Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1949
 

Tuğba!

Tuğba!
 

Ağaç ve Güneş


Bazen karşımıza çıkan
ufak ayrıntıları görmek zordur; fakat hayatının ayrıntılarda gizli olduğunu
detaycı biri olarak itiraf etmeliyim...

İnsanların hayatında öyle anlar olur ki
duygu selinin beyninizi cezbettiğine defalarca şahit olur,
bu cezbin içinde huzur bulursunuz...

Ve bazen küçük şeyler hayatımıza şekil verir, hatta
dönemsel bölümlemelere bile sokabilir insanı...

İşte hayatımı ondan öncesi ve sonrası diye ayırdığım
belki de böylesine bir güzellikle ödüllendirilmiş olma onurunu yaşayarak sizlerle paylaşıyorum:

Sorular ve yanıtlar...
İsim ve okul numarası...
Kodlamalar ve şıklar...
"Adana, Bursa, Ceyhan, Diyarbakır, Edirne"
Dersin konusu ve daha bir sürü zihinsel karmaşa
yaşadığım, sınav stresinin şiddetli hüküm sürdüğü
bir Salı...

Sabahın erken saatlerinde düşmüşüm yollara...
Görevimi yerine getirip bir gün evvel kendimi sıkıca hazırladığım test usulü sınavdan çıkmışım...
Gerekli gereksiz bir sürü ayrıntılarla meşgul olan kafamı kaldırıp etrafa bakmak
aklıma gelmiş...

Otobüs durağındayım ve saat ibrem on bir civarlarını gösteriyor...
Durağın o buz gibi demir iskemlesine oturmuş, elleri titreyen
bastonuyla kendine güç veren, sevimli mi sevimli bir ihtiyar dedeye takılıyor gözüm...

Usulca yanına gidip oturuyorum ve "Merhaba!" amcacım diyorum...

—Merhaba

kızım diyor gözlerimin içine bakarak...
O an anlıyorum, masmavi gözleri beni yanına çeken...

—Nasılsın, neyi bekliyorsun?
Diyorum...

—Kızım Soğanlı'ya gideceğim ama gözlerim görmediği için otobüsleri pek seçemiyorum.
Diyor...
—Ben sizi bindiririm amcacım merak etmeyin...
Diyorum.
—ALLAH razı olsun evladım
Diyor içten bir dua ile...

Sonra susuyoruz bir süre ikimizde...
Benim arabam geliyor; fakat ben binmiyorum...
Sevdim ihtiyar amcamı, bindirmeden kalkmam yanından; içten içe söyleniyorum, düşünüyorum...

Suskunluğumuzu:

-İsmin ne senin? Demesi bozuyor...
Hemen cevap veriyorum:

-TUĞBA amcacım...

—Öyle mi? Ne güzel ismin var senin. Benim torunumun adı...
Üstelik ben koydum. Anlamını bilir misin?

—Bilirim amcacım.

—Neymiş bakalım?

—Cennette bulunan en güzel, en büyük ağaç... Hatta dalları aşağıda, kökleri yukarıda
tepe taklak bir ağaçmış bu... Bir dee kimsenin ömrü yetmezmiş bu ağacın etrafında
atla ( Yayan bile değil
-Bir beygirgücü, HP = 76 Kg/Kuvvet/Metre-)
bir kez dönmeye!

—Evet, kızım doğru biliyorsun; ama...

Diyor...

—Dinliyorum amcacım anlatın siz.

—Bütün kâinatı kaplayan, bu dünyada dâhil olmak üzere öteki dünyada da
eşsiz olan güneşin büyüklüğünü bilirsin değil mi?

Diyor bastonuyla güneşi göstererek...

—Evet, bilmem mi?

-Peygamber efendimize sormuşlar işte; Güneş’ten daha büyük, ışınlarını böylesine evrenin
her yanına ulaştıran, her yanı aydınlatan, gittiği her yana ferahlık ve sağlık götüren
bir yaradılış var mıdır? Diye...


Hayretler içinde yüzüne bakıyorum, dinliyorum pür dikkat...

—Yanıtı çok basitmiş aslında kızım... Efendimiz hemen yanıtlamış:
-Tuğba ağacıdır diye...


Sarı saçlarıma bakarak:

-Güneş gibisin kızım... Aydınlığını hiç söndürme, hep böyle yardım et insanlara

Diyor...

Beynim bocalanıyor o an, damdan düşmüşe dönüyorum, gözlerim doluyor.
Bırakın yutkunmayı zor nefes alıyorum sanki...

Güneş, diyor gözlerime bakarak...

Tuğba ve Güneş...

Çok etkiliyor beni ihtiyarın sözleri. Bir Güneş'e bakıyorum bir de kendime...
Güneş haa !!!

Sonra Soğanlı arabası geliyor, dedemi bindiriyorum otobüsüne; bununla da yetinmeyip
içeri kadar giriyor ve koltuğuna oturtuyorum...

Tekrar dualar ediyor bana...

—ALLAH razı olsun...

Eve geliyorum atmak ne mümkün bu hissi içimden...
Sık sık tekrarlıyorum: Güneş diye...
Ve alıyorum kalemi, alıyorum kâğıdığımı başlıyorum yazmaya...
Ortaya "GÖKKÖYÜ" gibi enfes bir öykü çıkıyor...

NOT:(Gök köyü öykü bölümünde okumak isteyenler için.)
Böylesine güzel bir ismi taşımaktan dolayı kendimle gurur duyuyorum...
Her şeyden evvel bana bu ismi veren DEDEM’ sonsuz teşekkür ediyor, önünde saygıyla eğilerek ALLAH’TAN onun için gani gani rahmet diliyorum...


Kemosmalist
2008-İstanbul-Ekim 25/C.tesi

Sokrates bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir paylaşım ...şimdi gideyim öyküye ben :)...sevgiler.

B Gelincik 
 08.10.2009 17:43
Cevap :
Teşekkürler efendim,iyi okumalar...  09.10.2009 11:09
 

Yazdığın anı çok güzel olmuş , başarının devamını dilerim saygılarımla !!!

Seren ÇARDAKKAYA 
 15.01.2009 22:46
Cevap :
Teşekkürler canım!  15.01.2009 23:03
 

ne mutluki sana o dedenin dediği gibi "güneş gibi aydınlığın heryeri aydınlatsın" gerçektende bir insan için söyleneecek çok güzel kelimeler ve birde senin gib, hakk eden birine başka ne söylenebilir. kalemine yüreğine sağlık sevgi ve saygaılarımla..

Mehmet EREN 
 15.01.2009 20:46
Cevap :
Çok teşekkürler effendim! Günler sonra bu yazımın okunmuş olması beni son derece mutlu etti... Güzel sözleriniz beni onurlandırdı,teşekkür ederim! Sevgi ve selamlar!  15.01.2009 21:53
 

konu bütünlüğündeki gidişatın soğanlıya bağlanması....iyiydi:)....sevgiler

cevat KIŞLALI 
 28.11.2008 18:51
Cevap :
:)) çok iyi :))  28.11.2008 20:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 658
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1194
Kayıt tarihi
: 31.07.08
 
 

Yasamanın ve varolmanın en güzel kanıtı olan ALLAH'ın yeryüzündeki en güzel yansımasıyım... İdeal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster