Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '17

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
363
 

Toplanın bakalım yamacıma, size Edirne'nin Bizans Dönemi'nden bahsedeceğim. Bölüm - II

Toplanın bakalım yamacıma, size Edirne'nin Bizans Dönemi'nden bahsedeceğim. Bölüm - II
 

Kentin Bizans dönemindeki tarihinden bu kadar bahsetmişken, o dönemin yapılarından söz etmemek ayıp olur. Yalnız bu konuya girmeden önce ‘peşin peşin kırmızı meşin’ belirtmek istediğim bir durum var. Anlattıklarımdan ve paylaşacağım plan ile fotoğraflardan gaza gelip de Edirne’de bu yapıları görmek için sokak sokak aranıp gezmeyin. Çünkü, kale kalıntılarını ve Yıldırım Beyazıt Camii’ndeki sütun vb saymazsak, hiçbiri artık yok maalesef. Varlıklarını eski seyahatnamelerden, Nuh nebiden kalma yayınlardaki fotoğraf ve planlardan biliyoruz ne yazık ki. 2006 yılında Edirne’de çalışırken bir arkadaşım kendisini Edirne Ayasofya Kilisesi’nin bulunduğu söylenen yere götürdüklerinde “Hani be kilise?” diye tepki verdiğini anlatmıştı da, “Ah canım çoktan yıkıldığını baştan söylemediler mi? Senin en temiz hislerinle oynamışlar” diye gülmüştüm. Aynı hayal kırıklığı yaşanmasın diye uyarayım istedim.

BU ARADA BU YAZIYI YAZARKEN NORMALDE BAHSETTİĞİM TÜM YAPILARIN ARŞİVLERDEKİ FOTOĞRAFLARINI VE PLANLARINI DA KAYNAK GÖSTEREREK KULLANMIŞTIM. BURADA METİN İÇİNE FOTOĞRAF YERLEŞTİREMEDİĞİM İÇİN KOYAMIYORUM MAALESEF. O FOTOĞRAFLI HALİNİ YAKINDA YAYINA GİRECEK KENDİ WEB SİTEMDE KULLANACAĞIM :)

KENT SURLARI

Hadrianopolis Kalesi şehrin de kuruluşuna işaret etmektedir. Kalenin asıl yapısının Roma imparatoru Hadrianus’un 123- 124 yıllarındaki doğu seyahati sırasında kurulduğunu söylemiştik. Kale 19.yüzyılın ortalarına kadar korunmuş olmasına rağmen, 1860’lı yıllardan itibaren hastane, okul, kışla gibi yapıların inşasında malzeme olarak kullanılsın diye bizzat Vali Hurşit Mehmet Paşa tarafından yıktırılmaya başlamıştır. Günümüze kalan kalıntısı da oldukça tahrip edilmiş olan sur duvarları ve kulelerinden bir tanesidir (Makedonya Kulesi). Edirne Müze Müdürlüğü’nün, 2002-2003 yıllarında, o dönemki müze müdür vekili Şahin Yıldırım başkanlığında yaptığı Makedonya Kulesi çevresinde kazılar sonucu kalenin planı hakkında detaylı bilgi elde edilmiştir. Burada çok mimari detay verip baş ağrıtmak istemiyorum. Kale dikdörtgen planlıdır, ancak köşeleri tam 90 derecelik açı vermez. Ahmet Badi’nin “Riyaz-ı Belde-i Edirne. Edirne Şehri Tarihi”, Osman Nuri Peremeci’nin “Edirne Tarihi”, Osman Rıfat’ın “Edirne Rehnüması” gibi kent ile ilgili eski kitaplarda anlatıldığı gibi; bu kalenin dört köşesinde dört yuvarlak burç, bunların aralarında da dört köşeli on ikişer daha ufak kule ile dokuz kapı bulunmaktadır.

Dört tane olan köşe kulelerinden biri geçen yüzyılda saat kulesi haline getirilmiş olarak durmaktadır. Bu kule Makedonya Kulesi olarak adlandırılmaktadır. Diğerleri ise Yelliburgaz veya Kafeskule; Germekapı Kulesi ve Zindanaltı Kulesi’dir. Köşe kulelerinden sadece saat kulesi olan burç günümüze kadar gelebilmiştir. Bu kulenin esası da Roma Dönemi’ne ait olmakla birlikte Bizans Çağı’nda tamir görmüş olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. 1553 yılında Türkiye’ye gelen Hans Dernschwam, seyahatnamesinde bir burcun cephesinde iri tuğla harfler ile yazılmış Yunanca bir yazıttan söz eder.

Yazıtın Türkçe çevirisi “Tanrım,dindar ve İsa’nın dostu hükümdarımız Ioannes’e yardımcı ol!” şeklindedir. Bu yazıt, M.Paranika tarafından 1895-1899 yıllarında Hellenikos Philologikos Syllogos adlı süreli yayında; O.Onur tarafından 1972 yılında “Edirne Türk Tarihi Vesikalarından Kitabeler- Tamamı” ve Semavi Eyice tarafından da 1979 yılında “Edirne Saat Kulesi ve Üzerindeki Bizans Kitabe” adlı makalelerde yayınlanır. Yazıtta adı geçen Ioannes’in, önceleri 14. yüzyıl Bizans imparatorları olan V. Ioannes Palaiologos (1341- 1391) veya VI. Ioannes Kantakuzenos (1347- 1354) olduğu düşünülse de; kazı başkanı Şahin Yıldırım kule çevresinde yapılan kazılarda bulunan (benim de master tezi olarak çalıştığım) 10.yüzyıl ve I.Ioannes Tzimiskes sikkelerinin yoğunluğuna bakarak söz konusu imparatorun I.Ioannes olduğunu tespit etmiştir. Söz konusu kitabe burcun üzerine 1886’da ahşap, 1894’te de kagir saat kulesinin yapılması sırasında büyük zarar görmüştür. Dolayısıyla yazıtı göreceğim diye boşuna kuleye bakıp durmayın, boynunuz tutulmasın :) Maalesef hiçbir şey seçilmiyor artık.

Kalenin kuzey tarafında yer alan küçük burçlardan dördüncüsünün üzerinde de mermere işlenmiş bir başka Yunanca yazıt daha vardır. Bu kitabe 19.yüzyılın başlarında yerinden sökülerek Edirne’deki Metropolitik Kilisesi’nde muhafaza edilmiş, bu kilise yıkılırken de müze müdürü tarafından arkeoloji müzesine kaldırılmıştır. Yazıtta 1261 yılında İstanbul’u Latinlerden alarak Bizans İmparatorluğu’nu yeniden kuran   imparator VIII. Mikhael Palaiologos’un (1261- 1282) adı geçmektedir.

Yazıtın Türkçe tercümesi şöyledir: “ Romalılara gerçekten şan veren hükümdar Mikhael –ki onun sayesinde Konstantinos’ şehri kurtarıldı- barbarlara karşı, onların hücumları karşısında hiç sarsılmayan kuleli suru yaptırdı”. Bu yazıtı da yine M. Paranika aynı makalesinde; Z. Taşlıklıoğlu 1971 yılında, Trakya’da Epigrafya Araştırmaları adlı çalışmasında ve Yılmaz Büktel 1989 tarihli yüksek lisans tezinde yayınlamıştır.

Yine surlarda Bryennios’un adını gösteren monogram da görülmüştür. Bu üç yazılı belgenin de ortaya koyduğu gibi, Hadrianopolis kalesi Bizans’ın son yıllarında güzelce elden geçirilmiştir. 

2002-2003 yılları arasında gerçekleştirilen Makedonya Kulesi ‘kurtarma’ kazıları devam edebilseydi, aslında kentin bu evresine dair çok daha fazla şey ‘kurtarılabilirdi’. Ancak 2004 yılında, bu çalışmaların en büyük destekçisi olan Vali Fahri Yücel’in ani ölümü, ailesi ve sevenleri için olduğu kadar Edirne’nin kültür tarihi açısından da maalesef büyük trajedidir. Onun ölümüyle Makedonya Kulesi projesi yarım kaldı. Daha önce yazdığım bir başka Edirne yazısının konusu olan İlhan Koman Evi için de sayın valinin müzeye dönüştürme sözü varmış. Ne diyeyim…Yarım kalan sadece bir hayat değil, bir şehrin de tarihi olmuş ne yazık ki…Allah gani gani rahmet eylesin.

Kazının sona ermesiyle birlikte daha önce hazırlanmış olan koruma ve çevre düzenleme projeleri hayata geçirildi ve kazı alanıyla çevresi arkeolojik park olarak düzenlendi.

HAGIA SOPHIA (AYASOFYA) KİLİSESİ

Bizans kentlerinin çoğunda olduğu gibi Hadrianopolis’te de bir Ayasofya Kilisesi’nin bulunup bulunmadığı biraz tartışmalıdır. Varlığı kimilerine göre bir nevi şehir efsanesi gibidir. Ancak Kaleiçi’nde yakın bir zamana kadar Ayasofya olarak tanınan ve Türk devrinde bir süre camii olarak kullanılmış eski bir kilisenin kentin en büyük kilisesi olduğundan adının Ayasofya olduğu düşünülür. Edirne Türkler tarafından fethedildiğinde kentin en büyük kilisesi I. Murat’ın emriyle camii haline getirilerek ilk cuma namazı burada kılınmıştır. Sonraları II. Murat zamanında (1421-1451) bu binanın yanına bir medrese yapılarak buraya Sıraceddün Mehmet bin Ömeri Halebi müderris olarak tayin edildiği için cami de Halebi Camii olarak tanınmıştır. Ahmet Badi, “Riyaz-i Belde-i Edirne” adlı eserinde, dört kemer üzerine yapılmış bir kubbeye sahip bir yapı olan Ayasofya’nın tahtadan bir minaresi olduğunu nakleder. Bu eski kilise 1752 depreminde harap olduğundan gitgide çökmüş ve 19. yüzyıl sonlarında henüz ayakta olan harabesi de malzemesinden yararlanılmak üzere yıktırılmıştır.

1888 yılında Edirne’de Rus konsolosu olarak bulunan Gh.Lechine, çok şükür bu yapının bir fotoğrafını çekmiştir de bize de az buçuk da olsa görmek nasip olabilmiştir. Harabeyi güney yönünden gösteren bu fotoğraf Edirne’deki Bulgar konsolosu P. Mateev’e verilmiş, o da bu önemli belgeyi Bulgar sanat tarihçisi B. Filov’a vermiştir. Mateev bu binanın kubbesini 1899’da yıkılmış olarak görmüştür; 1902 yılında ise harabe tamamen ortadan kaldırılmıştır. Edirne Ayasofya’sı için oldukça önemli bir belge olan bu fotoğraf bugün Bulgar Arkeoloji Enstitüsü arşivinde bulunmaktadır. Bu binanın planı ise Edirne’yi 4 Ekim 1875’te ziyaret etmiş olan Fransız mimarlık tarihçisi A. Choisy tarafından çizilerek Bizans yapı sanatı ve mimarlık tarihi hakkındaki iki kitabında da yayınlanmıştır.

YILDIRIM BAYAZID CAMİİ

Hah, bakın işte bu yapıyı gidip görebilirsiniz. Camii olarak halen varlığını sürdürüyor. Yalnız şehir merkezine oldukça uzak diye kalmış aklımda. 2006 yazında Edirne’deyken, ziyaretime gelen bir arkadaş ile gittim ilk kez. Müzeden bir arkadaş tarif ederken “Çok yürüyeceksin. Bir süre sonra uzaktan camiyi görmeye başlayacaksın. Yürümeye devam edeceksin, ama camii de hala uzaktan görünmeye devam edecek. Yürüdükçe yakınlaşmayacak. Sanki yürüyüp yürüyüp bir türlü ulaşamıyor hissine kapılacaksın. Sakın vazgeçme devam et, zor da olsa yanına ulaşacaksın” dediğinde herhalde benimle dalga geçiyor demiştim. Vallahi tam anlattığı gibi oldu. Yürüyoruz, yürüyoruz, şehir bitti sanki, evler seyreldi, etraf yeşillik bağ bahçe, camii uzaktan görünüyor ama bir türlü ulaşamıyoruz…(Bu arada niye illa ki yürüdün, otobüs-dolmuş yok muydu sorusu da akla gelebilir tabii. Cevap: Şehirleri yürüyerek keşfetmeyi sevenlerdenim). Sonunda vardığımızda da tadilattaydı. Restorasyon çalışması var diye sokmak istemediler. O yürüyüşten sonra eli boş dönsem ölürdüm sanırım. Neyse ki çalışan ekip Ankara’dandı, “Ben de Ankara’da yaşıyorum, hem meslektaşız” vb diyerek girdim ve gezdik.

Bu yapıda ilk inceleme yapan ve yayınlayan Cornelius Gurlitt’tir. 1910-11 yıllarında yayınlanan Almanca makalesinde yapının İtalya’da Ravenna’da bulunan Galla Pladicia yapısıyla olan benzerliğinden yola çıkarak ilk yapı evresini 440 civarı olarak belirlemiştir. Yapıya 13.yüzyılda son cemaat yeri olarak kullanılan kısım eklenmiş, 1400’e doğru ise sivri kemerli tonozları yapıldıktan sonra camiye dönüştürülmüş olmalıdır. 18.yüzyılda kubbe ve son cemaat yeri bugünkü halini almıştır. 

Aslında bir Bizans yapısı olan bu bina yeniden kullanılırken büyük ölçüde değişikliğe uğramış, temelleri ve aksı dışında ilk evreye ait mimari bir iz kalmamıştır. Osmanlılar’ın fethettiği yerlerde kiliseleri camiye dönüştürerek kullandığını bilmeyen yoktur sanırım. İstanbul’daki Ayasofya bunun ilk akla gelen örneğidir. Bu yapı için de aynı durum söz konusu olmalı. Yapının temelde bir Bizans yapısı olduğunu gösteren çok sayıda özellik vardır. Örneğin binada Bizans Dönemi’ne ait çok sayıda devşirme malzeme kullanılmıştır. Sütunları bizzat gözlerimle görmüştüm. Yapının bir Bizans yapısı olduğunu gösteren diğer bir unsur ise yönelimin doğuya doğru olmasıdır. Buna da bizzat şahidim. Şahitliklerimin bir belgesi olarak, web sitemdeki yazıda 11 yıl önce çektiğim nostaljik fotoğrafları da kullanacağım. Güncel halini inşallah bu yaz görmeyi planlıyorum.        

SINAITIKON KİLİSESİ

Edirne’de yakın bir zamana kadar enteresan planlı ufak bir Bizans kilisesinin bulunduğu bilinmektedir. Yapı 1907 yılında yine C.Gurlitt tarafından incelenerek plan ve kesiti çıkarılmıştır. İlhan Koman Evi ile ilgili yazımda kentteki kalıntılardan kısaca bahsederken; “Yine eski kaynaklarda adı geçen ve planı bulunan Sinaitikon adlı Bizans dönemi kilise ise o kadar güzel yıkılmıştır ki (!) bugün nerede olduğu bile hala tespit edilememiştir” demiştim. Durum maalesef budur.

Bizans sanatı konusunda Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli uzmanlardan olan Semavi Eyice, yapının adından Sina Manastırı ile ilgili olduğunun anlaşıldığını ifade eder.        

Gurlitt’in bilinmeyen bu yapılardan haberdar olmamızı sağlayan değerli makalesinin fotokopisini, tezim için illa ki gerekli olduğundan, İstanbul’da Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nün kütüphanesinden almıştım. Ve yerinde değil de, Türkiye’de kurslarda öğrendiğim Almanca ile zor da olsa okumuştum. Birkaç ay sonra, Edirne’nin meşhur yağmurlarına ilk yakalandığım gün, Eski Camii’nin orada kitap satan bir dükkana sığındığımda, hoş bir sürprizle karşılaştım. Kente büyük katkıları olan sevgili Ayhan Tunca’nın çıkardığı Yöre Dergisi bu makaleyi Türkçe’ye çevirip yayınlamış meğer. Üstelik karşılaştırılabilsin diye Almanca ve Türkçe metin de bir arada verilmiş. Hala baskısı var mı bilmiyorum, ama Edirne’nin eski tarihi için önemli bir kaynak olarak ben naçizane herkese öneririm.

Edirne’yi son görüşümün üzerinden 11 yıl geçti. 2006 sonbaharında Ankara’ya döndükten sonra tezim için çalışmalara başladım. Kazı başkanı ile anlaşmamız aslında tüm Bizans dönemi buluntularını tez olarak yayınlamam üzerineydi. Ancak, o dönemki bölüm başkanımız taş koyunca, sadece Bizans sikkeleri ve iki adet Bizans mührünü tez olarak hazırlayabildim. Tezi yazarken ömrümden ömür gitti. Akademik hayat illettir, yaşayan bilir. Tezi verdikten sonra, sikkeleri anımsattığı için bir süre alışverişlerimde bozuk para kullanamadım, psikolojim nasıl bozulduysa artık J Aslında diğer küçük buluntuları da makale olarak hazırlayacaktım ama tez düşündüğümden uzun sürdü. Bitiminden sonra da iş hayatı başlayınca o makaleyi yazmaya hiç sıra gelmedi, vakit olmadı, ben beceremedim yani. Bu da benim başta kazı başkanı ile ekibine, sonra da Edirne’ye karşı ayıbımdır ne diyeyim, ama olamadı işte.  Yine iş yoğunluğu ve vakit darlığı nedeniyle sikkelerin makaleye dönüştürülmesi aşamasında da bu insanlara yeterince yardımcı olamadım ne yazık ki. Sadece elimdeki verileri paylaşabildim. Tezim ise çok beğenildi, 350 sayfaya yakındı, çok kapsamlıydı. 2009 yılında, yurtdışına gönderdiğim bildiri kabul edildi ve Edirne’de ele geçen bu Bizans sikkelerini, Glasgow Uluslararası Nümismatik Kongresi’nde sunma şansım oldu. O kongre benim akademik yaşamdaki jübilemdi. Sonra yeter bu kadar okumak dedim ve doktorayı bırakıp çalışma hayatına atıldım. Bu metni hazırlarken de tezden bol bol faydalandım, yalan yok…Tarihçe konusunda burada okuduklarınız devede kulaktır. Tezde kazılarda sikkesi bulunan her bir imparatorun Edirne için neler yaptığını ayrı ayrı detaylı yazdım ki okuyan bir süre kendine gelemez sanırım, ben yazdıktan sonra uzun zaman kendime gelemedim zira :) Akademik yaşamı çoktan geride bıraktığım için her zamanki üslubumla yazmayı tercih ettim. Çok bilimsel yazıları sadece o işi bilen akademisyenler okur. Bu da bir işe yaramaz bence. Ben istedim ki herkes keyif alarak okusun. Yazının sonuna da kısa bir kaynakça ekledim; hem yararlandığım kitapları belirtmek istedim, hem de belki piyasada bulunabilenleri alıp okumak isteyen olur dedim. Tabii hepsini yazamadım, seçilmiş kaynakça diyelim.

Edirne’yi uzaktan da olsa takip etmeye çalışıyorum. Kaleiçi Mahallesi’nin III.derece arkeolojik sit alanı ilan edilmesiyle birlikte Edirne Müzesi, müdür Hasan Karakaya başkanlığında birçok sondaj kazısına başladı. Bu kentin antik tarihiyle ilgili daha net bilgiler verecektir. Geçtiğimiz yıl, Edirne Sarayı kazılarının da yeniden başlayacağını okumuştum. Bir-iki yıl önce de, Selimiye Camii önündeki, Osmanlı Dönemi’nde (16.yüzyıl) meyve-sebze hali olarak kullanılan Yemiş Kapanı Hanı’nın bulunduğu yerde kurtarma kazıları yapıldığını duymuştum. Hatta kazıda topluma kazandırma projesi kapsamında Edirne Tarım Açık Cezaevi’ndeki mahkumlar işçi olarak çalıştırılmıştı. Mimar Sinan’ın kente gelen temiz suyu dağıtmakta kullandığı su yolları, Roma dönemine ait bir mezar vb açığa çıkarılmıştı. Keşke bu yazdığım Bizans yapıları için de kazılar yapılsa, en azından temelleri açığa çıkarılsa diyebilmeyi çok isterdim, fakat yerleşimin içindeler ve kim bilir üzerine hangi yapılar yapıldı.

Edirne’yi bu yaz gidip doya doya gezmeyi ve kentle hasret gidermeyi planlıyorum. Bıraktığım gibi bulur muyum, neler değişmiştir kestiremiyorum. Kafamın içinde bir sürü detay ve soru işaretleri uçuşuyor. Edirne’de en çok özlediklerimden biri Köfteci Osman mesela. Tabii bizzat kendisi değil özlediğim, köfteleri…Hala o kadar lezzetli mi acaba köfteleri? Kendisi ne durumda, çok yaşlandı mı ki? Şubeler açmış diye duydum, ama aklım Selimiye’nin oradaki dükkanda hep. Müthiş bir acılı sosu vardı, tarif sorduğumda garson “Tarif veremem ama Ankara’ya dönerken kocaman bir kavanoz verelim size, götürün” demişti. Ne incelik diye şaşırmıştım. Uğrayıp alamadım, o yolculuk telaşıyla unuttum. Kaldığım misafirhanede bir adam vardı hep etrafımda dolanan. Söylediklerinin çoğunu anlamazdım başta. “Aydamak” kelimesini sayesinde öğrenmiştim. Hala oralarda mıdır ki? Edirne’de ilk yağmura yakalandığımda, saf saf yaz yağmuru diner hemencecik demiştim. Dinmeyince Eski Cami’nin oralarda bir kitapçıya sığınmıştım. Sahibi olan kadın, yağmurun bu kadar uzun süre, hem de hiç hız kesmeden yağmasına şaşırdığımı anlatınca “Yabancı mısın?” diye gülmüştü. Kadınla sonra arkadaş olmuştuk, hep uğrardım. Duruyor mu acaba o kitapçı? Edirne’ye gidene kadar haberlerde “Meriç Nehri taştı” diye duyardım da, anlamazdım. Islana ıslana öğrendim. Yağmurları hala o kadar yoğun ve uzun soluklu mu, yoksa küresel ısınma falan bozdu mu iklimini? Gittiğimde yine bir yağmura yakalansam da iliklerime kadar ıslatsa beni…Meriç demişken, hala o kadar güzel mi manzarası? Bir tarihi gümrük binası vardı. Karaağaç’ta uzun Pazar kahvaltıları sonrası oraya geçer Meriç manzarasına sıfır Türk kahvesi içerdim…Bu da, yazın yapılacaklar listemde. Karaağaç da dilerim hafızamdaki kadar yeşil, güzel ve el değmemiştir. Meriç kıyısında çadır kurup bir gece bile olsa kamp yapma hayalim var, muvaffak olur muyum bilmiyorum da, vallahi yapabilsem ne keyifli olurdu. Pazar günleri Romanların düğünleri olurdu, sokakta falan oynamalarını seyrederdim. Dilerim yine denk gelirim. Peki, şehir o tarih kokan dokusunu da koruyor mu hala acaba? Edirne ile ilgili pek çok haber sitesine üyeyim. Şurada AVM yapıldı, burada bilmem ne yıkıldı diye bir sürü haber görüyorum. Hep endişe ile okuyorum, kentsel dönüşüm ayağına mahvedecekler diye. Yıldırım Camisi’nden tut da, II.Beyazıt Külliyesi’ne kadar her yere yine tabanvay ile gideceğim bu yaz. 11 yıl önce, şehri yürüye yürüye keşfederken ilk günler sürekli kaybolurdum. Ama bir süre sonra gurbetçilere yol tarif edecek kıvama gelmiştim. Bakalım bu yaz ne yapacağım? Böylece bir sonraki yazının konusu da oluştu sanırım: Edirne’de 2006-2017 arası neler değişmiş? :)

Deniz Çantay

 

KAYNAKÇA

-ACUN, H .  Anadolu Saat Kuleleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk                     Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1994.

-AHMET BADİ, Riyaz-ı Belde-i Edirne. Edirne Şehri Tarihi. (çev.Ratıp Kazancıgil) İstanbul, 2000.

-AMMIANUS, MARCELLİNUS, The Chronicle Of Marcellinus, (Çev. C. Croke),  Byzantina Australiensia, 1995.

- BURMOV, A. “Türkler Edirne’yi Ne Vakit Aldı?”, (Çeviren: H. Eren), Belleten XIII, 1949: 97-106.

-EDİRNE’NİN 600. FETHİ YILDÖNÜMÜ ARMAĞAN KİTABI, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1993

-EDİRNE: SERHATTAKİ PAYİTAHT, (Hazırlayan: E. N. İşli ve M. S. Koz), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1998.

-EDİRNE İÇİN, (Editör: Yeliz Olcay), Doğu Kitabevi, İstanbul, 2013

- FINE, J. V. A.  Early Medieval Balkans, University of Michigan Press, America, 1983.

- FINE, J. V. A.  The Late Medieval Balkans, University of Michigan Press, America, 1987.

-GURLITT, C.  “Die Bauten Adrianopels”, Orientaliches Archiv I, 1910-1911.

-MİKHAİL, PSELLOS, Mikhail Psellos’un Khronographia’sı, (Çev. I. Demirkent), Türk Tarih Kurumu Yayınları,  Ankara, 1992.

-NİKETAS, KHONİATES, Niketas Khoniates, Historia (Ioannes ve Manuel Komnenos Devirleri), (Çev: F Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1995.

 -NİKETAS, KHONİATES, Niketas Khoniates’ın Historia’sı (1195- 1206), (Çev. I. Demirkent), Dünya Yayınları, İstanbul, 2004.

-PEREMECİ, O. N.  Edirne Tarihi, Edirne ve Yöresi Eski Eserler, İstanbul, 1940.

- SEVİN, V.  Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2004.

- SOUSTAL, P. Thrakien (Thrake, Rodope und Haimimontos), Tabula Imperii Byzantini 6, Verlag der Österreichischen Akademie der Wissenschaften, Wien, 1991.

-STEPHENSON, P. Byzantium’s Balkan Frontier, A Political Study of the Northern Balkans, 900- 1204, Cambridge University Press, 2000.

-SÜHEYL ÜNVER’İN EDİRNE DEFTERLERİ, Kubbealtı Yayıncılık, İstanbul, 2013

-YILDIRIM, Ş. “Makedonya Kulesi Kurtarma Kazısı 2002 ve 2003”, 14. Müze Çalışmaları ve Kurtarma Kazıları Sempozyumu (30 Nisan – 2 Mayıs 2004, Ürgüp-Nevşehir), Ankara, 2005: 233- 242 ve 243- 250.

-YILDIRIM, Ş.  “Hadrianopolis (Edirne) Sur Duvarları”, İdol 16, Ankara, 2003 :16- 21.

-YILDIRIM, Ş.  “Hadrianopolis, Trakya’da Bir Kalekent”, TÜBA-AR 18/2015

 

            

 

 

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Deniz hanım teşekkürler. Edirne'yi bana anımsattınız. Hem de derinliğine. Özlemişim. Ama gitmem çok güç. Saygılar, selamlar.

Erdal Ceyhan 
 06.05.2017 14:56
Cevap :
Ben teşekkür ederim Erdal Bey :)  08.05.2017 13:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 440
Kayıt tarihi
: 02.01.14
 
 

27 Kasım 1981 tarihinde Bursa'da dünyaya geldim. 1984 yılından beri Ankara'da yaşıyorum.1998 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster