Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '10

 
Kategori
İthalat / İhracat
Okunma Sayısı
3900
 

Tehlikeli dış ticaret açığı ve etkileri

Tehlikeli dış ticaret açığı ve etkileri
 

Dış Ticaret Açığı


Ülkemiz halen süren küresel ekonomik krizden etkilendi. Ancak başbakan R.T.E'nin ifadesi ile "teğet geçti" denilecek kadar basite indirgenebilecek bir etkilenme oldu mu olmadı mı orası tartışılır. Ancak pek çok batılı ülke kadar sarsılmadığımız da bir gerçek. Bununla birlikte kriz ortamının yarattığı bazı sonuçlar, belki de yakın gelecekte Türkiye ekonomisi için çok daha büyük riskler doğuracak. Bunun ilk işaretlerini dış ticaret açığının gidişatında görmek mümkün.

Dış ticaret açığı, dünya küresel krizden çıkarken ülkemizde yüksek bir ivme ile artışa geçti. İhracat rakamlarımızda da gözle görülür bir yükseliş var, ancak ithalattaki patlamanın yanında sönük kalmakta. Dış ticaret açığı veren ülkelerde, normal şartlarda döviz sıkıntısı olması ve yerel para biriminin döviz karşısında değer kaybetmesi beklenir. Aslında bu durum dış ticaret açığının artışını frenleyici bir etki yapması bakımından faydalı bir savunma mekanizması gibidir. Bu mekanizmanın çalışma şekli şöyledir: Dış ticaret açığı verilen ülkede, dışsatımdan elde edilen dövizden daha fazla döviz dışalımlar için harcandığından, ülke içindeki döviz stokları kısa sürede azalır. Buna bağlı olarak azalan döviz kıymetli hale gelir ve yerel para birimi döviz karşısında değer kaybeder. Ancak bu durum yerel para birimi cinsinden ithalatı daha pahalı yaparken, ülke sanayisinin ürünlerini uluslararası pazarda çok daha rekabetçi yapar. Çünkü fiyat avantajı oluşmuştur. Bu mekanizma Türkiye'de maalesef işlememektedir.

Bahsettiğim savunma mekanizmasını çalışmama nedeni, ülkeye akın akın gelen sıcak paradır. Tüm dünyayı sarsan kriz, yatırımcıları riskin daha düşük olduğu ülkelere yönlendirmiştir. Krizden daha az etkilenen, sağlam bir bankacılık sistemi olan ( Kemal Derviş sağolsun ) ülkemiz de bu ülkelerden biridir. Ayrıca ülkemizdeki yüksek faiz oranları da bu döviz akışını artıran bir etki yapmaktadır. Yabancı yatırımcılar Türkiye'ye paralarını getirmekte, görecek yüksek kurlardan bol miktarda TL almakta, bu TL ile bono ve tahvil alıp bir süre sonra satmaktadır. Bu sırda yurt içindeki döviz stoku arttığı için de kur aşağı inmekte böylece yabancı yatırımcılar hem faizden hem de kurdan gelir elde edip gitmektedirler. Tabi ki yabancı yatırımcılar sadece tahvil ve bonoya yatırım yapmaktadır demiyorum. İMKB'deki yabancı payına bakmak bunu anlamak için yeterli zaten.

Ülkemize gelen sıcak para o kadar yüksek miktarlarda ki, devasa dış ticaret açığımıza rağmen ülkemizde kurlar aşağı çekildi. Tabi kurların aşağı çekilmesinde gerek dolar gerekse euro'nun sahip olduğu risklere bağlı olarak diğer para birimleri karşısında da değer kaybetmiş olmasının etkisini göz ardı edemeyiz. Ancak TL'nin bu kadar değerlenmesinin ana nedeni, tabiri caiz ise döviz içinde yüzüyor oluşumuz. Türk halkının da eskisi gibi dövize yatırım yapmaması, piyasadaki döviz miktarının çoğalmasına büyük katkıda bulunmaktadır sanıyorum.

Peki böyle giderse ne olur? Türk halkını zaten düşük olan alım gücü, iç talebe bağlı olarak ekonomik büyümeyi sağlamaktan uzaktır. Kaldı ki değerli TL ile ithal ürünleri almak daha ucuza mal olduğundan, yerli üretim ürünlere olan talep düşmektedir. Yerli sanayicimiz değerli TL ile dünya pazarlarında rekabet şansını kaybetmekte ve ihracat yapamamaktadır. Yerli sanayici iç piyasadaki tüketiciye mal satamaz, ihracat da yapamaz ise, bırakın yeni işçi almayı, atelye ya da fabrikasını büyütmeyi, işyerinin kapısına kilit vurma noktasına gelecektir. Her kapanan işyeri, azalmatmaya çalıştığımız işsizler ordusuna yeni neferlerin katılması anlamına gelecektir. Türk halkının ortalama geliri de işsiz kalanlar nedeni ile düşeceğinden, iç talep iyice küçülecektir. Bu bir sarmal olarak giderse ekonomi büyük bir buzdağına Titanik gibi çarpacak, ve belki de 2001 krizini mumla aramamıza neden olacak bir kriz ile bizi yüz yüze bırakacaktır.

Sanayicimizin üstündeki ağır veri yükü, yüksek maliyetler ( özellikle enerji ) zaten sanayicilerimiz iyice zorlamakta iken bir de böyle bir kur darbesi yemelerine rağmen hala çalışıyor olabilmeleri takdir edilecek bir noktadır.

Sonuç olarak, hükümet bu duruma acil bir çözüm yolu üretmeli, dış ticaret açığını kapatmayı ve aşırı değerlenen TL'yi normal seviyeler çekmeyi başarmalıdır. Bu durum Türk halkının enflasyonun 1-2 puan düşük ya da yüksek gerçekleşmesinden çok daha fazla etkileyen bir durum olarak, aciliyet arz etmektedir. Ancak AKP, üzülerek belirtmeliyim ki; bu konuda da en az çevre konusunda olduğu kadar duyarsız, politikasız ve de gözünü kulağını dış seslere kapatmış, bildiğini okuyan bir haldedir. Yalnız kalan Merkez Bankası ise enflasyona odaklı bir politika güttüğünden, sanayicimiz, işsizlerimiz yalnız bırakılmıştır.

Sözlerime son verirken, gerçekleşecek olanların çizdiğim kara tablo kadar kara olmamasını temenni ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3761
Kayıt tarihi
: 03.07.10
 
 

Anadolu Üniversitesi İşletme mezunuyum. Şu anda Selçuk Üniversitesinde mühendislik eğitimi almaktayı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster