Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '12

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
613
 

Türkçe'nin dünü bugünü

Türkçe'nin dünü bugünü
 

TRABZON LİSESİ MAYIS 1987 ÖZEL DERGİ, 1940 VE 1987 ÖĞRETMENLERİ (dergi arka kapağı)


Türkçe, ortak duygular, düşünceler oluşturarak ulusal birliğimizi sağlayan en önemli öğedir. Türkçe, gelişmiş bir yazı dili olarak ilk kez Orhun Yazıtları’nda yazıya dönüşmüştür. Tarih boyunca birçok Türk boyu değişik diyeleklerle Türkçeyi yaşatmıştır

Türkçe'nin başlangıçtan 13. yüzyıla değin süren dönemi Eski Türkçe olarak adlandırılır. Bu dönem Köktürk, Uygur, Karahanlı yazı dillerini kapsar. Ayrı yazılara dayanan bu üç yazı dili, küçük ayrıntılarla aynı yazı geleneğini sürdürür.

Eski Türkçe, Ana Hun Dili’nin Doğu Diyeleği’ne dayanır. Bu dönem yabancı etkilerden uzak bir dönemdir. Özellikle Köktürk Yazıtları bunu kanıtlayan baş belgedir. Türkçe'nin yabancı dillerden bir iki sözcük dışında etkilenmediği bu belgelerde görülmektedir. Fakat Karahanlıca İslamiyetin etkisiyle Arapça ve Farsçadan etkilenmiştir.

Türklerin Orta Asya’dan göçerek geniş bir coğrafyaya yayılmaları sonucu Kuzey Doğu, Batı Türkçesi olmak üzere iki yeni yazı dili oluşmuştur.

Kuzey Doğu Türkçesi (Harezm) daha sonra Kuzey Türkçesi (Kıpçakça), Doğu Türkçesi (Çağatayca)  olmak üzere ikiye ayrılır.

Batı Türkçesi 13. yüzyıl başlarından bu yana Anadolu, Azerbaycan, Rumeli’de kullanılır. Anadolu ve Rumeli’de gelişen yazı dili olarak Türkiye Türkçesi  adını alır. Türkiye Türkçesi, zaman içinde Eski Anadolu Türkçesi, Osmanlıca, Yeni Türkçe olarak üç dönem geçirir.

Batı Türkçesinin bir kolu da Azeri Türkçesidir. Bu dil, eski Anadolu Türkçesinden ayrılarak başlı başına bir diyelek oluşturmuştur. Bunun böyle olması Kıpçak Türkçesi ile Moğolcanın etkisine bağlanır. Azeri Türkçesi ile Türkiye Türkçesi birbirine çok yakın diyeleklerdir. Bu iki Türkçe bir diyeleğin ağızları gibidirler.

Türkmence, Türkmenlerin kullandığı yazı dilidir. Doğu Türkçesi ile Kıpçakçanın etkisinde oluşup gelişmiştir.

Gagauzca, Bulgaristan, Moldavya’da yaşayan Türklerin kullandığı dil. Bu dil Batı Türkçesi içinde yer alır.

Türk yazı dili bugün Doğu, Kuzey, Batı Türkçesi olarak bölümlenmektedir. Bunlar da şu dilleri içermektedir.

Doğu Türkçesi :  Özbek, Uygur Türkçesi

KuzeyTürkçesi : Kazak, Kırgız, Kırım, Başkurt vb.

Batı Türkçesi : Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Gagauz Türkçesi  ”  *

Toplum ve yazınımızda başlayan Batılılaşma, Tanzimat’da Şinasi’nin çıkardığı Tercümanı  Ahval gazetesi ile Türkçe yazmanın ilk eylemi olur. Sonra İkinci    Meşrutiyet döneminde dilde başlayan Türkçecilik Ziya Gökalp’in kişiliğinde belli bir bütünlüğe kavuşur.

Türkiye Türkçesi, ulusal başkaldırının bir boyutu olarak   20. yüzyılın başlarında Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem’in Genç Kalemler dergisini çıkarılmasıyla somutluk kazanır. Bu dergiyle Türkçe'ye dönüş, Türkçe düşünüş başlamış olur. Onların ”ulusal dil, ulusal yazın” anlayışını savunmaları ulusal yazın akımının yaygınlaşması sonucudur.**

Cumhuriyet döneminde yeni abece’nin benimsenmesi  ve dilde devrim Türkçeye yönelişi hızlandırdı.Ulusal yazın akımının egemen olduğu bu dönemde Türkçe'nin sadeleşmesi, yabancı sözcüklerden, tamlamalardan arınması, açık,anlaşılır bir dil olması amaçlandı.12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Türk Dil Kurumu; Tarama, Derleme sözlükleriyle ; Yazım Kılavuzu, Türkçe Sözlük yapıtlarıyla ; Türk Dili dergisi ve bu derginin özel  sayılarıyla ; Türkçe kök ve eklerle sözcük türetme, sözcükleri birleştirme yöntemiyle Türkiye Türkçesi’nin gelişimine büyük katkılarda bulundu. Böylece, Türkiye Türkçesi yazın, bilim alanlarında kendini kanıtladı.

Türkçe, okullarımızda eğitim dili olarak işlenmeye başlandı. Türkçe öğretimi, yazınsal ve öğretici özgün metinlerle anlama yeteneğini geliştirip anlatma becerisini kazandırmayı amaçlarken dinleme, okuma, konuşma, yazma gibi etkinliklerle de beceri ve alışkanlıklar kazandırdı. Türkçe öğretimi tek boyutlu olmayıp çok yönlü girişik etkinlikler içerdiği uygulanan yöntemlerle kanıtlandı. Her etkinlik birbirini var kılma amacına yönelikti.

Söz ya da yazıyla gerçekleştirdiğimiz anlatım etkin bir eylemdir. Bu gerçek anadili doğru kullanmayı zorunlu kılar. Bu nedenle seçeceğimiz sözcük, kuracağımız tümcelerle anlatıma konu olanı amacımıza uygun bir yöntemle gerçekleştirebiliriz. Sözlü ya da yazılı anlatımda buna özen göstermek ulusal bir görev olarak durmaktadır.

Türkçe düşünmek, Türkçe anlatmak  zorunluluğu  “Türkçe giderse Türkiye gider.”*** gerçeğinden kaynaklanmaktadır. “Türkçe; düşüncemizin, duyarlılığımızın, dünyayı algılama, yorumlama gücümüzün toprağıdır. Kendi diliyle yaşama bakamayan toplumun özgür olması, bağımsız olması düşünülemez.”****

Türkçe'nin yazarlarca savunulmasının sonuç vermesi ulus devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla gerçekleşti. Artık, Türkçe, okullarımızda eğitim dili, yaşamımızın her alanında başvurduğumuz iletişim aracımız olarak yaşıyor, boy atıyor.

Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” özdeyişinde güzel duyularla bezenmiş; anlama, anlatma becerileri edinmiş; uluslaşma yolunda yurttaşlık bilincine ulaşmış kişilerden oluşan  bir toplumu yaratmayı bizlere görev  olarak veriyor.

Rasim Şimşek, Türk Dili Dersleri, Şimşek Yayınları 1993

** Atilla Özkırımlı,Tarih İçinde Türk Edebiyatı,s.283 / Türk Dili , Dil ve Anlatımı

*** Oktay Sinanoğlu, Hedef Türkiye

**** Mehmet Başaran, Çağdaş Türk Dili, Nisan 2002

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1051
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 682
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster