Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
612
 

Sosyalizmin insanseverliği hurafesine özgürlük penceresinden bir bakış

Sosyalizmin insanseverliği hurafesine özgürlük penceresinden bir bakış
 

İkisi de sosyalistti...


Sosyalizm gerçekten insancıl mıdır?

Burada sosyalistlerin insanı öncelediklerine dair  romantik efsaneden bahsetmiyorum. Burada, sosyalizmin özelliğinden bahsediyorum.

Sosyalizm insanı önceler mi? Endişesi gerçekten insanın kendisini gerçekleştirmesini sağlamak mıdır?

Bu iddia Marx’a dayanmaktadır. Önce sosyalizmin ne anlama geldiğine ve daha sonra insanı öncelemenin ne olduğuna bakmamız gerek.

Sosyalizm, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği en  genel tanımıyla “üretim araçlarının kolektifleştirilmesi” demektir. Bazıları bu kollektivitenin “devlet”, bazıları “toplum” veya “halk” olduğunu  söyler. Üretim araçlarının herkese ait olması demek servetin de  paylaşılması ve gerçek demokrasinin kurulması anlamına gelmektedir. Böylece mallar ve oylar halka dağıtılmış ve herkesin, her şeyi olmuş olur.

Üretim araçları herkesin olduğunda, artık refah ve egemenlikle ilgili sınıf farklılığı ortadan kaldırılmış, eşitlik sağlanmış ve gerçek demokrasi kurulmuş olur.

Öncelikle başlangıç noktamızı sağlam tespit etmişsek, bu başlangıcın bizi nereye götüreceği konusunu tartışmaya başlayabiliriz.

Üretim araçlarının  bireylerden alınıp topluma veya devlete devredilmesi sayesinde, ürünlerin de topluma devredildiği düşünülür. Marx üretim araçlarını, yani fabrikaları ve içindeki makineleri  topluma devretmeyi düşünürken aklındaki aslında ürünlerin herkesin ulaşabileceği bir hale geleceğiydi. Yani o, refahı,   ürünlerin herkes tarafından elde edilebilmesi olarak anlıyordu. Öyle ki madem ürünler kapitalist üretim biçimiyle bir kere  üretilmeye başlamış ve hep böyle üretilmeye devam edecekti, bütün mesele, üretilen şeyleri paylaştırmaktı.

Mesele şu ki kapitalistlerce üretilen malları üretenler, makineler değil insanlardı. Dolayısıyla bir “üretim biçimi”, insan ilişkilerini değiştirmekle otomatik şekilde değişip süremiyor, sürdürülemiyordu. Bir ayakkabı fabrikasını millîleştirdiğinizde, kendi kendine çalışan bir “millî fabrika” elde edemiyordunuz. Çünkü makineleri çalıştıran şey, “üretim biçimi” denen bir otomatizm değildi. Makineler, ideolojileri öğrenerek üretim yapmazlar.

Üretim bir insan eylemidir. Ve her eylem bir değişiklik arzusuna dayanır. Her değişiklik arzusu da daha iyiye yönelme güdüsüne dayanır. Marksistlerce “kâr güdüsü” diye açgözlülükle ilgilendirilmeye çalışılan şey budur. Bu, insan tabiatının bir parçasıdır.

Üretim araçlarının, yani fabrikaların ve makinelerin insanların elinden alınması halinde ne olur? İnsanlar gene aynı şekilde üretmeye devam eder mi? Marx böyle olacağını, çünkü işçilerin kendilerine ait makineleri çok daha şevkle kullanacağını iddia ediyordu.

Bir makinenin belirli hiçbir sahibinin olmaması demek onunla üretilen şeylerin de belirli bir sahibinin olmadığı anlamına gelir. Bir ürün niçin üretilir? Sosyalistler buna derhal kendi sözde bilimselliliklerinin dayanağı olan ihtiyaçlar hiyerarşisiyle cevap verebilir. Oysa  böyle bir hiyerarşinin olabilmesi için insanın tercih yapamayan bir hayvan olması gerekir. Velev ki böyle bir hiyerarşi olsa bile hangi ürünün  hiyerarşinin neresinde olduğunun tespit edilmesi mümkün değildir.

Veya… Kollektifleştirilmiş makinelerin üretiminin ihtiyaçlar hiyerarşisine göre yapılması, insanlara neye ihtiyaç duymaları gerektiğine karar veren başka bir hiyerarşik yapının kurulmasını gerektirir.

Üretim araçları toprakta, kendiliklerinden bitmezler. Onlar bireysel yaratıcı zekâların ürünüdürler.  Üretim araçlarının kolektifleştirilmesi, onları yaratacak zekâların da kolektifleştirilmesi gereğini ortaya çıkarır.

Buraya kadar her şey normal gibi görünmektedir. Öyleyse neden insanlar kendiliklerinden sosyalizme yönelmemekte, hâlâ kapitalizmin sömürüsünü sürdürmektedir?

Adına sosyalizm denen ideolojinin, üretim araçlarını kolektifleştirmek, ortaklaştırmak hedefi, öncelikle,  yaratıcı zekânın yaratma işinin de kolektifleştirilmesi demektir. Bu noktada yaratıcı zekâ, bir birey olarak toplumun malı haline getirilir.  Bireyi, hele zekâsıyla çok şeyi değiştirebilecek bireyi, toplumun kayıtsız şartsız emri haline getirmenin adı ise “köleliktir”. Sosyalizm, bütün özgürlük ve bireysellik iddialarının aksine, sözde hedeflediği refaha ulaşmak için belirlediği yöntemin daha en başında, insanı köleleştirir.

Yaratıcı zekânın, toplumun esiri edilmesinden sonra, onun meydana getirdiği üretim araçlarını kullanan insanların, o araçları nasıl kullanmaları gerektiğini, onlara toplum adına emredecek birilerinin olması gerekir. Aksi takdirde, mesela bir torna tezgâhını işleten herhangi bir işçi, onu kendi bireysel menfaati için kullanmaya başlayabilir.  Bireysel menfaatin, doğrudan doğruya ahlâksızlık sayıldığı bir rejimde, işçilerin herhangi bir amaç gütmesi mümkün değildir. Onların yapabileceği tek şey, toplumun kendilerine bürokratlar vasıtasıyla emrettiği şeyleri üretmektir. Sosyalizm, üretim araçlarını kolektifleştirerek bireyi özgürleştireceğini iddiasında, ikinci aşamada,  sözde  kurduğu  proleter diktatörlüğünde proleterleri köleleştirir.

Son aşamada, sosyalizm, ürünlerle ilgili emir komuta zinciri ile kaçınılmaz şekilde tüketicileri de köleleştirir. Çünkü neyi tüketmeleri gerektiği, üretimin emir komuta altına alındığı daha ilk aşamada belirlenmiştir.

Çünkü sosyalizm,  yaratıcı zekâların, işçilerin ve tüketicilerin, “Kendi bilgilerini, temel haklara riayet kaydıyla, kendi bildikleri gibi kullanabilmek” hakkını, onların elinden alır, yani özgürlüklerini…

Bunun böyle olmayacağını, sosyalizmin anlamının bu olmadığını söyleyecek olanlar, ya sosyalizmin tanımını veya sonuçlarını yanlışlayabilmelidirler. Eğer sosyalizm üretim araçlarının kolektifleştirilmesi anlamına geliyorsa, bunun sonucunun özgürlük olamayacağı ve uygulandığı her yerde de özgürlüğü ortadan kaldırdığı ortadadır.

Kendilerini özgürlük kahramanı olarak tanıtan Afrikalı liderlerin tamamının  neden vahşi diktatörler olduklarını merak ediyorsanız, ülkeleri için uygun gördükleri ideoljinin ne olduğuna bir göz atmanızı hararetle öneririm.

Bir zehrin tabiatını niyetinizin iyiliğiyle değiştiremezsiniz. Bir silahı ağzınıza soktuğunuzda, tetiği çekerseniz, hep aynı sonuca ulaşırsınız: Ölürsünüz.  Ve sosyalizm, üzerine şeker yazılmış bir tüfekten başka bir şey değildir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Genelde yazınızı beğendim. İhtiyaçlar hiyerarşisi ve insanın tercih yapamayan hayvan olması gibi konular birbirine karışmış. Orada daha açık ve net bir ifadeyle kendi kişisel fikrinizi ortaya koymanızı beklerdim. Ben örneğin "doğal" ihtiyaçların "ekonomik talebi" belirlediğini, belirlemesi gerektiğini ama bu talebin serbest piyasa ortamında fazlasıyla manipüle edildiğini düşünüyorum.Sosyalist uygulamada ihtiyaçların belirlenmesi konusunda bence büyük bir sorun yoktu. "konular ve kavramlar birbirine karışmış" şeklindeki eleştirim biraz fazla olmuş, o eleştiriyi geri alıyor ve özür diliyorum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 08.10.2011 9:21
Cevap :
Estağfurullah efendim. İhtiyaçlar hiyerarşisiyle ilgili açıklama kısa kalmış olabilir haklısınız. Mesele şu: İhtiyaçlar hiyerarşisi kavramı, doğada barınaksız ve yiyeceksiz çırılçıplak doğup da bunları sağlayamadığı takdirde ölen bir canlıyı tasvir eder. Bundan dolayı insan gerçekliği ile ilgisi zayıftır. "Doğal ihtiyaçlar" artık modern insan için sorun teşkil etmemektedir. Çünkü insanlar "temel ihtiyaçların" sizin doğal ihtiyaç dediklerinizi hızla ve ucuzca karşılamanın yollarını bulmuşlardır. Eğer serbest piyasa olmasaydı bu ihtiyaçların ucuza sağlanması için bir yol aranmazdı, çünkü rekabet olmazdı, çünkü rekabeti yaratacak maliyet olmazdı, çünkü serbest piyasanın olmaması demek kaynak m ve sermaye malı malı miktarlarının tüketimle azalışını mukayese edeceğimiz bir iş bölümü ve çoklu üretim sistemi yani piyasa olmazdı. İşte sosyalizm bu yüzden maliyet hesaplayamaz ve külliyen israftır ve vatandaşlarını fakirleştirir, aç bırakır.. Saygılar.  08.10.2011 17:00
 

Düşüncelerinizin tamamına maalesef katılmıyorum. Bence konular, kavramlar birbirlerine biraz karışmış ancak sosyalizmin gerek teoride ve gerekse de uygulanan pratikte insana, bireye saygı duymayan ve onun özgürlüğünü sınırlayan hatta tamamen yok eden bir sistem olduğu konusunda hem fikirim. Her şey bir yana komünist parti tarafından temsil edilebileceği varsayılan proleterya diktatörlüğü bile ideolojinin insana karşı ne kadar mesafeli durduğunu yeterince göstermektedir. Her diktatörlük gibi sosyalizm çöktü ki bu da iyi oldu. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 07.10.2011 13:24
Cevap :
Karıştığını düşündüz yerleri belirtir ve doğrusunu izah ederseniz yararlanırız. Vakit ayırdığını için teşekkürler, saygılar.  07.10.2011 17:06
 

domates almamdaki tek ihtiyac karnimin acikmasi..:)) da bunun bu konuyla ne ilgisi var..ha siz eger burdan uretim iliskilerine gelecekseniz zahmet etmeyin oraya burdan gelmenize gerek yok..hatta soyel yapalim en iyisi siz bir konu belirleyin onun hakkinda siz yazinizi yazin ben de yazayim..boylelikle daha saglikli bir tartisma yuruturuz..cunku yazdiginiz seylerin cevabi makalede degil dogrudan kapitalin kendisinde bulunuyor..o yuzden parca parca gidelim..mesela siz diyin marks ve ozgurlukler sorunu, ya da ne biliyim mark ve sinif tahlili..ben aksini ispatlamaya hazirim..gerci siz benim daha bir sayfa yazacagima inanmiyorsunuz ya neyse :))

Hasan Ozgur YILDIRIM 
 07.10.2011 0:10
Cevap :
Soru gayet basitti aslında... Domates alışverişi bir iktisadi eylem olarak marx'a göre nasıl izah edilir? Manav sizin aç olduğunuzu umrusadığı için mi Adana'dan domates getirtir? Önce basitten başlayalım. Domates alınıp satılırken daha adil bir alış veriş yöntemi marx'a göre nasıl olmalıydı? Domates fiyatının belirlenmesini Marx'a göre nasıl yapardınız? Marxın fikrleri daha ucuz ve fazla domates yememizi sağlar mıydı? kapitalde hiç biri yok o bakımdan :) Kapitalde olmayan şeyden bahsediyorum zaten "iktisattan" :) Bilmem anlatabiliyor muyum?  07.10.2011 17:14
 

ha bi de su iddaali laflari birakalim lutfen..''sinifsiz toplum yoktur", ya da yaziniz icin soylediginiz "Marksizmin sosyalizmin baska pratikler doguramayacaginin ispati" gibi..Dunya 150 yildir tarisiyor, bugunbile bircok kapitalist ekonomist Marks in hakliligina dikkat cekiyor ama siz yazdiginiz bir sayfa yaziyla herseyi aciklamis ve hatta ispatta etmis oluyorsunuz oyle mi? wallahi tebrikler nediyeyim.

Hasan Ozgur YILDIRIM 
 06.10.2011 22:20
Cevap :
:)))))) Saçmalıkları sayfalarca yığmakla doğruya ulaşılamaz, Marx'ın yaptığı gibi. Bana marx'tan ne anladığınızı bir sayfayla anlatın desem yapamazsınız, kabahat sizde değil Marx'tadır çünkü yazdığı hiç bir şeyin akla ve mantığa ve gerçeğe uyan tek bir satırı yoktur. Domatesi manvdan aldığınız sürecin sınıfsal açıklamasını ve emek değer hurafesine göre izahını yapabilir misiniz? Yapamazsanız üzülmeyin, çünkü sizin domates alırken gözettiğiniz ilkeleri Marx bilmiyordu :) Her zaman beklerim, vakit ayırdığınızı için teşekkürler ve saygılar.  06.10.2011 23:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 336
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 488
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster