Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
3259
 

Türkiye'deki tarih yazımının yanlışları üzerine

Türkiye'deki tarih yazımının yanlışları üzerine
 

karikaturya'dan


Tarih toplum bilinci oluşturur. Tarihçiler ise toplum mühendisleridir bu açıdan. Ama yazılı tarihin başlangıcından bugüne kadar tarihe yön veren, onu kendi çıkarlarına göre yazan "güçlüler" oldu her zaman. Tarih kahramanların, savaşların tarihi haline geldi. Neden barışın tarihi az yazılır hiç düşündünüz mü?

Tarih eğitimimizin evrensellikten yoksunluğu, yanlış tarih bilinciyle yoğrulmuş bir gençlik ortaya çıkarıyor her geçen gün. İlköğretimden yükseköğretime kadar her düzeyde resmî ideolojinin hakim olduuğu tarih yazımı, yıllardır köklü düzenlemeleri bekliyor. Öylek ki üniversite hocalarımız bile tarih yazımındaki dezenformasyon(bilerek yanlış bilgilendirme) sürecinin halen devam ettğini söylemekteler. Buna karşın, otoriter yapının devamını sağlayan bir itici güç gibi, kullanılan tarih anlatımı yanlış bilgilerle yaşamaya bırakılmış sanki. Akademisyenler de bu yanlışların farkında, fakat iş kaybetme korkusundan olsa gerek, resmî ideolojinin terzi tarihçileri* olmanın dışına çıkamıyorlar. (*Gündüz Vassaf, "Tarihi Yargılıyorum" isimli kitabında siparişe göre tarih yazan tarihçileri, "terzi tarihçiler" olarak yorumluyor).

Tabiki, işin hakkını veren, tarih yazımında resmi ideolojiye alternatif yorumlar getirebilen değerli akademisyen ve yazarlarımız mevcut. Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Şerif Mardin bunlardan birkaçı. Fakat, bu insanlar kişisel özverileriyle, yurt dışındaki başarıları nedeniyle, bu seviyeye gelmek için büyük uğraş vermiş, kendini halka ve resmî çevrelere kabul ettirebilmiştir.
Bunun yanısıra, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı gibi başarılı tarih kuruluşları tarih eğitiminin gelişmesi için büyük çaba sarfetmektedir. Tarih eğitiminin sorunları ve çözüm önerileri konusunda düzenlenen sempozyumlar, yayınlanan kitaplarla tarih eğitiminin evrensel düzeye ulaşması yolunda büyük çaba harcıyorlar. Bu açıdan bence Türk Tarih Kurumu'na göre daha başarılılar.
(Tarih Eğitimi konusunda seçilmiş kaynakça için bakınız : http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=61393)

Türk Tarih Kurumu (TTK) gibi bir önemli bir kurumun hâli ortada. Kurumun başına geçen insanların ne kadar başarılı olduğunu hepimiz biliyoruz. Kurum, son yıllarda ne kadar yararlı olabilmiştir, tartışılır (TTK'nın durumunu ayrı bir başlık altında ileride irdelemeyi düşünüyorum).

Tarih kitaplarının popülerliğinin farkındayız. Çok satanlar arasında mutlaka bir tarih kitabı görürsünüz. Yalnız, bu kitapların bazıları, popülerlik uğruna, ticarî kaygıların da etkisiyle tarihi saptırmaya ve dezenformasyon sürecini hızlandırmaya devam ediyor. Bu şekilde, zaten okullardaki yeknesak bilgiyle yorum yapan insanlar, bu kitapların etkisinde kalarak tarihi okudukları şekilde yorumluyorlar.

Son yıllarda, tarih dışındaki bilimlerle uğraşan yazarların, akademisyelerin de tarihi konularda kitap çıkarma sevdası, okurları olumsuz yönde etkili oluyor. Bunların içinde, tarihe gerçekten bir tarihçi kimliğiyle yaklaşan ve başarılı olan şahıslar var mutlaka. Ama, diğer kısmın yanlış yönlendirmesi küçük görülemeyecek kadar fazladır. Elindeki maddî imkanlar, bilgiye ulaşma yolundaki kolaylıkları, onları başarılı olmaya çalışan tarihçilerin önüne çıkarıyor. Ülkemizdeki tarih okurlarının en büyük sorunu da bu yönde bence. Hikayeci tarihçilik kolayına geldiği için akademik kitapları, yani bilgiyi doğru yerden almayı tercih etmiyorlar. Akademik kitapları okuyacak kadar birikime sahip olmasalar da, İlber Ortaylı gibi sade ve kısa şekilde tarih kesitleri sunan önemli bir tarihçiyi okuyabilirler.

Bizim insanımız, zaten, okullarda aldıkları kuru tarihsel bilgiyi kullanır. Bu bilgilerin çoğu ezberci öğretim nedeniyle unutulur. İnsanımızın hatırladığı, "savaşlar, destanlar, Baltacı Mehmet Paşa, ..." türü konulardır. Bu bilgiler bizim gibi azgelişmiş toplumların muhafazakar yapısı için çoğu zaman abartılır. Bilinçsiz halkın bu tür davranışları kabul edilebilir, fakat bilim adamlarımız için özür kabul etmek doğru olmayacaktır.

Halk bu abartıyı yaparken, terzi tarihçiler* de boş durmamış bu abartıyı ders kitapları ve tezlerine taşımışlardır. Atatürk döneminde, ortaya çıkan Türk Tarih Tezi 'nde de (o dönem içinde değerlendirildiğinde kabul edilebilirse de) bu yanlışları görmek mümkündür.

Yanlış bilgilendirme (dezenformasyon) gelişmiş ülkelerde de mevcut tabiki. Fakat, bizimki kadar yüksek değil. Tarihle siyaset iç içedir. Tarih siyasetçinin danışmanı gibidir. Bu açıdan tarih bilimi çoğu zaman halkı yönlendirmek için araç olarak kullanılmıştır geçmişte. Bugün de kullanılıyor. Geçmiş yıllarda gündemi meşgul eden Amerika'nın Körfez Savaşı'nı tarih kitaplarına alıp almayacağı tartışması bunun en basit örneğiydi. Her geçen gün artan teknolojiyle bilgiye ulaşma imkanlarının gelişmesi, insanlara göz göre göre yanlış bilgileri vermeyi zorlaştırdı. Siz ne kadar öğretmek isteseniz de insanlar, araştırarak gerçek bilgiye kısa sürede ulaşabiliyor. Bugün ABD ve Avrupa'nın birçok ülkesinde Kütüphane kataloglarına internetten ulaşabilirken, Türkiye'de Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde daha 48 milyon belge tasnif edilmeyi bekliyor. Geçmişte yapılan en büyük hatalardan birisi bu belgelerden bazılarının hata nedeniyle SEKA'ya gönderilmesiydi. (Hata mı imha etme çabası mı hâlâ muğlaktır)

ABD ve gelişmiş Avrupa ülkelerinde ders kitapları sık sık güncellenir. Bizde ise tarih Atatürk'ün ölümüyle biter sanki. 1938 sonrası olaylardan ya çok az bahsedilir, ya da hiç anlatılmaz. Oysa, Atatürk'ün ölümünün ardından yaşanan onca önemli olay Türkiye'nin bugünkü siyasî ve ekonomik durumun temelini oluşturur. Bunda siyasi başarızılıkların, darbelerin etkisi vardır tabiki. Fakat o olayların dışında, Türkiye tarihinde önemli kilometre taşları olan "Kıbrıs Barış Harekatı" türü olaylar hiç anlatılmaz. Bırakın okul dönemini üniversitede bile yüzeysel geçilir. Bunu nedeni de siyasi olayları irdeleme korkusudur. Hoca size konuyu kısaca anlatır, ya da hiç anlatmaz, ama önerdiği kaynak kitaplardan siz okursunuz.

Tarih kitaplarımızdaki "ötekileştirme ve yoksayma" sorunu da ayrı bir konudur. Özellikle siyasetin tarihe etkisiyle, ders kitaplarındaki ötekileştirme bazen abartılmıştır. Geçmiş yıllarda, düşman devletler ders kitaplarında insanlarına bu şekilde eğitim vermişlerdir. Bizim gibi gelişmekte olan toplumlarda ise bu hâlâ devam ediyor. Çoğu batılı ülke kendi kitaplarında bulunan "birbirlerinini kötüleyen kelimeleri" antlaşmalar imzalayarak çıkarmışlardır. Bizde ise İsmail Cem'in dış işleri bakanı olduğu dönemde bu tür bir girişim yapılmış, fakat sonuç alınamamıştır. Türk-Yunan dostluğunun gelişmesi açısından büyük yarar sağlayacak bu girişim, her iki ülkenin aşırı muhafazakar çevrelerinin baskısı nedeniyle gündemden düşmüştür.

Bu kadar sözden sonra, şimdi gelin, Türk ve dünya tarih yazımında göz ardı edilen gerçeklere bir bakalım :

*Türk tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi’nin artık geçerli olmadığı biliniyor. O dönemde bazı tarihçiler bu teze dayanarak o kadar ileriye gitmişler ki, Hz Adem’in konuştuğu dil bile Türkçe oluvermiş. Mû Kıtası’nda da Türkçe konuşuluyordu şeklinde iddialar olmuştur.

*T.C. ‘nin kuruluş döneminde oluşturulan bu tezle Osmanlı, Selçuklu ve İslam tarihi geçmişi göz ardı edilmiştir. Bu yeni kurulan devletin daha meşru zemine oturması için öngörülmüştür.

*Türk Tarih Tezi’nden Türk İslam Sentezi’ne geçiş sürecinin temel nedeni Amerika’nın o dönemdeki Yeşik Kuşak teorisi ve Soğuk Savaş döneminin getirdiği zorunluluktur. Komünizme karşı İslamî eğilim desteklenir.Bu dönemde bu tezi destekler şekilde Din Eğitimi artırılmış, yeni İmam Hatip liseleri açılmıştır. Hattâ Evren Paşa Kur’an dan örnekler vermeye başlar. (Bu yanlışlar dönemimiz başörtü türü tartışmaların oluşmasına yol açmıştır)

*Cumhurbaşkanlığı Forsu’nun oluşturulması sürecinde ortaya seçilen devlet ya da imparatorlukların abartılması konusu da ilginçtir. Üniversite hocalarımız bile TTK'nın o dönemde yaptığı yanlışları komedi olarak niteler. Neyse ki forstaki yıldız sayısı 16'ya düşürülür. O yıldızların temsil ettiği bazı devletlerin imparatorluk sayılıp sayılamayacağı, ya da Türk devleti olup olamayacağı da hâlâ tartışmalıdır.)

*Ulubatlı Hasan türü kahramanların varolduğu kesin değildir. Ama hâlâ ders kitaplarında geçer.

*Amerika’nın Vietnam’daki acizliği Rambo filmleriyle örtülmeye çalışılmıştır.

*İstanbul’un fethinin meşru zemine oturması için peygamberin hadisine atıfta bulunulur. Güya bu hadise dayanarak fethedilir, siyasi-ekonomik sebepler ön plana çıkmaz.

*İstanbul’un fethini bir çağ kapatıp, yeni bir çağı başlattığı söylemi tarihçilerin uydurmasıdır. Dünyada fazla kabul görmez.

*Gemilerin karadan yürütülmesi tarihi destanlaştırmak adına yapılmış bir şeydir. Gerçekte tersaneler inşa edilen tersaneler yardımıyla kuşatma yapılmıştır.

*Haçlı Seferleri’nin sebebi genelde dinî temellere dayandırılır. Oysa asıl neden ekonomiktir. Din sadece yoksul halkları sürükleyen itici bir güçtür.

*Hz. Muhammed’in Maria isimli bir eşi olmuştur. Ve ondan İbrahim isimli bir oğlu olur. Bu konu islâm tarihinde fazla yer bulmaz. Müslümanlaşsa da peygamberin eşi yabancılaştırılmıştır.

*Afrika, Amerika ve Avustralya kıtalarında tarih beyaz adamların gelişiyle başlatılır. Yerli halkın (kızılderili, maya, aztek, inka) tarihi göz ardı edilmiştir.

*ABD’deki siyah-beyaz ayrımının etkisi hâlâ sürmektedir. Öyle ki kitaplar Afrika kökenli halkların bu topluma katkısını göz ardı eder.

*Batılı tarih kitapları Amerika Kıtası’na gelen beyazların 30 milyon yerli halkı (kızılderili) katlettiği gerçeğini yok sayar. Bu katliamları örbas etmek istercesine Amerika Kızılderili isimlerini markalarında kullanır. Bu isimleri Otomobil, helikopter, füze v.b. markalarda yaşatarak günah çıkarır adetâ. (Cherokee, Apache, Tomahawk, …)

*Almanya da soykırımdan sonra Yahudi isimlerini otomobillerine, sürat teknelerine, süs köpeklerine verir.

Kaynaklar :

SALİH ÖZBARAN , Güdümlü Tarih, Cem Yayınları, İstanbul, 2003
Tarih Eğitimine Eleştirel Yaklaşımlar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları İstanbul, 2003
K. KAYALI, Türk İnkılâp Tarihi Öğretiminin Yeniden Şekillendirilmesi Üzerine, Tarih ve Toplum, sayı 56, Ağustos 1988
GEORGE G. IGGERS - LAURENT WİRTH, Tarihin Kötüye Kullanımı, Tarih Vakfı Yurt yayınları, İstanbul, 2003
ETİENNE COPEAUX, Türk Tarih Tezinden Türk-İslam Sentezine, Tarih Vakfı Yurt yayınları, İstanbul, 1995
GÜNDÜZ VASSAF, Tarihi Yargılıyorum, İletişim Yayınları, İstanbul, 2007
ÜZEYİR KADIOĞLU – Türkiye’deki Tarih Yazımının Yanlışları Üzerine, Agora Dergisi, sayı 17, İstanbul, 2008


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

klişelerle ve ezberlerle düşünce üretiyoruz, acı olan o düşüncenin bize ait olduğunu zannederek. ezber bozmaya yardımcı olan güzel bir yazı. izninle tabu deviren 3 kitap önereyeim blogunu okuyacaklara: 1-erdoğan aydın: fatih ve fetih 2-erdoğan aydın: türkler nasıl müslüman oldu 3-Fikret başkaya-paradigmanın iflası

Doğan Durgun 
 16.12.2007 22:21
Cevap :
katkılarınız için teşk.  17.12.2007 0:32
 

haklısınız ancak resmi ideoloji şöyle yanlıştır böyle tek yanlıdır diye oradan kaçarken, gençlerimiz daha kötü amaçlı başka tarih yazımlarının kapanına kısılıveriyor hiç farkında olmadan. Resmi kitapların gerçekçi, sorgulayıcı ve çeşitli bakış açılarından bakması gerek.Lisede yıllar önce okuduğumuz zevksiz tarih bana çok az şey verdi. Çünkü neden sonuç ilişkileri kafamı kurcalarken, o zamanın modası geçmişteki olguları ezberlemek zorundaydık. İleri yaşlara kadar hep Bizans ile Osmanlının hiç ilişkisi ve alışverişi olmadığını, yüksek duvarlarla birbirinden ayrılan iki toplum olduğunu düşünmüşüm. Daha sonra Server Tanelli'nin tarih kitaplarını okurken birden gözümün bağı çözülüverdi. Ta Osmanlının kuruluş aşamasında kız alıp vermeler hem de saltanat düzeyinde paralı askerler ticaret vs ile bu 2 topluluk birbirine nasıl karışmış. Oysa padişah Analarından çoğunun da yabancı milletlerden geldiğini bilmeme karşın öğrendiklerimi sorgulama fırsatı doğmadığı için yanlış yargılara varmışım esen

Ezgi Umut 
 10.12.2007 21:24
Cevap :
Türkiye'de artık hümanist tarihçiliğin vakti geldi de geçiyor bile. "İnsanı temel alan, insan sevgisini aşılayan" bir tarih yazımı yerleştiği sürece daha güzel bir geleceğe sahip olacaktır bu dünya. Tabiki tarihin derinliklerinde gizli çok şey var. Sizin verdiğiniz örnekte olduğu gibi "İstanbul fethedilmeden önce bile Türk mahallesi vardı İstanbul'da". Bunları insanlar öğrenmeli, monoton bilgilerden kurtulmalıdır. O zaman tarih hakettiği değere kavuşacaktır...  11.12.2007 21:28
 

Ülkemizde yalan yanlış da olsa bilgiye ulaşmak o kadar zor ki. İktisat Fakültesini bitirdiğim yıllardı. Bilirsiniz ülkemizde bir bölüm kazanma başarısı gösterdiyseniz onu sevip sevmemeniz önemli değil. Okulu bitirdikten sonra hiç de ilgi alanım olmadığını anlamış ve asıl yüreğimde olan edebiyat ya da tarih okuma duygularım yoğunlaşmıştı. Edebiyat fakültesinin bölüm başkanından randevu aldım ve Yeni Türk Edebiyatı üzerine master yapmak istediğimi söyledim. Adam küfretmişim gibi baktı ve bunun mümkün olmadığını, benim Arapça ve Farsça'yı su gibi bilmem gerektiğini söyledi. Oysa batıda bu işler daha kolay diye biliyorum. Olmadı tabi. Dezenformasyon her yerde. Bugün bir yayıncıyım. Yabancı gözüyle İstanbul üzerine dizi program yapıyorum. Yabancı yazarların hepsi Osmanlı için güzel şeyler yazmamış. Bir yazar padişah hakkında söylemediğni bırakmamamış. Sanıyorum Tanzimat dönemi. Bir çoğunu da haklı buldum ve programı denetime verdim. Hemen o kısımlar makaslandı. Yazınızı keyifle okudum. Slml

vakayinüvis 
 09.12.2007 19:28
Cevap :
Türkiye'de her alanda olduğu gibi tarih bilimi de törpüleniyor. Tarih gibi önemli bir bilimin evrensel düzlemde gelişmesini dileyen insanlardan biriyim. Umarım öyle olur... Yorumunuz için teşekkürler...  09.12.2007 20:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 162
Toplam mesaj
: 83
Ort. okunma sayısı
: 11290
Kayıt tarihi
: 21.01.07
 
 

Dokuz Eylül Üniversitesi "Tarih Öğretmenliği" bölümü mezunu. Eğitim sektöründe çalışıyor. Yazmak ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster