Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '15

 
Kategori
Tıp
Okunma Sayısı
992
 

Tıp felsefesi

Tıp felsefesi
 

Günümüz dünyası neredeyse baş döndürücü bir hızla gelişen bir değişim süreci içerisinde. Öyle ki; bu değişim kimi zaman uzun uğraşılar sonucu biriktirilmiş olan bir çok etik, ahlaki, estetik kuramın didiklenmesine ve yıpratılmasına neden oluyor. Ve bir yerde Gutrie’nin  “Bugün değer verdiğimiz şeylerin karşısındaki en büyük tehlike fazla hızlı olan değişimdir.” yaklaşımını doğruluyor. Günlük yaşamın ve günümüz insanının bu değişimden etkilenmesi, her alanda olduğu gibi, tıp alanında da bu etkilenimin kaçınılmazlığını ve çelişkiler yaşanmasını gerektiriyor. Bunu tetikleyen de aslında, toplumun ve ekonominin bilgi toplumu içerisindeki gelişimi. Uluslararası rekabet her alanı olabildiğince yenilikçi olmaya itelerken, beraberinde kaçınılmaz olarak, temel değerlerin yıpratılması olasılığını çoğaltıyor.
 
Bireysel ve kolektif dünya tasarımı ya da dünya görüşü denilen bilme ve algılama alanları, çok çeşitli bilginin yarattığı zenginliğin bireysel bilince ve toplumsal düzeye yansıması ile oluşuyor. Toplumun olabildiğince büyük bir çoğunluğunu oluşturan bireylerin her biri için, olabildiğince fazla mutluluk sağlaması gereken bu durum, beklenen sonuca ulaşamıyor. İnsani değerlerin tümünün paraya odaklandığı, çıkarın egemen olduğu benciliğin ve bireyciliğin yüceltildiği günümüz dünyasında tıp alanı, kendisini ve değerlerini nasıl koruyacaktır? Aslında kapitalizmin ve emperyalist tıp kuşatmasının, tıp alanındaki en olumsuz etkisi, sağlığı ticarileştirmiş olmasıdır. Bugün bilimsel çalışmaların ve küresel hastalık tedavi disiplinlerinin içeriği, dolaylı ya da doğrudan etki ile büyük oranda ilaç ve tıbbi endüstrinin tekelleri tarafından belirlenmektedir. Endüstrinin akademik tıbbın kimi alanlarında küresel düzeyde yol açtığı kirlenme, o düzeylere ulaşmıştır ki; bireysel çıkarları uğruna bu duruma gönüllü kirlilik ortakları olarak katılan yeni bir hekim tipi giderek çoğalmaktadır. Uğraşılan alanların tıp dışına taşması, üretilen bilgilerin insan yararına kullanmak ve bu amaçla bilgi üretmek idealini hedefinden saptırarak çıkara kilitlemiştir.
 
O zaman ne yapmalı? Öyle ise iyi hekimlik uygulamaları söylemine sahip çıkmanın tam da zamanıdır. Kimilerinin işine geldiği, kimilerinin yalnızlaştığı için ses çıkarmadığı, az da olsa birilerinin satın alındığı için kayıtsız kaldığı ya da karşısında kendisini güçsüz gördüğü bu kirlenme, zamanla çoğu hekimi ve tıp kurumunu lekeleyici gölgesi altına alacaktır. Hekimlik alanının binlerce yılın birikimlerinden süzülüp gelen etik, moral, insani ve evrensel değerlerini daha fazla sahiplenmek, artık unutulmaya yüz tutmuş sakin bir liman olan tıp felsefesine sığınmak için yeterli olur mu? Doğası gereği kar maksimizasyonu temelinde hareket eden endüstri, her alanda bilimsel bilgi üretiminin destekleyicisi olmuş masum görünümü altında, modern çağın dini olmuş piyasanın denetimini ve baskısını tıp alanına da taşımakta gecikmemiştir. Tıp kurumu endüstrinin daha fazla para kazanmasını sağlamak için, hayatın kendisini tıbbileştirip bir kazanç kapısı haline getirmiştir. Tıp alanı kapitalist baskı ilişkileri ve acımasızlığına eleştirel yaklaşım yetisini ve karşı koyma gücünü yitirmiştir. Bu yeti, bu kuşatılmışlığa karşı koyma gücü, bilime ve tıbba felsefenin sunacağı olanaklarla yeniden kazanılabilir.
 
Tıp, günümüzde felsefenin hem diline, hem metodolojisine hem de klasik savlarına iyice yabancılaşmıştır. Gerçekten tıp ve çağdaş disiplinlerden çoğu felsefenin spekulatif yöntemlerini donuk gözlerle izlemekle yetinmektedir. Ama bu durum, aslında tıbbın, felsefenin asırlardır uğraştığı temalardan koptuğu, onlara yabancılaştığı anlamını içermez. Tam tersine, felsefenin geleneksel alanları dün olduğu gibi bugün de tıp düşüncesinin pratik ve teorik sorunları ile örtüşmesini sürdürmektedir. Tıp her zaman, yaşamın ve varoluşun temel soru ve çelişkilerine tüm insanlık tarihi sürecinde felsefe ile birlikte, onunla içli dışlı olarak, onunla bütünleşerek yanıt aradı. Günümüz tıbbı ise kendisini sürekli besleyen bilimlerin metodolojisini benmseyerek, felsefe alanı dışında duyarsız bir kurulukla bu temel sorulara yanıt aramakta ve zorlanmaktadır. İnsan sıcağını tıp alanı dışına iteklemeye başlamış olan gelişmiş ama kuru bir teknoloji, hekimi giderek teknisyenleştirmektedir. Oysa iyi bir hekim Galenos’un dediği gibi filozof olmak zorundadır. Nietzsche’nin  “Yaptığınız işin felsefesini yapmazsanız, yalnız teknisyen olarak kalırsınız.”  deyişi de yıllar sonra bu yaklaşımı doğrular gibidir.
 
“Felsefe kişiye mal, mülk; para pul, şan, şöhret kazandırmaz ama, dünyayı anlama olanağı sağlayabilir. ”Bu yolla üretilenler hepimizin belleğine kimi zaman hayatın gerçekleri olarak dayatılan bir yanılsamadan bizleri koruyarak; hayata, bilime ve tıbba eleştirel bakabilmemizin yolunu açar. Bu bakış bilgelikle birleşmeyen biginin gücünden ürkmeyi, ancak bilgelikle birlikte olan bilimin insanlara mutluluk ve gönenç getirebileceği gerçeğinin ayırtına varmamızı sağlar. İşte o zaman sanatla, edebiyatla, felsefeyle zenginleşmiş bir biçimde yalnız kalmayı da göze alarak inandığımız değerler doğrultusunda yaşamı yeni baştan şekillendirebiliriz. Tıp yalnızca bir teknik uygulama alanı olmayıp bir sanat alanı ise, bizi uygar köleler durumuna sokan zincirleri kırmak ve bu doğrultuda tıbbın yeniden sermayeye dönük yüzünü olması gereken yere, insana dönmesini sağlamak için felsefenin düşünsel gücünden, yol gösterici ışığından daha çok yararlanma çabası içinde olmak gerekmez mi? Kimbilir; belki o zaman varsa eğer, ortak vicdanın ürkütülmüş ve bastırılmış sesi herkesce duyulur hale gelebilir. Elbet de;  kimilerine bu yaklaşımlar güzel ama boş kuruntular olarak gelebilir. Onlara William Blake’nin “Şimdi ispatlanan her şey;bir zamanlar yalnızca hayal edilmişti” deyişini hatırlatmakta yarar var.
 
Bilimselleşme süreci ile bir zamanlar bulunduğu ilahi örtü altıdaki yerinden çıkarak ayaklarını yere basan tıp alanını bulunduğu yerde paçalarına sıçrayan çamurlardan kurtarmak için, olanca çabayı göstermenin zamanıdır.
 
 
Akın YAZICI
24 Ocak 2015
 
Ersin Kabaoglu, Şennur Köseli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 175
Toplam yorum
: 422
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 363
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster