Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
148
 

Suriyeli Mültecilerle beraber tükenirken..

Suriyeli Mültecilerle beraber tükenirken..
 

Başbakanımız Sayın Davutoğlu geçenlerde yine adeta, topluma müjde verircesine, yeni 70000 mültecinin gelmek üzere olduğunu ifade etse de milletin içinden bu göç dalgasına karşı ne hissettiğini tahmin etmemek mümkün değil.

Kendi yağımızla kavrulup giderken bir baktık bir rüzgarın peşine kapılıp gidiyoruz. Yine bize, milyarlarca doları, ilerde bizim başımıza aynısı gelse bizim için parmağını oynatmayacak hatta tarihte örneklerine bakıldığında; bize kolayca düşmanlık edebilecek bir ulus için -işin en tatsız kısmı da bu- feda etmeye devam etmek düşecek. Bu büyük bütçe açığını gidermek için artırılan harçlar vergiler, cezalar. Harcadığımız o milyarlarca dolarlara ilave kapıda bekleyen milyar dolarlık masraflar.

Kızılay'ın zor zamanlar için hazırda beklettiği ancak artık önemli miktarı mültecilere tahsis edilen çadır stokları, aşı-ilaç  stokları. Üstüne üstlük artan hastalık ve terör riski, kişi başına giderek yetersizleşen doktor sayısı.

Yani süreç Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları aleyhine işliyor. Terör iyice arttı ve Rusya ile yaşanan kriz ve tarım- turizm sektörünün aldığı darbe de yüzlerce binlerce aileyi iflasın eşiğine getirdi.

Paylaşılan pasta aynı hatta, azaldı ancak biz habire;  pastayı paylaşacak kişi sayısını süper miktarda artıracak bir politika sergiliyoruz. Üstelik 3 milyar Euro için esasen Avrupa'nın rahatı için Türkiye'ye yönlendirilen gelmekte olan, gelecek olan binlerce ilave mülteciyi de ülkemizde, "bakın biz mültecilerimize çok iyi bakıyoruz" diye gururlanacak kadar kaliteli hizmetlerle barındırıyoruz.

(Ha bu arada unutmadan, 3 milyar Euroluk anlaşma ilk yapıldığında, AB nin hiç ödeme yapmaksızın gelecek bütün mültecileri Türkiye'de tutmak için türlü bahaneleri rahatça bulabileceğini arkadaşlarıma söylemiştim. Maalesef, bu tahminim de doğru çıkıyor. Geçen gün İtalya yardımı veto etti onu ikna ettiler. Güney Kıbrıs ta siyasi nedenlerle  Türkiye' ye sürekli veto uygulayacağını baştan bildirmiş zaten)

Bu hizmetler ister 10 lira olsun ister 10 milyar dolar. Bu yapılan hizmetlerin bedelini kim ödüyor?

Biz ödüyoruz. Artan harçlar, vergiler, cezalar, kurban bağışları vs. Boğazımızdan kesip, aynı duruma biz düşsek bizim için parmağını oynatmayacak, yağmurlu günde bir bardak su vermeyecek insanlar için fedakarlıklar yapıyoruz..

Çok yazık. İçimizden pek gelmediği halde, artık çok da rızamız olmadığı halde Milyonlarca kişiyi ağırlıyoruz.

Denizlerde boğularak ölen mülteciler, savaşta bombalanan kişiler, aç mülteciler...

Dünya; Arap ülkeleri dahil sadece bizi izlerken, timsah gözyaşları dökerken, tek kuruşunun hesabını yaparken kendi vatandaşlarımızın çıkarları - ki herşey maddiyat değildir demografik dengesizlik, güvenlik zafiyeti, sağlık sorunları konularını da düşünelim -  adeta mültecilerin rahat ve huzurlarından sonraya  kalmaya başlıyor. Kasten değilse de Suriye iç savaşının başlarında yapılan hatalarla iş giderek o raddeye geliyor.

Bu fedakarlıkları elbet mecburiyetten ve ülkenin işçisi, emeklisi, memuru olarak büyük zorluklarla yapıyoruz. Her ne kadar sayın Başbakanımız " Milletimle gurur duyuyorum hiç tepki göstermiyorlar" dese de, bunca mültecinin ülkemize sorgusuz sualsiz, kayıtsız şartsız ve belki de ebediyyen kabul edilmiş olması, toplumda giderek daha fazla hoşnutsuzluk yaratıyor.

Çünkü farkındaysanız insanlarda ilk mülteci akınlarındaki yardım hevesi azalmış,  son aylarda neredeyse çevrede hiç kimseden mültecilere yardım edeceğine ilişkin tek söz duyulmuyor. İnsanlarda yardım imkanı ve şevki kalmadığı gibi mültecilere, yani ekonomiye hemen hemen hiçbir katkısı olmayan ancak, çocuk üretiminde çok hızlı olan bu eğitimsiz insan topluluğuna  vergilerimizden giderek çok önemli miktarlarda pay ayırmak zorunda kalınması, cari tüketimlerin dışında ülkemize yapılacak nice okul hastane, enerji vs yatırımların bu nedenlerle yapılamıyor olduğunun bilinmesi sonucunda toplumumuz, mültecilere duyduğu insani sempatiyi de yoketmeye  başlıyor. Çoğu kişinin "yardım yapacaksam kendi insanıma yaparım " dediğini bizzat kendim duydum.

İnternet çağında;  boğularak, vurularak ya da açlıktan ölen her mülteciden her ülkenin haberi var ancak Avrupa'da olsun Ortadoğu'da olsun hiç bir devlet kendi vatandaşının önceliğini başka hiçbir konu ya da kimseye vermiyor.

Ortada olansa sadece ha bire zaten kendileri yardıma muhtaç ve vereceği hiçbirşey kalmamış olan insanların duygusal ve gerçekçilikten yoksun yaklaşımlarla yardıma yöneltilmeye çalışılması, yabancı ülke ve kurum liderlerinin pohpohlamaları,  -AB dönem  Başkanı Mark Ruttle'nin Türkiye övgü içeren beyanatı gibi- boş kuru laflar.

Bu kuru övgülerle ne yapabilirsiniz ki? Bu övgülerle mülteci dolu sokakları, parkları, artık kokmaya başlayan otogarları hastaneleri boşaltabilir misiniz? Bu laflarla ülkem bütçesine 1 lira ekleyebilir misiniz? Bu laflarla artan suç oranını düşürebilir, güzelim ülkenin görüntüsünü 4-5 yıl önceki haline getirebilir misiniz? Hergün en az 1 tas çorba 1 ekmek 1 su tüketmek zorunda olan ve sayıları her saat bilemediğimiz kadar artan mültecilere 1 tas çorba daha verebilir misiniz? Hayır. Maalesef kuru övgü ve sırt sıvazlamalarının, yabancı misafirlerin vergilerimizi feda ederek kurduğumuz şehir büyüklüğündeki sığınma kamplarını gezip " aferin aferin " anlamındaki yaklaşımlarının bize hiçbir somut yararı yok. Başımıza aldığımız bu mesele yine bize kaldı. Doyurulması gereken milyonlarca aç yurtsuz insan. Milyonlarca kap çorba ekmek yemek su.

İşin en berbat tarafı da baştan hiç mülteci almasanız size pek ses etmeyecek olan BM, AB üyesi ülkeler ve diğer ülke ve kurumların liderlerinin, bu defa bizim vergimizle bize kabadayılık yapmaları. Yani mültecilere hizmet kalitesi düşse ya da artık mülteci alamayacak hale gelsek BM ve tuzu kuru gelişmiş Avrupalı Arap ülkelerinin bizi hemen eleştirmeye hazır tutumları.

Mülteci krizinin başından beri içimde birikenleri yukarda sıraladıktan sonra; sonuç olarak, yukardaki yazımı okuyunca gösterilebilecek bazı tepkileri şimdiden cevaplandırmadan yazımı bitirmek istemedim.

Bazı insanlar içlerinden gelen iyiniyetle ya da politik güdülerle ne kadar mülteci gelse gıkını çıkarmaz ya da " biz de o hale gelebilirdik. İnsaniyet nerede vs. diye sormayı çok sever. Sorun bakalım. Cevapları sevmeyebileceğiniz de düşünün ama önce.

1. Biz petrol veya başka bir enerji, doğal kaynak zengini değiliz. Kaynakları sınırlı nüfusu kalabalık bir ülkeyiz.

2. Tarih, Arap ülkelerinin maalesef bırakın biz darda iken yardımını -Belki onlarca Türk'e ya da münferit şekilde yardımları vardır-  Batı ülkeleriyle birlik olup bize saldırmalarına dair hatıralarla doludur. Araplar, iş son raddeye geldiğinde her zaman Arap olanı hatta ondan da önce en güçlüyü -ABD ve Batı ülkelerini- tercih eder onun dışında, asla bir Türk'ü tercih etmez.

3. Yardım güç ile orantılıdır. Gücünüz yokken insanlık için -hiç karşılıksız-  yardım kısa süre sonra yardım yapanı yardım arar hale getirir. Boğulan kişiye el uzatanın bir süre sonra kurtarılmaya muhtaç hale gelmesi gibi.

4. Yardım yapılacaksa bunun için de yüce dinimize dayanılarak yardım talep ediliyorsa üzgünüm; dinimizde de kendi evinin içi dururken önceliği komşuya vermek diye bir konu yoktur. Yani daha açıkçası, bir baba kendi çocuğunun hayatını geçimini komşu çocuğuna feda edemez. Çok fazla, artan bir geliri varsa ailesinin ihtiyaçları yerine gelmişse ancak o zaman sıra komşudaki, mahalledeki, şehirdeki açlara gelir.

5. Hiçbir insan gözünün önünde bir başka insanın öldürülmesine seyirci kalmamalı elbet. Bu anlamda, Macaristan'ın sınırına tel çekip elektrik vermeyi uygun görmesi, Yunan Sahil Korumalarının denizdeki mülteci botlarını batırması, bazı ülkelerin sadece üniversite mezunu kariyer sahibi bir kaç yüz kişiyi yardıma layık görmesini eleştiriyor olabiliriz tabii ki ancak yardımın da bir hesabı bir sistematiği planı olmalı. İnsanların iç dünyasında rızası onayı ile yapılmalı ve  bir ulusa bunca pahalıya patlamamalı. En güzeli de illa ki bir dönüş opsiyonunu da içinde barındırmalı.

İlla yardım yapılması planlanıyorsa bu da "herkesi alacağız geri çevirmeyeceğiz" şeklinde insanları adeta teşvik edecek şekilde ve ülke içine serbest geçişlerine izin verilecek şekilde olmamalı. Başbakanımızın ilk başlarda açıkladığı "100 bin kişilik kırmızı çizgi-  aşıldığında gelenler için sınırımızın dışında en azından hemen sınırın içindeki 5 kilometrelik alanda kalmalarını sağlayacak yerleşimler oluşturulmalıydı. Mülteci kampları ülkemizin içinde şehirlerin nüfus yapısını bozacak şekilde olmamalıydı.  

Hepsi kadar önemlisi de belki bir referandum benzeri yöntemle bu millet bu göçmenleri ülkeye kabule ne kadar hazır ne kadar istekli bu ortaya çıkarılmalıydı.

Bazen diyorum ki; Suriyeli göçmenler bir ülke kazandı Onlar bir ülke kazandıkça, biz bir ülke kaybediyoruz. Geriye baktığımızda sadece ortada dolaşan teşekkürler boş vaadler, duygusal cümleler var oysa, artık ellerimiz boş ve kaybediş hüsranı yaşıyoruz. Yaşadığımız sorunlar artıyor ve dağ gibi. Yardımla elde ettiğimiz ferahlık ve iç huzuru, maalesef torunlarımıza dahi yansıyacak  dış huzursuzlukların yanında giderek unufak oluyor. .

Son günlerde hükümetin ve Cumhurbaşkanımızın beyanlarından; en azından bundan sonrası için bazı tedbirlerin mülteciler ülke içine alınmadan alınacağı,  atta Batı duyarsızlığını sürdürürse gitmek isteyen mültecilere karşı Avrupa kapılarının gevşeyeceğini hissine kapıldım. Umarım öyle olur ve umarım bu "Dünyanın gördüğü en büyük mülteci kabulünün"  faturası en azından daha fazla kabarmaz.

Bu yazıyı yazmamla hiçbir şey değişmeyecek. Bunu bilerek yazıyorum zaten. Ancak içimi dökmüş oldum en azından.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Biz mülteci olsaydık Araplar bizi kabul etmezdi" başlıklı yazımı kimse okumadı. Oysa yazım sizinde vurguladığınız gibi gerçeğin ifadesiydi.

Kerim Korkut 
 24.02.2016 17:36
Cevap :
Tarih yoruma gerek bırakmıyor. Suudilerin Suriye iç savaşı başından beri hareket tarzlarına bakmak bile yeter. Türkiye ye " hı hı " diyor bildiğini okuyor. Asla ABD' ye Rusya'ya karşı bir tavır sergilemez. Arap için, yakınlık sıralamasında önce Dünyadaki güç odağı ülkeler, sonra Araplar gelir. Bu çıkara dayalı yakınlıktır ve değişmez. Arapları farklı algılamak ve dış politikamızda " bütün Müslümanlar birbirini sever ve öncelikli olarak destekler" tezine dayanmak maalesef ülkeye telafisi imkansız ya da uzun zaman gerektiren zararlar getirdi.   26.02.2016 13:10
 

Mültecilerin durumu içler acısı ancak onları kabul eden biz de onlardan daha iyi durumda değiliz. Her geçen gün de artarak devam ediyor sıkıntı. Şimdi de ne kaparsak o kar niyetiyle dahil olmaya çabalıyorlar Suriye'deki paylaşıma. Kapanın elinde kalacak bir durum yaşanıyor çünkü. Korkarım bizim elimizde yığınla mülteci kalacak böyle giderse ve torunlarımızın çocuklarına kadar etkisi sürecek bir borç...Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 15.02.2016 21:50
Cevap :
Maalesef ümit kırıntılarının her gün tükendiği bir dönemdeyiz. İnşallah bir çıkış bir çözüm bir ümit ortaya çıkar. Selamlar  17.02.2016 12:46
 

Başbakan(ınınız) bu milletle ne kadar gurur duysa az! Neye tepki veriyorlar ki zaten:( keşke biz verseydik 3 milyon- 5 milyon eur'yu. Denizin değişen rengini görmemiş olurduk.

Sevim Güney 
 15.02.2016 17:44
Cevap :
Tamamen uyuşmuş vaziyette seyirci olarak dalgalı sularda delik bir teknede ilerleyen insanlar gibiyiz. Duyan yok . Yapayalnızız. İnşall  17.02.2016 12:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 158
Toplam yorum
: 210
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 400
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyor..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster