, çalışmaya yönlendirmektir. Herkesin çalışması; bilgi ve kabiliyeti ve gördüğü işe göre hakkını alması; kimsenin ezilip sömürülmemesi; en küçük işi görene dahi hakkının verilmesi demektir. Sosyal adaleti hakkı ile gözeten toplumlar, ahlak kuralları ve disipline bağlı kalarak, her durumda en iyi olmaya adını yazdırmış olur. Sosyal adaleti en iyi ve en verimli olarak sağlayan kuvvet, elbette ki İslam ahlakıdır. 
 
İslam ahlakıyla yoğrulmuş dedelerimiz, birbirlerinin kardeş olduklarına inanır, birbirlerini Allah rızası için sever, farklı inançta olanların mallarına, canlarına, ırzlarına saldırmazlardı. Birbirleri ile yardımlaşarak, her türlü bölücülüğü önlerlerdi. Çalışan her insana hakkını verirler, herkesin mülkünü korur, kimse kimsenin malına, mülküne dokunmazlardı.
 
Tarihimiz gösteriyor ki, sosyal adaleti anlayanların ve isteyenlerin İslam ahlakına hayran olmaları gerekir. Nitekim ecdadımız da sosyal adalete bağlı kaldığı müddetçe, tarihinin en parlak evrelerini yaşamıştır. Bugün Avrupalıların, doğru işler yapabilmeleri bilmeden de olsa İslam ahlakına uydukları içindir. Doğruluk, temizlik ve çalışmak İslam ahlakının esaslarındandır. Dinsiz bir toplum bile, İslam ahlakına uygun yaşarsa, dünyada rahat eder. Günümüz batısı bunun açık bir örneğidir. Davamız hakiki adaleti getirecek olan,  İ'la-yı Kelimetullah ve Nizam-ı Alem yani Allah kelamını, sancağını yaşama ve yaşatma davasıdır. 
Bu davaya mensup olmak isteyenler, dedeleri gibi, şekil verilen değil şekil veren kimseler olmalıdır. Hak yolda yürüyen, yürüten kişiler olmalıdır. Mazlumun gözyaşını silen, zalimin karşısında dikilen, milletine dava yoluyla candan bağlı, inancı, kültürü, töresi, İslam ahlakıyla yaşayan fertler olmalıdır.  
 
Bu yolda yürümek isteyenlere selam olsun… 

http://www.instagram.com/halil_ibrahim_arvas/

http://twitter.com/hi_arvas

http://www.facebook.com/hi.arvas

www.ilimotagi.com

E Ruhi YALÇIN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ellerinize kaleminize sağlık çok güzel bir şekilde örneklendirmede bulunmuşsunuz. Yazılarınızın devamını bekliyoruz

Mehmet Oğuz Akgül 
 27.11.2017 1:40
Cevap :
Faydamız olabildiyse ne mutlu bize.. Teşekkür ederim..  27.11.2017 2:41
 

Olağanüstü bir yazı olmuş.. Ellerinize sağlık..

Hanifi Er 
 26.11.2017 21:44
Cevap :
Çok teşekkür ederim..   27.11.2017 2:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 345
Kayıt tarihi
: 18.10.17
 
 

"Genç Arkadaş" Kitabının Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster