Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '12

 
Kategori
Etkinlikler / Festivaller
Okunma Sayısı
341
 

Torosların zirvesinde

Torosların zirvesinde
 

Derdin Ne Piro? :)


Ne zamandır davet edildiğim 12. geleneksel Çimi Yaylası Arıcılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yayla Festivaline nihayet teşrif edebildim. :) Aslında çok istiyor fakat erken kalkması yüzünden bir türlü katılamıyordum. :)

Çimi yaylası şenlikleri benim için önemliydi, çünkü, kaç yaşında olduğumu hatırlamıyorum ama (dokuz on yaşlarındaydım sanırım) çocukluğumun 45 gününü bindokuzyüzlü rakımlarda, torosların zirvesinde geçirmiş, Çimi yaylasında 45 gün oğlak gütmüştüm.

O zamanlar Çimi köyünden sonrasında yol yoktu. Dayım gelip beni Manavgat’tan almış, Akseki’ye kadar otobüsle gitmiş, sonrasını katır sırtında tamamlamıştık.

Hayatımın hem en güzel hem de en korkulu yolculuğunu yapmıştım. Çünkü ben katır sırtında yola devam ederken dayım bir ara saklanmış, daha önce hiç bulunmadığım, kurdun kuşun kol gezdiği bu dağlarda (bir süreliğine de olsa!) çocukluk korkularımla başbaşa bırakmıştı beni.

Neler neler geçmemişti ki o an aklımdan. Masal kitaplarındaki o korkunç devler, devasa yaratıklar, hayaletler.

Ödüm patlamıştı tabi… Neyse ki oyunu fazla sürdürmedi de dayım, ben de kurtuldum.

İlk gündü. Dedem, üstü çul ve naylonla kapatılmış damın arkasına geçmiş, “hoyn yuuuu” diyerek boşluğa doğru sesleniyor ve birkaç kez tekrarlıyordu bu seslenişini, o an benim ne düşündüğümü bilmeden!

“Delimi ne” diyordum,”boşluğa niye sesleniyor ki dedem?”

Çok değil 20-25 dakika sonra oğlaklar ve keçiler gelince anladım niye seslendiğini.

Benim için alışılmışın dışında çok çok faklı bir yaşamdı. İlk iki gün önüme koydukları ve pekmezle yapılan incir reçelini (kak) elimin tersiyle itmiş, burun kıvırmıştım. Fakat ne oldu nasıl olduysa olmuştu ikinci günden sonra içi kak dolu küpün başından kalkamaz olmuştum. :)

Yayladaki en ilginç anım, eve dönüp, köpeklerin yakalarsa parçalayacakmış gibi havlaması üzerine dayımın oğluyla taşların arkasına saklanarak canımızı kurtardığımız andı. Her sabah yalnız gittiğim oğlak gütme işine o gün öğleden sonra olması dolayısı ile dayımın oğluyla gitmiş, karanlığın basması üzerine döndüğümüz obada köpeklerin saldırısına uğramıştık.

Hane halkı telaşla dışarı çıkmış, köpekleri susturarak o esnada kaybolan oğlakları aramaya gitmişti.

Biz alelacele biraz yoğurt, biraz da kak yiyerek yorganın altına gömüldük. Nefes almıyorduk adeta. Oğlakları kaybetmiştik zira. Korkuyorduk. Geldiler baktılar bizde ses seda yok, ölü gibi yatıyoruz, çaresiz onlar da yattı. Derin bir oh çektik. Dayaktan kurtulmuştuk. Belki dövmeyeceklerdi ama biz öyle sanıyorduk.

Su yoktu. Oğruklardan sırtımızda kar taşıyor, hem kendimiz içip hem de hayvanları suluyorduk. Ağaçtan yapılmış tekneleri vardı. Dağdan döndükten sonra önce kayaların üzerine dökülen tuzla tuzlanıyor, sonra sulanıyordu. Bir kere su içen katırın etrafında dolanırken acayip bi tepik yemiş ama hiç sesimi çıkarmamıştım. Ne de olsa serde efelik vardı. :)

Yaylada yapmaktan en çok zevk aldığım şey, oğlaklar otlarken dağların zirvesine çıkıp aşağıya taş yuvarlamaktı. Taşlar yuvarlanırken acayip sesler çıkarıyor, ses boşlukta yankılanıyor, müziğe dönüşüyor, müthiş devinimlere yol açıyordu ruhumda.

Yaylada olmak güzeldi. Sabah kalktığımızda bulamadığımız, köpeklerin götürüp bir yerlere attığı pabuçlarımızı aramak da öyle. Dayımın sabah kahvaltısı için kara tavada, ateşin üzerinde kızarttığı peynirin tadı tarif edilmezdi. Dönüşte hediye olarak aldığı ve en az on kere söküp diktikten sonra ancak  tersini yüzünü rast getirebildiği fistanımı giymek hepsinden daha güzeldi ve bana erkek kısmı fistan mı diker dedirtmişti o yıllarda. Keşke okul olmasaydı, annemler beni özlemeseydi de daha fazla kalsaydım, hatta hep kalsaydım yaylada.

İşte, bende unutulmaz izler bırakan Çimi yaylasındaydım 8 Temmuz Pazar günü. Yemekler enfesti organizasyon mükemmeldi. Bir ara çalıştığım gazetede şiirleri yayınlanan İbrahim amcanın seslendirdiği şiirini dinlemek tarifsizdi. Üzücü olan tek şey, dedemin, anneannemin ve teyzemin artık hayatta olmaması idi… Ne yaparsın ki ölümden kaçış yoktu, nasıl olsa bir gün hiç ayrılmamak üzere buluşacaktık.

Bu enfes organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyor, seneye buluşmak üzere, hemşerilerime yerimi ayırın diyor, sizleri bu güzel günün özeti ile baş başa bırakıyorum.

Biliyorum orada olmanın yerini tutmaz ama… :((

http://www.dailymotion.com/video/xs1pto_akseki-cimi-yaylasy-12-arycylyk-festivali_news

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yayla havasını öyle güzel yansıtmışsın ki usta kaleminle, teşekkürler...:)

erol aslan 
 31.07.2012 9:50
Cevap :
Sizi gördüğüme çok sevindim Erol Bey. Nerelerdeydiniz? Yaşıyor musunuz? :)) Teşekkür ederim ziyaretiniz için. Sevgiler  31.07.2012 19:56
 

Merhaba, yukarı epey yaklaşmışsınız. Bize de geçenlerde Feslikan yaylasının en üst noktasına çıktık. Öğleyin güneş tarafından kavrulduk. Çünkü gölge yoktu. Sonra gölgeye gelince de üşüdük. Selamlar...

Mesut KARİP 
 12.07.2012 12:31
Cevap :
Evet. Açıkta kalan yerlerin öyle yanmış ki; dönüşte tenim acıyor, tenim acıyor, baktım kollarım kıpkırmızı olmuş. Festival alnı biraz çukurdaydı. Hemen 20 metre mesafedeki eve çıktık ben de üşüdüm. Neyse ki önceden deneyimim vardı, uzun kollu almıştım yanıma, onu giydim de korundum. Çok ilginç değil mi? Hava günlük güneşlik, gölgede üşüyorsun. Hele gece. Yaylaya dayımların yanına gidince bir battaniye bir kalın yorganla üşümüş, sabaha kadar uyuyamamıştım. Ayalardan ise Ağustos'tu. Bu arada... Fefleğen yaylası neredeydi? Hangi il sınırları içinde. Gerçi şimdi google amcadan sorar öğrenirim de. Müthiş bişey şu google. Merak ettiğin her şey bir tık uzağında. Bilgilerin güvenilirliğini çek etmek şartıyla tabi. Saygılar  12.07.2012 22:06
 

Video nerede..? İzlersem memnun olurum... Youtube' da mı..? :)Korku kişiye göre göreceli gerçekten... O kadar çok fobi geliştirmişim ki, rahatımı bozuyor bazen bu durum.. Benim en çok dikkat ettiğim şey, dört buçuk yaşındaki oğlumu yetiştirirken en çok ani tepkilerle yüreğine korku serpmemek..!

Arzu Elif 
 12.07.2012 9:08
Cevap :
Hayatımızı korkular yönetiyor zaten. Korktukça üstümüze üstümüze gelir bazı şeyler. Belki çok alakalı değil ama bir anımı anlatacağım. Antalyada oturduğum dönemler Kemer'den Antalya'ya geliyorum aracımla. Sollanmaz yerde bi tane otobüsü solladı kamyon. Yol dar ve virajlı. Zannetti ki o ben korkup kaçacacağım. Üstüne üsütüne sürüverdim. Yoluna girmek zorunda kaldı. Yani zaten olması gereken yola. Ona yola vereceğim diye ben kendimi niye riske atacağım ki? Belki de şarampole yuvarlanacağım. İşte böyle. Bazen korkuların üstüne gitmek gerek ki o bizden korkup kaçsın. Oğlunuza da bunu öğretin bence. Video ise Dailymotionda. Söylediğim başlığı, "Dağların aşkına... Ormanları koruyalım" başlığını yazarsanız zaten çıkar ilk sayfada. Sevgiler, selamlar.   12.07.2012 21:59
 

Nasıl bir yaşammış oradaki... Nutkum tutuldu... Ben de çocukluğumda köyümüze giderdim ama Sivas' ta öyle korkunç yollar, dağlar yoktu geçtiğimiz yerlerde mezrada oldukları halde dayımlar... Sanki masalda hissettim kendimi anlattıklarınızla..!

Arzu Elif 
 11.07.2012 17:38
Cevap :
Aslında korkunç değil. Şimdi korkmuyorum mesela. Ama o zaman çocuktum ve hiç bilmediğim bir yerde tek başıma kalmak ürkütücüydü. Korkunçluk kişiye göre değişebiliyor tabi. Benim tek elle bir yandan otomobil kullanıp, bir yandan çekim yaptığım kendi köyümüzün yaylasına bir arkadaşımı götürmüştüm geçen yıl. Öyle korkmuş ki, bir daha asla gitmem diyor. Oysa bana çocuk oyuncağı gibi geliyor artık. Aslında o videomu da izlemenizi tavsiye ederim. Şahane bir doğa ve elma bahçelerimiz. Nedense onu paylaşmaya bir türlü fırsat olmadı. Video başlığı "Dağların aşkına ormanları koruyalım. Bambaşka dünyalara yolculuk yapacak, arınacaksınız. Şiddetle tavsiye ederim. :) Saygılar, selamlar.   11.07.2012 21:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1484
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster