Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '13

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
9328
 

Tek çocuk mu, ille de kardeş mi?

Tek çocuk mu, ille de kardeş mi?
 

Her zaman gündemde kalmayı başarmıştır bu konu; tek çocuk mu olmalı , en az iki çocuk mu?

Önce biraz eskilere gitmek istiyorum.

Her birinin bahçesi çiçek ve meyve ağaçlarıyla dolu gecekondularda oturan anneannelerimiz ve babaannelerimiz beşer altışar çocuk büyütmüşler, ama eskiden şartlar farklıymış. Bizler bile çocukluğumuzu farklı yaşamadık mı? Çocukluğumuzu sokaklarda oynayarak geçirmedik mi... Akşam hava kararana kadar sokaklarda ip atlar, saklambaç, yakartop, seksek, istop oynar, meyve ağaçlarının tepesinden inmezdik. Evcilik oynamak için öyle fazla oyuncak da yoktu. Sokakta bulduğumuz yiyecek kutuları, yapraklar, kapaklar ve toprak en doğal oyun malzemelerimizdi. Yemekler pastalar yapardık çamurdan, yapraklarla da üzerini süslerdik. Çok oyuncağımız yoktu ama biz yine de çok mutluyduk…

Kış oldu mu ya kızakla, ya da birer büyük poşetle dizlere kadar yağan karda yokuş aşağı kayar, çoraplarımıza kadar ıslanırdık, ama umurumuzda olmazdı. Annelerimiz de üstümüz kirlendi veya ıslandı diye bize kızmazdı. Eve gelince yanan sıcacık kömür sobasının karşısında ısınırken soğuktan donmuş ellerimiz acıyla sızlardı. Ama biz çok mutluyduk…

Kömür sobasının üzerinde her zaman ısınan bir güğüm su olurdu. Ve kenarında da pişirmek için koyduğumuz kestaneler… Hele küllerin arasında pişirdiğimiz patatesin tadı bambaşka olurdu. Kaloriferimiz ve musluktan akan her daim sıcak suyumuz yoktu. Ama biz yine de çok mutluyduk.

Araba sadece çok zenginlerde olduğundan bu kadar araç trafiği de yoktu. Zaten caddeden çok sokak kavramı vardı ve sokaklarda ezilme tehlikesi de yok denecek kadar azdı. Rahat rahat, korkmadan oynardık…

Bayramlarda ailelerimiz bizi komşulara bayramlaşmaya gönderirken korkmazdı.. Öyle kaçırılma, tecavüz gibi kötü olaylar yoktu çünkü. Varsa da çok çok nadir olurdu.. Ben hiç hatırlamıyorum mesela.

Oynarken düşüp dizlerimizi kanattığımız da olurdu, kolumuzu bacağımızı kırdığımız da.. Çocuktuk nitekim, düşe kalka büyüdük hepimiz…

Oysa şimdi çağ o kadar değişti ki.. Gecekonduların yerini dizi dizi apartmanların aldığı, korkmadan oynadığımız yeşil alanların ve sokakların yerini caddelerin ve binaların kapladığı bir ortamda çocuklarımızı özgürce nerede büyüteceğiz?

Bayramda bırakın başka bir yeri, aynı apartmanda komşusuyla bayramlaşmaya giden çocukların kaçırıldığı, parkta oynarken veya okuldan gelirken çocukların zorla bir arabaya bindirilip ıssız yerlere götürüldüğü, tecavüz edildiği, hatta çok kere de öldürülüp bir kenara atıldığı bir ortamda çocuklarımıza geleneklerimizi, göreneklerimizi, komşuluğu, tek başına bir şeyler başarabilmenin özgüvenini nasıl öğreteceğiz?

Çağ değişirken her şey değişiyor. Mevsimler bile değişti… Bunun içine elbette çocuklarımız da dahil.. Yeni nesil bambaşka.. Hepsi bir zeka küpü… Çağla beraber gelişen teknoloji ise çocuklarımızı hem iyi yönde hem de kötü yönde etkiliyor.

Eskiye kıyasla;

Doyasıya koşup oynayacakları, enerjilerini boşaltacakları bir alan olmadığı ve sokaklarda kol gezen bir sürü tehlike olduğu için hepsi eve mahkum olmuş durumda… hiç mutlu değiller…

Evde bir değil, on değil, belki yüzlerce oyuncağı olmasına rağmen canları hep sıkılır vaziyette.. hiç mutlu değiller…

Bilgisayar, PCP, Tablet, Ipad ile saatlerce vakit geçiren zehir gibi akıllı ama iletişimsiz çocuklar…

Ancak annesiyle, anneannesiyle ya da babaannesiyle birlikte gittiği parkta oynarken sırf yere oturup üstünü kirletti diye azar işiten, dayak yiyen çocuklar..

Her şeye sahip olduğu halde mutlu olmayı bilmeyen çocuklar…

Dün oğlumu başka bir semtte olan büyük bir parka, basketbol sahasına götürdüm. Kucağında 1,5 yaşında kızı olan bir anne geldi oturdu yanıma.. Çocuk yere inmek istiyor, anne top gelir diye kucağından indirmiyor. “Bırakın dolaşsın, nerde dolaşacak böyle geniş bir mekanda, özgürce ve rahat rahat, insanlar dikkat ederler” dedim, bıraktı.. Bayağı oynadı yürüdü güldü eğlendi. Sonra bir ara arkadan yavaşça top geldi çarptı, zaten küçücük, dengesini kaybetti olduğu yere çok yavaş düştü. Büyükler kaldırdılar, sevdiler güldü.. Annesi üstünü kirletti diye kucağına çağırdı bu sefer.. “bırakın kirlensin, bir şey olmaz, değiştirirsiniz” dedim.. Bıraktı.. Diyeceğim o ki, çocuk her zaman çocuktur, düşe kalka büyür, öğrenir. Bırakalım canı yanmayacak şekilde düşsün kalksın, varsın baştan aşağı da kirlensin. Önemli değil, yıkarız olur biter.. Biz sadece gözetelim, özgürlüklerine, bazı şeyleri deneyimleyerek öğrenmelerine engel olmayalım.

Gelelim böyle bir zamanda tek çocuk yapmak iyi mi, yoksa tek olmaz mutlaka en az iki çocuk mu olmalı konusuna..

Planlamadan dünyaya gelen çocukları katmazsak; bir çocuğu dünyaya getirirken sadece “Allah onun rıskını verir” düşüncesi bana çok doğru gelmiyor. Çünkü hayat şartları bu kadar kolay değil maalesef.

Bir çocuğunuz bir şey istediğinde zorlansanız da alırsınız belki, ama iki çocuğunuz birden istediğinde masraf iki katı.. Durup düşünürsünüz.. Çocuğunuza dair ne varsa yaptığınız ve yapacağınız her şeyi çocuk sayınızla çarpın.. Bezinden, mamasından, giysilerinden, oyuncaklarından, okulundan, kitaplarından aklınıza gelen her ne varsa… Ve bakın.. Karşılayabilecek maddi gücünüz var ise elbette, neden olmasın ki..

Bir de ikinci çocuğu sadece “kardeşi olsun, bize bir şey olursa hayatta tek başına kalmasın, birbirlerine destek olsunlar” düşüncesiyle isteyenler var.

Saygı duymak gerekir. Herkese, her düşünceye… Ama burada Prof. Dr. Üstün Dökmen’in bu konu ile ilgili bir programında dile getirdiği bir cümleyi de sizlerle paylaşmak isterim;

“İkinci çocuk, kardeşine destek olsun, hayatta yapayalnız kalmasın diye yapılmaz. Keza hayatta hiç bir şeyin garantisi yoktur. Siz kardeşine destek olsun diye düşünüyorsunuz, peki ya köstek olursa?”

Bir de işin bu tarafı var..

Gelelim bana..

Benim bir oğlum var. İkinci çocuğu hiç düşünmedim, bunun kendi açımdan iki sebebi var;

Birincisi; sevgimi bölmek, kardeşler arasında kıskançlık ve az sevilme/sevilmeme gibi olumsuz duyguları yaşatarak psikolojilerini bozmak, kişiliklerinde yaşam boyu etkisi görülen tamiri güç yaralar açmak istemedim.. Çünkü kendim yaşadım..

İkincisi de maddi imkanlarımın ikinci bir çocuğun çağın getirdiği ihtiyaçları karşılayarak büyümesine, yetişmesine yeterli olmaması…

İster bir çocuk olsun, ister iki, ister beş.. Çocuklarımıza mutlaka ve koşulsuz vermemiz gereken tek şey sevgi ve öz güven.. Bu ikisini doya doya verebiliyor ve hissettirebiliyorsak bilin ki çocuğumuzun kişiliğini sağlam temeller üzerinde kuruyoruz..

Allah hiç kimseyi evlat acısıyla sınamasın, evlatlarımıza da ömür versin diyorum.

Sevgiyle kalın…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok benzer duygular yaşıyoruz sanırım hepimiz. Elinize sağlık çok güzel bir yazı.

Esra Kaner 
 20.11.2013 16:12
Cevap :
Teşekkür ederim. Sevgilerimle,  21.11.2013 9:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 88
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1421
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

İstanbul doğumluyum. İçimden geldiğinde yazmak ve yazılarımı sizlerle paylaşmak için buradayım.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster