Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
463
 

Türk tarımına dair

Türk tarımına dair
 

Türk Tarımı


Vahşi kapitalizm çarkının, kırsal sosyolojik yapılanma eksenin de biçimlendirilendirdiği ülkemiz, Tarım sektörü noktasında büyük sıkıntılar yaşıyor.

Bozuk alt yapı, örgütlenme eksikliği ve pazarlama kanallarının son dönemlerde, rantçılara avantaj sağlayan görünümüyle, Türk çiftçisi ürettiğine sahip çıkamayan, sömürüye açık bir kitle halini aldı.

Meslek dalı olarak bakıldığında, Türkiye'de sayıca önemli bir yer tutan ''Türk Tarımcı''sı ne yazık ki bu yönünü bir baskı grubu oluşturabilmek noktasında kullanamadığı gibi aksine siyasilerin baskısı altında kaldı.

Ülke de genel anlamda uygulanmakta olan yoksullaştırma politikalarının aynı zaman da ''Tarım'' sektörünü de birincil elden vurduğu yadsınamaz bir gerçek.

Bununla birlikte hasat dönemlerinde gerekenden fazla miktarda ürünün pazara çıkması, depolama olanaklarında ki yetersizlik ve üreticinin içinde bulunduğu finansman sıkıntısı, hasat dönemlerinde fiyatların düşmesine böylece de üreticinin gelir kaybına uğramasına neden olurken, ortaya çıkan bu tablo sayesinde pazarlama kanallarında ürünlere el koyan aracı kesimler, üründen hak etmedikleri bir kazanç elde etmekte ve kazancın asli kaynağı olan çiftçi bu sebeple ekonomik açıdan dibe vurmaktadır.

Büyük kentlere ulaşan taze meyve sebzenin ise hemen tamamı, toptancı halleri ve bu yapı içerisinde konumlanmış olan, sayıları 3.000'i aşmayan komisyoncular aracılığıyla pazarlanmaktadır. Köylünün ürününü kentlerde serbestçe pazarlaması böylece yasaklanmakta, ürünün bol olduğu dönemlerde kentlere mal girişi engellenerek - girenler imha edilerek fiyatların yüksek düzeyleri korunmaktadır !

1980 sonrası izlenen siyasalarla yoksulluğu derinleşen Türkiye köylüsü, kendi içinde de sınıf ve katmanlardan oluşmaktadır. Köylünün çok büyük bir bölümü, ya topraksız ya da işçilik - ortakçılık gibi ilişkilere girmeden kendisini yeniden üretemeyecek ölçüde toprağa sahiptir. Türkiye köylüsü örgütsüzdür, aracıların egemenliğindeki pazarlama kanallarında ürününe sahip çıkamamaktadır. Sektörde emek sömürüsü (dışarıdan ya da kendi emeğini sömürü) baskın bir yapı olup, kadın emeği en çok sömürülen emek çeşidini oluşturmaktadır. *

Köylünün ürününün pazarlama ve fiyat garantisini oluşturan, girdi desteği sağlayan tarımsal KİT'ler hızla özelleştirilmesi, tarımsal kamu yönetiminin dağıtılması, destekleme kapsamının daraltılması sebebiyle Tarım sektörü Cumhuriyet döneminin en karanlık günlerini yaşar hale geldi.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün deyimiyle ''Milletin Efendisi'' olan köylü, siyasilerin ve vahşi kapitalizm'in kölesi haline dönüştürüldü.

Bugün ülkemizin yeniden bir kalkınma modeli yaratması hedeflenmekteyse bunun dinamosu ''Türk Tarımı'' ve ''Türk Tarımcı''sı olmak zorundadır. Aksi durumda kırsaldan başlamayan, bir ekonomik ve sosyal atılım modelinin başarıya ulaşma şansı çok zayıftır.

''Sosyal Devlet'' ilkesinin rafa kaldırıldığı bir durumda ise bu tarz bir atılımın yaşama geçirilmesi imkansız olacaktır.

Bu sebepledir ki Anayasamızın öngördüğü;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğunu ifade etmektedir. Bunun yanısıra, “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak”

esaslarının hükümetler genel anlamda yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

Yine Anayasamızın 44.maddesine göre bahsedilen;

Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırmak yükümlülüğün yerine getirilmesi ise ''Türk Tarımı''nın bulunduğu kaostan çıkması için olmaz olmaz şartlardan biridir.

Bu yapı içinde tarım sektörüne ilişkin somut çözüm önerileri bir noktaya kadar anlam ifade edecektir. Bu noktada Ponziden bahsetmemizde fayda olacaktır.

PONZI, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ABD'de oldukça "iyi iş" yapmış bir İtalyan arsa spekülatörüdür. ABD ekonomisinin oldukça sıcak, üretim ve gelirin yüksek olduğu 1920'lerde, ABD'de bir inşaat salgını vardır. Yollar, binalar yapılmaktadır. Gayrimenkul spekülasyonu da had safhadadır, Miami bu dönemde yapılaşmaya açılmıştır. PONZI, Miami'de göreli ucuz taksitlerle arsa satmakta, taksit gelirleri ile de yeni arsalar almaktadır. Ancak gelir - gider dengesine bakılmaksızın yürütülen PONZI usulü finans, doğal olarak tıkanmış, PONZI iflas etmiş, birçok insan taksitlerini ödedikleri arsalarına kavuşamamıştır.

İçlerinde Türkiye'ninde bulunduğu birçok azgelişmiş / gelişmekte olan ülke, PONZI finansmanı uygulamaktadır. Bu hüsranla sonlanması kesin "saadet zincirleri" nin herkesin gözü önünde ve uluslar üzerinden oynanıyor olması ve yaratılan zihin bulanıklığının, gerçeği bilince çıkarmak konusundaki en yalın insan eylemini tasfiye etmesi, günümüzün en ciddi konusudur

Dip not
*Dr. Gökhan Günaydın ZMO Başkanı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ve bilgilendirici çalışmanızdan ötürü sizleri kutlarım. Çok çalışılarak hazırlanan bu tür eğitim çalışmalarına ihtiyacımız var, selamlar....

Yaman Hasret 
 23.09.2008 15:32
 

Kapitalin maddi-manevi her şeye hakim olduğu toplumlarda zengin ve aydınlık köyler, köylüler istenmez. Aydınlanmış ve zenginleşmiş köyleri yönetmek zordur. Onlardan oy almak, onların emeklerini çalmak zordur. Bu yüzden 1946' dan itibaren köylerimiz tek tek karanlığa bırakılmışlardır. Bu gün gelinen noktanın altında "kolay yönetmek ve kolay sömürmek" arzusu vardır. Makus talihi kırmanın yolu "aydınlanmış köylerdir", ama kimse istemez... Anadolu bilerek kısırlaştırıdı ve kısırlaştırmaya devam ediliyor. Köyler ancak "üretken zihinlerle" gelişir. Tarım politikası dediğimiz ise (bizde) köylüyü uyutmak, oyalamak içindir. Başka bir şey değildir. Sevgi ve saygıyla...

Haluk Seki 
 23.09.2008 11:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 02.09.08
 
 

. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster