Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '17

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
384
 

Su gibi aziz ol!

Su gibi aziz ol!
 

Su gibi aziz ol!


“Su gibi aziz ol.” der büyükler bir bardak su ikram ettiğinizde. Su gibi aziz olmak… Ne güzel anlatmış Mevlana Celaleddin-i Rumi su gibi aziz olmayı şu sözleri ile… “Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez... İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın... Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece. Suyun yanında olanlar  suyu  en az içenlerdir. Çünkü su nasılsa burada,  lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düşünürler... 

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden  su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...

Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez… Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil! Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil!  Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,  ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin! Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin! Su yüce Allah’ın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... 

Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,  su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de kıyametler koparıcı olabileceğini unutma... Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil! Vadiler varken önünde ve ovalar varken,  yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene. Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe... Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi... Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak... Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan  konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan  birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken şu değil mi? 

Düşüneceksin ne  zaman  ne söyleyeceğini.  Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,  kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin  anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini... Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin... Ve konuşmak için en uygun  zamanı bekleyecek, en az  ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde  olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin! Demeyeceksin ki, ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda! Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!

Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın, ama maalesef de-ğil... Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç? Ve ya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,  beyni olan her yaratık gibi!

Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün ve kendini su gibi hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla... Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini; girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Vazgeçilmez ol!”

Not: Susuz aşk yaşanmaz (Cağaloğlu yayınevi, 2017) adlı kitabımdan alınmıştır

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 180
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 173
Kayıt tarihi
: 12.12.13
 
 

Prof. Dr. Hamdi Temel, 1966 yılında Sorgun'da doğdu, İlk ve orta öğretimini Sorgun'da tamamladı v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster