Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mayıs '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
123
 

Tehdit Halkaları

Türkiye’de zaman zaman alevlenen Yunan, Rum hatta Ermeni düşmanlığı ile ilgili konuların siyasetin merkezinde yer alması, eski korkuların alevlendirilmesi, yaş oduna benzin dökmekten farkı olmayan bir tutuşturma faaliyetinden başka bir işe yaramadığını görmek gerekir.

Rönesans Avrupa’da birtakım büyük güçler, merkezler yarattı. Söz konusu aydınlanma çağının bizimle beraber, Balkanlar, Ortadoğu ve Osmanlı bakiyeleri ve Türkiye’ye uğradığı söylenemez.

Ortaçağ sonrası Avrupa’daki mücadeleler birçok şeyi bir arada yaptı. Bilim yeni ilah ilan edildi. Bilimin sağladığı makineleşme ciddi Avrupa’daki merkezlere önemli güçler sağladı. Bu güçlerle diğer toplulukları kendilerine sömürge yapan batıdaki merkezler önemli sermaye birikimine yol açtı. Söz konusu sermaye ve onun sebep olduğu zenginliği bir şekilde paylaşan merkezler dünya tüketim sınıfı içinde önemli birer tüketici oldular. Aynı zamanda üretici olmaları da makineleşmeyle beraber diğer topluluklara nazaran çağ atlattı.

Üretim ve standartlar üzerinde tekelleşen batıdaki merkezlerden bugün izinsiz topluiğne yapmak, pazarlarda satmak artık mümkün değildir.

Ticareti desteklemek amacıyla kurulan şirketler, bankalar ve sigorta şirketleri hemen her ülke tarafından yapılabilir. Ancak sigorta şirketi de, banka da en nihayetinde sigortalanmak zorundadır. Ki bunlara reasürans şirketleri denir ki bu şirketlerce gerekli yapıları oluşturmaları şartıyla sigortalanabilir.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı günümüzde şirketler sömürürken hemen her ülkede iş yapmakta iken, belli güçler tarafından korunmak zorundadır. Çıkarlarının korunmasını isteyen bir kurum, Estonya’nın korumasında mı yoksa Rusya’nın korumasında mı daha güçlü olacağına dair gerçekliği takdirlerinize sunmak isterim.

Elbette bu durumda güçlü koruyucuya sahip şirketler, uluslararası pazarları kolayca parselleyebilirken, aynı zamanda o şirketin devletle birlikte anılmasına neden olur.

Balkanlardaki hiçbir ülke, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan daha aklıma gelmeyen birçok Balkan ülkesi büyük bir sermaye grubunu koruyacak kıvamda ve güçte değildir. Aynı zamanda doğumuzda yer alan Ermenistan’ın da bırakın güçlü bir sermaye grubuna ev sahipliği yapmayı bugün kaçak yollardan Türkiye’de binlerle ifade edilen kaçak işçi, Rusya ve Batı’ya iltica eden bir insan kaynakları söz konusudur.

Balkanlardaki gelişmelerin, Osmanlıya karşı kuvvetli şarjların uygulayıcıları fikri bakımdan İngiltere, Fransa ve ABD olduğunu bugün hemen her aydın Rum, Bulgar, Yunan ve Ermeni anlayabilecek kapasitede olması gerekir.

Yunanistan’a çok önceden mevzilenen İngilizlerin bugün Kurtuluş Savaşı yaptığımız Yunanlıları silahlandırdıklarını, para silah ve siyaseten destekledikleri Yunan’ı Anadolu’ya sürdüklerin bilmemek Yunanı fazla ciddiye almak olur. Aynı şekilde vakti gelince Yunanistan cuntasını ayaklandıran İngiliz birlikleri bugün pekâlâ Yunan tarihini bilen her Yunan ve Türk’ün ve daha birçoklarının hafızalarında yer etmiştir. Aynı şekilde Güneydoğu Anadolu’da bugün bile izleri olan Amerikan Board teşkilatının Ermeniler üzerinde yaptıkları çalışmalar, Ermeniler gibi Türklerle bin yıl birbirine komşu yaşamış iki toplumu birbirinden ayırmıştır. Aynı şeyin bir benzerini bugün hemen güneyimizde şüpheye mahal bir durum olan ve birbirinden kesinlikle farklı olduğunu iddia ettikleri ve ne hikmetse millet adlarındaki tüm harfler aynı olan Kürt ve Türk toplumu arasına YPG ve PKK gibi örgütler ve tarih bilmez ortakçı idareciler tayin etmek suretiyle tam da ASALA’nın mevzilerini terk ettiği zamana denk gelen PKK ortaya çıkarılmıştır. 1980 sonrasında ülkemiz üzerine musallat edilen PKK’nın ortaya koyduğu mücadele dış destekler kesilmeksizin bitirilmesi imkânsız olduğu görülmektedir. Buna zaman zaman siyasi elitlerin de destek verdiği en azından oyunu bozmak yerine kardeşlik bağlarını zedeleyen çalışmalara milliyetçilik kılıfı giydirdikleri ve zaman zaman da bu kıyafetin altından gerçek yüzlerin çıktığı ayrıntılara bakanların bir şekilde malumu olması gerekirken bu çoğunluklar arasında kayda değer görülmemekle birlikte halen büyük olayların olmasına yine milletin sağduyusunun galip gelmesiyle Türkiye’nin başına daha büyük çoraplar örülmesinin önüne geçilmiş gibidir. Gibidir diyorum; çünkü gerçek belki de hiç de bu minvalde olmayabilir.

Türkiye’deki Türklerin yerine bizzat dünya nizamına düzen veren bir güç mü geçecek, ya da güç parçalanıp un ufak edilerek sindirime hazır hale mi getirilecek asıl düşünülmesi gereken konu budur. Bölgemizdeki hiçbir millette ne bu potansiyel ne de bu güç vardır. Felsefeleri inançları dinleri ne olursa olsun bu milletler, Roma’nın yönetici generalleri, Sömürge valisi, sömürge askerleri sıfatının makyajlanmış halinden bir adım ileri gitme şansları yoktur!

Dizayn edicilerin hemen her konuda hemen her şeye şekil verdiği (ideolojiler, dinler, moda, gündeme dair ne varsa) sır değildir.  Bunda eğitim sistemlerinden söz konusu hedef bölgelerde başa geçmesi gereken yöneticilerden tutun da birçok faaliyeti kontrol altında tutmadan bu emellerine kavuşmaları olası değildir.  Öyle ya bölgesel milli uyanışlar ya birkaç atom bombası ile ya da bizzat kendi halklarının başına atanmış sömürge valileri ve iç karışıklıklarla bu düzeni devam ettiren güçler birliği yapılacak hemen her şeye nizam verme güçleri ve istekleri biterse ki bu kendilerinin sonu olur, işte bu bölgeler kendi adlarına karar alabilirler.

Ülkeler aslında sahip oldukları güçle alakalı bir nevi onlara güç katarlar. Bir mafya düzenini andıran bu sistemler sözde adalet özde kaba kuvvetle yönetilir. Gücü olanın düzeni dünya düzenidir. Güç dengesi değişince anlaşmalar yenilenir, revize edilir. 1. Dünya ve 2. Dünya Savaşları böyle bir ihtiyaç sonrası değişen güç dengelerine örnekler olarak değerlendirilmelidir. Doğal olarak o güce koruyuculuk eden ülke vatandaşlarının paylarının bizim gibi ülkelerde yaşayan ülke vatandaşlarından fazla olması doğal karşılanmalıdır. Onların hissesine daha fazla et, süt, dünyevi ikramlar ve fazladan güvenlik, sağlıklı uzun bir ömür sunulması söz konusu ülke vatandaşlarının da hakkıdır! Tüm dünya halkları bunu istediğine göre böyle bir talep, insani bir istek olsa gerek!

Dünya çapında üretim yapan bir marka gücü doğru tarif edebilmek açısından üretici gücün doğru tanımlanması, gücün kapasitesinin doğru algılanması gerekir. Bilenler bilir hemen her üretim, seri üretimde hemen her parça kalıplarla imal edilir. Bu kalıpların en ucuzu nereden baksanız, beş ila on bin liraya mal olan, zorluk derecesine göre fiyatı artan ve sonsuz basma kapasitesi olmayan kalıp (kimi kalıplar bin, kimi kalıplar on bin, belki yüz bin basarlar, sonra değiştirilmeleri gerekir) yatırımıdır. En ufak bir malzeme ya da eşyada ortalama on ila elliye yakın kalıp vardır ve siz bunları günlük hayatınızda kullanırken yapılan hemen her eşyayı işte bu kalıplar basar.  Üreticilerin kataloglarını elinize aldığınızda binlerle ifade edilen ürünlerin içinde yüzlerle on binlerle ifade edilen kalıplar vardır…

İmalat ve satışla anlam kazanır. Öyle ki siz söz konusu güce sahip değilseniz bu malı üretseniz de standart almanız, pazarlamanız olası değildir.

Bölgemizde yakın komşularımız arasında böyle bir imalat ve pazarlama organizasyonuna dünya pazarlarında koruma sağlayacak kapasiteye sahip aday yoktur.  O halde bize düşmanmış gibi görünen güçler, devletler sadece ve sadece maşa devletlerdir. Dolayısıyla onları üzerimize salan güçleri doğru anlamadan, Yunan, Bulgar, Rum, Ermeni gibi uluslarla sağlıklı ilişki kurulması mümkün değildir. Söz konusu güçler için Yunan, Bulgar, Rum, Ermeni, Türk, Kürt hiçbirinin diğerinden farkı yok, kullanım şekli zamanı ve sırası vardır. Bugün söz konusu gücün ağırlık merkezinde ABD ve İngiltere vardır. Çin bu gücün ağırlık merkezi olunca dünyada dengeler değişmiş olacak. Bu dengenin merkezinde uzunca bir süre Yunan, Bulgar, Rum, Ermeni, Türk, Kürt olmayacağını anlamak, kabul etmek; bölgedeki halk halkalarını uyarmak gerek. Uyarmak gerek ki boş yere kendilerini Yunan, Türk, Rum, Ermeni üzerinden hırpalatmasınlar. Ne dini kurumlara, ne de siyaset mekanizmasına. Tüm yolların birkaç noktada kesiştiğini görmek, göstermek bölgede en azından çok doymasak da daha insanca yaşayabilmemizin nedeni olabilir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1083
Toplam yorum
: 159
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 208
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster