Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '20

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
62
 

Tepe Taklak Olan Hegel

            Marx Hegel’in hukuk felsefesinin eleştirisinde hukuku, din ile birlikte insanın yabancılaşması olarak niteler. Aynı şeyler olmamakla birlikte din, yabancılaşmanın kutsal görüntüsü iken hukuk bu yabancılaşmanın kendi deyimiyle “yercil biçim”lerindendir. Marx’ın Hegel’e temel eleştirisi dünyanın açıklanmasında hukukun temel araç olarak kullanılamaz oluşudur.

            Hukuk bir hak talebi ya da bir sorumluluk sözleşmesi midir?

            Marx’ın bu eleştirisi hukuki bir yaklaşım oluşturmak adına nasıl sonuçlar verir?

            Aile, burjuva toplum ve devlet arasındaki ilişkide devleti hukuk olarak okumak hukuksal bir çerçeve sunar mı?

Marx’a göre hukuk bir sözleşmeden daha çok dünyanın algılanışında ideolojik bir işlev sunar. Hukuk burjuva toplumun kurucu öğesidir. Öte yandan Marx  Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisindeki değerlendirmeleri, hukukun anlaşılması ve doğru kavramlaştırılmış bir hukuki yaklaşım oluşturmasına yönelik verimli sonuçlar üretememiştir. Daha ziyade Hegel’den pasajlara düşülen dağınık notlar halinde okunabilir. “Aile ve burjuva-sivil toplum, ... devletin varoluş biçimini oluşturur; devleti yapan aile ve burjuva sivil toplumun ta kendisidir. Onlar etkin öğeyi oluşturur.” Devleti yapan aile ve burjuva toplumun kendisidir ve Marx’a göre hukuku da aynı ayaklar tamamlar. Nitekim Marx’a göre “insanın varoluş nedeni yasa değil, yasanın varoluş nedeni insandır.” Tıpkı devletin olduğu gibi…                                              Hegel’in Hukuk felsefesinin; aslında tasarladığı ‘tutarlı’ felsefenin yapı taşı olduğunu biliyoruz.Bu bağlamda  yapılacak eleştiri hukuk felsefesinden hareketle diyalektik sürecin nasıl işlediğine yönelik olacaktır.İçkin eleştiri iddiasıyla yola çıkan,açıklayacağı her tür problemin aslında birer zorunluluk içerdiğini  gösteren Hegel’in bu yöntemini eleştiren Marx, oluşturacağı yeni sistemin içsel ilkesini kaybetmemek adına bu zorunlulukla hareket eder.İnsani ilişkilerin sonucunda ortaya çıkan, yine insanın içinde bulunduğu sefil durumdan dolayı fetişleşen her kavram Marx’ın Hegel’e yönelik eleştirilerinin başında gelir;çünkü fetişleştirdiği her şeyi mistik öğelermiş gibi sunmaktan öteye gidememiştir Hegel.Oysaki insan denilen varlık soyut bir varlık değildir,toplumsal koşullarının dışında ele alınabilir mi?Soyut,mistik öğelerle olanı açıklamak Hegel’in hukuk felsefesinde yaptığı şeydir.Dinin eleştirisi yada felsefenin eleştirisi bir kitle, bir kültür,hatta bir siyasi meseledir,siyasetin dolayımıdır.Marx felsefesi gerçekliğin içindeki özsel öğelerinde içinde olan öğelerin yeniden yaratılmasıdır,bunun olabilirliğidir.               Marx ve Hegel’in felsefelerinde tarihsellik önemli bir yer tutar,ancak farklılıkları özseldir.Hegel’in tarihselliği bir olgunun diğerini doğurtması gibi mantıksal zorunlulukla oluşurken Marx tarihselliğindeki zorunluluk ise bir toplumun neden farklı aşamalardan geçtiğini anlama üzerinedir.Hegel, mantıksal zorunluluğu tarih,devlet,tanrı gibi fetiş haline gelmiş her şey için kullanır.Göstermeye çalıştığı tüm içsel zorunlulukları,kendisiyle çelişerek yapar Hegel;siyasal alan-sivil alan arasındaki keskin ayrımı baştan belirterek bunlar arasındaki bağlantıyı,çelişkiyi,birbirlerini nasıl oluşturduklarını göstermez.                             İçkin eleştirinin olabilirliği,içinde barındırdığı özsel niteliklerinin bizatihi kendisinin eleştirisi olmalıdır,tıpkı emeğin bizatihi kendisinin  eleştirisinin olması gerektiği gibi.Bu durumun imkanı da kurulmuş her sistemin yıkılıp yeniden inşasıyla mümkün olacaktır.Herhangi bir ideolojinin,felsefenin,dinin yada devletin yıkımının imkanlılığı için gerçeklikleri doğrultusunda gerçekleşecek bir yıkım gereklidir.Yıkımı gerçekleştirmesi beklenenler ise yıkımın kendisini,eleştirisini,özünü kavramış olan proleterya olmalıdır.           

      Marx’ın sistemi değişim üzerine kuruluyken Hegel Marx’ın deyimiyle ontolojiden öteye geçemeyen mistisizm yapar.Hegel’in seküler devleti açıklayış tarzı yine kendi mantığını açma olarak karşımıza çıkar.Varsayımları ve çıkarımları mantıksal zorunluluklara dayalı bir sistemin içkin eleştirilerini kırılmalar,çelişkilerden azade düşünmek gerekirken;yine insani faaliyetlerin kendisi  buna izin vermeyecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Kayıt tarihi
: 06.09.19
 
 

Bİr devlet üniversitesi Witgenstein Dİl Felsefesinde Saklı Olan Ahlak ve Adalet Kuramı üzerine ma..