Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '09

 
Kategori
Öğretmenler Günü
Okunma Sayısı
1471
 

Tekirdağ Öğretmen Anıtı

Tekirdağ Öğretmen Anıtı
 

Tekirdağ Öğretmen Anıtı. Foto:Ş.ODABAŞI


Batman’da, on yıl kesintisiz çalıştım.

Kozluk İlçesinde, iki köyde tam on yıl.

Yörenin, “gelenek ve göreneklerini” iyi bilirim.

Yöre insanı, töre ile ilgili her şeyi şartsız kabullenmiştir.

Kimsenin bu konularda konuşması, yorum yapması ve eleştirmesi haddine düşmez.

Haddini aşanı, düşürürler.

Diyarbakır’da, Batman’da ve komşu illerde, ölenlerin ardından ağıtlar yakılır. Genç ölen insanların ardından yakılan ağıtlar, daha yüksek bir sesledir. “Acı ve çığlık” insanın yüreğini parçalar. Ağıtları yakanlarsa, hep kadınlardır. Erkeklerin ağıtla alakası yoktur. Ağıt yakan erkek hiç görmedim.

Ölen kişi, mezara konulana kadar bu feryatlar bitmez.

Bizim halk müziği kültürümüzde “ağıtların” doğuşu böyledir aslında.

Bir kadın feryat eder, ağıtı bir “türkü” olur. Bir, “uzun hava” olur.

Bir köyde, biri öldüğü zaman televizyonlar kapatılır.

Radyolar susar.

Ölen kişinin ailesi, “açın televizyonlarınızı” demeden kimse açmaz.

Taziye ziyaretleri olur. Ölen kişinin evi boş bırakılmaz. Her gelene yemek verilir.

Taziyeye gelenlerde, eli boş gelmezler.

Yağ, makarna, pirinç, çay, şeker vb... Yiyecekler getirirler.

Öğretmenlik yaptığım köyde komşumuzun oğlu, askere gitmesine az bir süre kala, kaza yapıp ölünce, bende okulda “müzik derslerini” yapmadım.

Bu ölümün üstünden, bir ay geçmeden, okula müfettiş geldi. Defterlere bakıp iki hafta, müzik dersi yapmadığımı tespit etti. Nedenini sordu. Durumu anlattım.

Müfettiş, “olmaaaaz” diye diretti, diretti. Sakız gibi uzattı da uzattı lafı. Açığımı yakaladı ya, oradan koparacak beni.

Tesadüfen, masanın gözünde flütü gördü. Kimin çaldığını sordu.

“Ben çalıyorum”, dedim.

Ders defterini kapattı. Tesadüfen bir sayfa açtı. İşlenmiş müzik dersindeki şarkının adını çocuklara sordu.

“Dalda duran üç elma.” Bu şarkıyı biliyor musunuz?

Çocuklar hep birlikte;

“Eveeeeet.”

“Kim okumak ister?” Bütün eller havada.

Müfettiş bir çocuk seçti. Okumasını istedi.

Ben müfettişe dedim ki;

“Ben flüt çalayım, öğrencim okusun.”

Müfettiş; “tamam” dedi. Ben çaldım, öğrencim okudu.

“Şarkının okunuşu mükemmel.”

Müfettiş şaşırdı.

Dışarı çıktık. Müfettiş;

“Öğretmenim, siz bu işi biliyorsunuz. Müzik dersi yapmışsınız. Bu olayda, size hak verdim, yörenin geleneklerine uymak gerekir, ” dedi.

Memleketimi sordu.

“Çanakkale” dedim.

Aynen dediği şu;

“Çanakkale’den iyi öğretmen çıkar.”

İşte ben bu söze, “şapka çıkarırım arkadaş.”

Benim de, müfettişe karşı kızgınlığım geçti.

Müfettişle arkadaş olduk. Teftiş sonraları, Batman’a geçerken, hep beni ziyaret etmiştir.

Bu müfettiş arkadaş, bir sene sonra Siirt/Eruh ilçesinin Çağlar mezrasına teftiş için giderken, teröristler tarafından, otobüsten indirilip şehit edildi. 06.09.1989 tarihinde şehit edilen müfettişimizin adı; “Çevik Ersin TEMEL’di.”

Siirt’te bir okula adı verilmiştir.

**

10.10.2009 tarihinde, Tekirdağ’a gittim.

Yenice’den gece bindiğim otobüs, sabah saat 05.30’a Tekirdağ’a ulaştı. Otogarın önündeki ana yolda indim.

Gün aydınlanana kadar, otogardaki sabahçı kahvesinde otururum diye düşündüm.

Anayolu geçip, otogara yöneldiğimde, önüme bir anıt çıktı.

Anıtta; ”İnandılar ve Öldüler” yazmakta.

Birçok öğretmenin ismi yazılmış. Anıt ışıklandırılmış. Kimseler yok. Anıtın yanında oyalanırsam, birlerinin olumsuz davranışı ile karşılaşabilirim. Köpeğin biri hırlamaya başladı.

Sabah ola, hay’ola.

Gün aydınlansın bakarım, diye düşündüm.

Otogarda, açık bir kahve bulup girdim.

Üç çay içtim. Şekersiz. Kahveci, 1 liraya fit olmadı. 20 kuruşu da aldı. 10 lirayı bozdu.

Otogarda gezindim, birilerine sordum.

“Anıtı belediye başkanı yaptırdı” diyenler oldu.

Orada isimleri geçen öğretmenler kim? Diye sordum.

“Tekirdağlı öğretmenlerdir” diyenler çıktı.

“Bilmiyoruz” diyen de var.

Anıtın, ne olduğunu bilmeyende var.

“Otogarın girişinde, anıt mı var?” diyenlerde mevcut.

Sabah gün ağarınca, gittim anıtın başına.

Anıtı yaptıran özel ve tüzel kişilere bir teşekkür plaketi çakılmış.

1997 yılında; “Tekirdağ Rotary Kulübü” öncülüğünde yapılmış “Şehit Öğretmen Anıtı”

Borsalar, Tekirdağlılar, İzmirliler, İstanbullular yardımda bulunmuşlar.

Anıtın görsel temasında, Başöğretmen M. Kemal Atatürk’ün önünde, bayrağımızla sarılmış iki öğretmen var.

Bayan öğretmenin kucağında kitapları var.

İki öğretmende, ileri bakıyorlar.

Ben Tekirdağ’da bir, “Şehit Öğretmen Anıtı” gördüm.

Bir Şehit Öğretmen Anıtı da, Erzurum’da var.

Başka illerimizde başka, böyle bir öğretmen anıtı var mı?

Bilen var mı?

Ben bilmiyorum.

Her 24 Kasım’larda, anıta çiçekler bırakılıyor mu acaba?

Birçok Tekirdağlı, anıtı bilmiyor ya!

Bende, anıtın önünde tören yapılıp yapılmadığını bilmiyorum.

Neyse.

Anıtın önünde, ”inandıkları için öldürülen” öğretmenlerin isimleri yazılmış.

Çanakkaleli öğretmenlerin isimlerini görünce, anladım her şeyi.

PKK tarafından öldürülen öğretmenler bunlar.

Çanakkale/Çanlı Engin Eker, Diyarbakır/Silvan’ın Otluk Köyü Gördük mezrası ilkokulunda 16.09.1992 tarihinde.

Çanakkale/Çanlı Emin Aydın, Diyarbakır/Bismil’in Bölümlü Köyü’nde 11.11.1992 tarihinde.

Çanakkale/Gelibolu’dan Nuriye Ak, Diyarbakır/Merkeze bağlı, Buçuktepe Köyünde 1993 yılında.

Çanakkale/Yeniceli Halil Kandemir, Tunceli/Geyiksuyu YİBO öğretmeniyken 21.11.1993 tarihinde.

Katledildiler.

Bir tanıdık isin daha yakaladım anıtta.

“Çevik Ersin Temel.”

Yukarıda anlattığım anı canlandı bende birden bire.

Gençliğimin en güzel günlerini feda ettim öğretmenliğe.

Batman’da. Güneydoğu’da.

Ömrümü örseledim yıllarca.

Dertlerimi törpüledim.

Aşındırdım, duygularımı.

Suskunluğumun potasında erittim her şeyi.

Ben adam oldum.

Öğretmen oldum.

Çanakkale’de, kurban edildim bazı siyasi çıkarlara.

Hala, “kutsal meslek” teraneleriyle uyutulmaktayız.

Bu Dünya’da yakalayamadığımız mutluluk, öbür tarafta vaat ediliyor bizlere.

Her 24 Kasımlarda kutsanıyoruz, “tunturaklı sözlerle.”

Günümüzde bir söz var.

“Ne kadar para, o kadar köfte.”

Başkalarının aldığı parada gözüm yok ta…

Ben ilkokul mezunu, “devletin bilmem ne sektöründe çalışan birinden” daha az kazanıyorum.

Bu gün, “kazancın kadar itibarın var.”

Ölünce, “şehit” oluruz biz.

Yaşarken hep, “Niyazi.”

Sustum!

Öğretmenim! Ellerinden öperim.

Hem de bin defa.

**

Not: Bu yazı yazıldıktan sonra ilçemizin en yaşlı öğretmeni, benim ortaokul öğretmenim, köy enstitülü M. Kani CAN, 18.11.2009 tarihinde vefat etti. Cenazesinde, İlçe Milli Eğitim’den kimse yoktu. Yazık.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O güzel yazınızla ilginç şeyler öğrendim. Belki de acı ama ilginç ve olması gereken.Tekirdağ Öğretmenler Anıtı. İnandıkları için öldürülenler. PKK tarafından katledilen öğretmenler. Ve Çevik Ersin Temel. Anınız kalmış onu yakından yaşamışsınız. Peki ya ilçenizin en yaşlı öğretmeni M.Kani Can'ın ölümünde ilçe milli eğitimden kimsenin olmaması yine hüzün. Onlar hep yalnızdı. Onlar hep idealdi. Onlar hep insanlığa dosttu. Onlar dağların arasından topraktan yeşerdiler. Onlar bir çiçekti, geceleyin yıldız. Çağlayan bir su gibi duruydu. Onlar aydınlık geleceğin güvenceleri idi, başöğretmen Atatürk'ün izinde. Onlar Köy Enst itülerinin neferleri idi. M.Kani CAN'da. Allah rahmet eylesin. Nabide Kılınç. Yerkesik.

Nabide Kılınç 
 01.12.2009 11:02
Cevap :
Son on yılda yaaşnıyor bu vefasızlıklar. Daha önceden öğretmenevi ilgilenirdi aramızdan ayrılan öğretmenlerin uğurlanmasıyla. Şimdi öyle bir şey yok. Biz bu durumları çevremizde anlatıyoruz. Selamlar sevgiler.  01.12.2009 17:54
 

...hüzünlendim akşam akşam öğretmenim...gözlerimden yaş aksa yeridir...ama umudu kesme gençlikten diyor bir ses nasıl da tiz bir ses...saygılarımla...selamlar...

nedim üstün 
 25.11.2009 18:43
Cevap :
Umudumuzu kesmiyoruz da... Zaman zaman yaşanan olayların ardından bizi yakalayan hüzünler başka türlü söyletiyor, insanı. Teşekkürler. Selamlar sevgiler.  25.11.2009 20:23
 

Ağıtların acıklı sesini, eğitmenliğin inceliğini, duyarlığını, fedakarlığını ve saygınlığını, insan insana ilişkinin, arkadaşlığın önemini, yok olan hayatları, terörün acımasızlığını duyuran bu dokunaklı ve anlamlı hatırayı paylaştığınız için teşekkür ederken öğretmenler gününüzü de kutlarım. Saygılar, selamlar...

Yaz Hamra Aydemir 
 25.11.2009 16:51
Cevap :
Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar sevgiler.  25.11.2009 20:24
 

Soba yakarken ölmüşlerdi gencecik kızlar. Ana babaları yere göğe sığdıramamışlardı onları "yavrum" diye sararken.. sonra... kırın başında soba yakarken.... halbuki öğretmenlik dersleri arasında "kırın başında nasıl soba yakılır" dersi de yoktu... ama onlardan beklenildi.. ve onlar bekleneni verdiler.. canlarını.... daha çok çok örnekleri var.. her biriyle sızlarım, yanarım, vurulurum... onlar ölür ben ölmeye devam ederim... yüreğinize sağlık. Gününüz kutlu olsun..

Ahmets 
 24.11.2009 14:36
Cevap :
20 yıl köylerde çalıştım. Şanslıydım. Soba yakmasını biliyordum. Bir öğretmen tanıdım. İki gün sonra sobada yüzünü yaktı. Soba yakmasını bilmediğinden. Hayat Dersi farklı. Ne yazık ki, bu hayatın içinde çok öğretmen yitirdik. Hepsine selam olsun. Teşekkürler.Selamlar sevgiler.  25.11.2009 18:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 420
Toplam yorum
: 596
Toplam mesaj
: 69
Ort. okunma sayısı
: 1599
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster