Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '18

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
98
 

Türkiye Türkçesinde Ruhsal Çöküntü Göstergelerinde Metaforik Yapılar

Türkiye Türkçesinde Ruhsal Çöküntü Göstergelerinde Metaforik Yapılar
 

Dr. Sibel ÇELİKEL
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TÜRK DİLİ ANA BİLİM DALI

Güniz KOCAKAYA
HALİÇ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
PSİKOLOJİ ANA BİLİM DALI

 

ÖZET

Ruhdilbilim, konuşan birey ile bireylerin kullandığı dil arasındaki ilişkileri çözmeye çalışır. Bu bilim dalının amacı dilin bilimsel betimlemesini yapmak değil, dilin kullanım süreçlerinin betimlemesini yapmaktır. Bu bilim dalı, iletiler ve bu iletileri aktaran ya da alan bireyi birbirine bağlayan ilişkilerle ilgilenir. İletişim sürecini, sözlü çağrışımları, küçük çocukta dilin öğrenilmesi sorununu, düşünce ile dil arasındaki genel ilişkileri inceler. Ruhdilbilim, bireye ilişkin dilsel üretim, anlama, belleme, tanıma olgularını, bireysel davranış biçimleri olan söz edimlerini, dilin kazanılmasını, öğrenilmesini inceleyen ruhbilimle ara kesit bölgesinde oluşmuştur.

Bu çalışmada “ruhsal çöküntü göstergeleri” üzerinde durulacaktır. Ancak bu durumu ifade eden sosyal ve doğal göstergeler değil sadece dil göstergeleri incelenecektir. Bunun için kendilerinden izin alınarak ve kimliği gizli tutularak hasta kayıtlarından ve Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında bu konuyu işlemiş olan yazarların metinlerinden örnekler incelenecektir. Konuyu sınırlandırmak adına bu dil göstergelerinin içindeki metaforik yapılar belirlenecektir.  Amaç bu durumdaki hastaların kullandığı, mecazlı ve benzetmeli ifadelerin belirlenerek, hastalığın daha kolay tespit edilmesini sağlamak, Türk dilinin duygu durumlarını ifade etmedeki çeşitliliğini gözlemlemektir.

 

ABSTRACT

Psycholinguistics tries to deal with the relationship between the language that is used by individuals and talkers. The aim of this science branch is to describe the process oflanguage using, not to define the scientific description of the language. This branch copes with the affairs that combines the individual who recieves or transforms the message and the message itself. It, also, studies communication process, oral associations, the problem of the language absorvation of kids and the general relations between ideas and language. Psycholinguistics is constructed in between the psychology that studies the language production, perception comprehension, recognition in terms of individual defining facts, verbal acquisition, language acquisition and that are traits of individual behaviours.

In thid study, signs of psychological collapsing will be stressed. However, only the language signs will be searched, not the social and natural signs that define this situation. In authorised hospital records people whose indentity have been kept and the texts of the aouthors of the Republic Period who treated that subject will be analyzed. To narrow down the subject metaphoric structures in this language signs will be designated. The aim is to determine the metaphoric and figurative expressions that are used by the patients in order that illness will be defined easily and to observe the variety of expressing feelings of Turkish language.

GİRİŞ:
Dil ruhsal, içgüdüsel ve toplumsal bir etkinliktir. Bireyin konuşma ve yazma sırasında seçtiği sözceler duygu durumlarını ne kadar yansıtır? Davranışçılık kuramından yola çıkarak, dili gözlemlenebilir bir tepki, bir davranış olarak kabul edersek bireyin bu tepkilerinden hangi verileri elde edebiliriz? Bireyin dili kullanımından hareketle, iletişim sürecinde, hangi ipuçları yakalanabilir? Bireyin seçmiş olduğu sözcükler, tümcelerin dizilişi, duraksamalar, kullandığı mecaz ve yan anlamlar v.s. bilinçaltıyla ilişkilendirilebilir mi? Bütün bunlar ruhdilbilimin cevap bulmaya çalışabileceği konulardır. Ruhdilbilim çalışmalarını genişletebilmek için dil ve düşünce ilişkisinin bir adım ötesine geçmek, dil ve ruh hali, sözce ve duygu durumları arasındaki ilişki üzerinden yola çıkmak gerekir. Çalışmamız dil ve duygular arasındaki ilişki noktasından hareket edilerek oluşturulmuştur.

            Gösterge Nedir?
            Bireyin ruh dünyası ile dil kullanımları arasındaki ilişkiden yola çıkan bu çalışmanın temelini oluşturan “gösterge” kavramını kısaca şöyle açıklayabiliriz: Kendi dışında bir şeyi temsil eden ve dolayısıyla bu temsil ettiği şeyin yerini alabilecek nitelikte olan her çeşit biçim, nesne, olgu, vb. dille ilgili bilimlerde genel olarak gösterge diye adlandırılır.

Göstergelerin her zaman dilsel olmadığı bilinir ancak konuyu daraltmak adına çalışmamızı dilsel göstergelerle sınırladık. Dilin ruhsal ve toplumsal boyutundan yola çıkacak olursak, bireyin belli bir ruh hali, duygu durumu veya ruhsal bozukluk durumunda bilinçli ya da içgüdüsel olarak hangi ifadelere başvurduğu, bu ifadelerin niceliği ve niteliği, dilin kullanımı sırasında hangi metaforik yapılardan yararlandığı,  söz konusu dili tanımak adına oldukça belirleyicidir.

Ruhsal Çöküntü kavramının açıklaması:
Çalışmamızda bireyin duygu durumlarından “ruhsal çöküntü” halini ve bu duygu halindeki dil kullanımlarını incelemeyi tercih ettik. Ruhsal çöküntü halinin psikoloji bilimine göre tanımı şöyledir: “Çökkünlük, derin üzüntülü, bazen de hem üzüntülü, hem bunaltılı bir duygu durumla birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleriyle belirli bir sendromdur.” (Öztürk 2001:293)

1931’de F.K.Gökay’ın yeni harflerle yayınladığı “Ruh Hastalıkları” kitabında tıp terimlerinin Türkçeleştirilmesi sonucunda “psikoz-manyak-depresif” karşılığında “cinnet-i manya-i inhitatiye” teriminin kullanıldığı görülmektedir. (Öztürk 2001:291) Biz de bu çalışmada hem günümüz Türkiye Türkçesindeki karşılığı olduğu için hem de psikolojik olarak üzüntü, keder, mutsuzluk, çaresizlik v.s. duygu durumlarını daha kapsayıcı bir şekilde içeren bir ifade olduğu için “ruhsal çöküntü” terimini kullanmayı tercih ettik.

Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Türkçe Sözlükte çöküntü kavramı şöyle tanımlanır: “Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, depresyon.” (TS 2005: 450)

İnceleyeceğimiz dil göstergelerinin gösterileni olarak bu duygu durumunu seçmemizin sebebi “ruhsal çöküntü”ye edebi metinlerde çokça rastlama imkânı bulunmasıdır. Psikolojik verilere göre en yaygın duygu durumu depresyondur.

Tüm insanların zaman zaman yaşayabileceği “normal” türden depresyon ile klinik depresyon arasındaki farkı bilmek önemlidir. Sevilen biri öldüğünde, romantik bir ilişkinin sonuna gelindiğinde, okul ya da işte sorunlarla karşı karşıya kalındığında hatta hava kötü olduğunda veya cumartesi gecesi randevunuz olmadığında üzgün olmak tümüyle normaldir. Psikolojik yönden sağlıklı birçok insan zaman zaman hiçbir neden yokken hüzünlenir. Ancak tüm bu örnekler  gerçek dünya sorununa normal bir tepkidir ya da çabucak geçer. Depresyon yalnızca ciddi düzeyde olduğunda, uzun sürdüğünde ve stresli bir yaşam olayına tipik bir tepkinin oldukça ötesinde olduğunda, duygu durumu bozukluğu olarak sınıflandırılır. (Morrıs 2002:534)

Bu çalışmada sadece klinik anlamda duygu durumu bozukluğu olan “depresyon” örnekleri değil,  psikolojik yönden sağlıklı bir insanın da yaşayabileceği “normal” türden depresyon örnekleri de incelenmiştir. “Ruhsal çöküntü” terimi her iki duygu durumunu kapsayacak biçimde kullanılmıştır.

 “Psikolojiye Giriş” adlı eserde depresyonun dört belirti grubu olduğu açıklanır, bunlar  duygusal, bilişsel, güdüsel ve fiziksel belirtilerdir. (Atkınson 2002:539) Depresyonun yaygın belirtileri üzerinde genel bir anlaşma vardır. Major depresif dönemin DSM-IV tanısı bu belirtilerden en az beşinin hemen her gün iki hafta süreyle olmasını şart koşar. Çökkün duygu durum ya da ilgi ve hoşnutluğun kaybının bu beş belirtiden biri olması gerekir. (Üzgün, çökkün duygu durum, hoşnutsuzluk, aşırı yorgunluk, uyumada güçlükler, intihar düşünceleri, kararsızlık, değersizlik suçluluk duyguları…)(Davison-Neale 2004:236) Bu çalışmaya konu olacak metinler ise bu sayılan belirtilerin dilsel bir şekilde ifade edilmiş halidir, bir başka deyişle ruhsal çöküntünün “dilsel belirtileri”dir.

İnsanlar arası etkileşimde önemli bir yeri olan duyguların incelenmesinde, belirlenmesinde psikologlar, “duygu nedeni”, “duygu sürecindeki fizyolojik değişiklikler” ve “duygunun yol açtığı davranışsal tepkiler”e dikkat etmektedirler. Buna rağmen duygulanmanın kişisel bir tecrübe olması, duygulananın sahip olduğu bazı değerlerin, yaşam şartlarının başkalarına göre farklılıklar arz etmesi, onun nasıl bir duygu yaşadığı hakkında tam bir bilgi edinmemize engel teşkil eder. Bu belirsizliğe rağmen duygulanan kişinin yaşadığı duygu hakkında sözlü veya yazılı olarak bilgi vermesi, diğer insanların, onun nasıl bir duygu içerisinde olduğunu daha iyi anlamasında yardımcı olabilir.

Wierzbicka ve Harkins duygunun başkasına bildirilmesi ile ilgili pek çok anlatım yolu olduğunu ve bunların 3 ana başlıkta toplanabileceğini belirtmektedirler:
1. Bir kimse başkalarına, iyi veya kötü hissettiklerini söyleyebilir: “(Kendimi) Harika hissediyorum.”, “(Kendimi) Berbat hissediyorum.”
2. Bir kimse başkalarına, bir başkasının belirli bir durumda yaşadığı gibi bir duygu içinde olduğunu söyleyebilir: “(Kendimi) öksüz bir çocuk gibi hissediyorum.”, “(Kendimi) kaybolmuş bir insan gibi hissediyorum.”,“(Kendimi) terk edilmiş hissediyorum.
3. Bir kimse, başkalarına, vücudunda gerçekleşmiş gibi görünen şeyleri söyleyebilir: “Kalbim parçalanıyor.”, “Kalbime bir ağırlık çöktü.”(2001:14)

Kövecses ise daha çok duyguların dilde hangi göstergelerle karşılandığı üzerinde durarak, bir dildeki duygu belirten ifadeleri ikiye ayırır: Anlatımsal ve Betimleyici. Kövecses, vah vah (acıma duygu kavramı için), puf (bezginlik, usanç kavramı için) gibi ünlemlere, konuşanın söylediği sözlere, cümleye, ses tonuna, vurgusuna bakılarak içinde bulunduğu duygu durumunu anlayabileceğimiz ifadeleri, anlatımsal duygu göstergeleri (Expression emotion words) içerisinde değerlendirirken; öfke, üzüntü, sevinç gibi duyguları ve bu duygular ile ilgili kavramları göstermek için söz varlığında yer alan ifadeleri ise betimleyici duygu göstergeleri (descriptive emotion words) şeklinde ele alır. Kövecses, mecaz anlamlı göstergelerin, ifadelerin bir dildeki duyguları karşılama çeşitlerinden biri olduğunu ve bu mecazlı ifadelerin diğer göstergelerden sayıca çok olabileceğini ileri sürer. (Kövecses 2000:2-3).

Bilişsel Dilbilim:
Bu çalışmamızda, Türkiye Türkçesinde “ruhsal çöküntü”nün hangi dilsel göstergelerle karşılandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Özellikle bilişsel dil bilimcilerin duygu kavramına olan yaklaşımları, konuyu ele alış şekilleri çalışmamızda bizi yönlendirmiştir.1970’li yıllardaki çalışmalarla kendini gösteren ve 1980’li yıllardan sonra çok hızlı bir gelişme gösteren bilişsel dil bilim, dil ile insan zihninin temelinde kavramlar arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşmaktadır. George Lakoff ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalara bakıldığında kavramların nasıl yapılandığını, dile nasıl yansıdığını; insanların dünyayı nasıl algıladıklarını ortaya çıkarmaya çalıştıkları görülür (Lakoff & Johnson, 1980; Lakoff 1987). Bu çalışmalarında dile ait malzemelerden yararlanırlar. Bilişsel dil biliminde üzerinde en fazla durulan konulardan biri de metaforlardır. Özellikle toplumun dış dünyaya nasıl baktığını ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir.

Metafor:
Dildeki bazı ifadelere bakıldığında kavramların (gösterilen), kendi ses karşılıkları(gösteren) ile değil de başka kavramların ses karşılıkları ile kendilerini gösterdiklerigörülmektedir. Kavramlar arasında böyle bir ilişkinin doğmasında rol oynayansebeplerden birisi benzetmedir. Benzetmenin bir sonraki evresi olarak dile getirilen metafor (Aksan 1998:187; Levinson 1980:148), edebî sanatlar içerisinde, benzeyen ve kendisine benzetilen öğelerinden sadece birinin kullanılması şeklinde tanımlanır. (Kocakaplan 1992:63). İstiare, Arapça bir sözcüktür ve asıl anlamı, “ödünç alma, birinden eğreti, geçici bir şey alma”dır. Bu kavramı karşılayan sözcük, Yunanca ise, meta: öte, phoros:aktarma sözcüklerinin bileşiminden oluşmuştur. (Uğur 2007: 86)

Burada alanlardan biri diğerine oranla daha somut veya daha soyut niteliktedir. Daha somut olandan yararlanılarak daha soyut olan karşılanmaktadır. Lakoff ve Johnson (Lakoff-Johnson 1980:57-58), duyguların ifade edilmesinde metaforların büyük rol oynadığını belirtirler. Bir kavramı, başka bir kavramın adıyla belirtme olan metaforun, bizlerin duygularını daha belirgin ifadelerle somutlaştırmamıza izin verdiği görüşündedirler.

Soyut bir nitelik arz etmesi sebebiyle kişi, yaşadığı duyguyu, karşısındaki kişinin zihninde canlandırabilmek için, temel anlamı bir duygu bildiren gösterge kullanmak yerine, metaforlara yönelebilmektedir.

Yaşanılan duygulanma sırasında insanın hissettiğini metaforlardan yararlanarak belirtmesi yanında, özellikle şiddetli duygulanmalarda, duygunun yoğunluğunu, şiddetini karşısındakine daha iyi anlatmak için de metaforlara başvurulabilmektedir.

Edebî Metinler Üzerinde İnceleme:
Çalışmamızda Türkiye Türkçesinde yer alan ruhsal çöküntü göstergeleri iki aşamada incelenmiştir: İlk olarak edebi metinlerde yer alan dil göstergeleri belirlenerek bunların metaforik yapıları üzerinde durulmuştur. İkinci aşama ise kurgusal bir metin üzerinde değil, ruhsal çöküntü durumunu yaşayan gerçek kişilerin konuşma sırasında tercih ettikleri dil göstergelerinin incelenmesidir. Her iki aşamada da metaforik yapıları belirleyebilmek için duygu göstergelerinin kullanıldığı cümleler içerisinde yani bağlam içerisinde ele alınmıştır. Edebi metinler içerisinden özellikle coşku ve heyecana bağlı metinleri incelemeyi uygun bulduk. Çünkü şiir dünyasının en temeli metaforik açılım zenginliğidir. Buna örnek oluşturabilecek bir şair olarak Attila İlhan’ı inceleyelim:  

Attila İlhan’ın şiirlerinde en çok karşımıza çıkan metafor türü ontolojik(varlıksal) metaforlardır, şair fiziksel olmayan bir varlığı fiziksel bir varlık ya da maddeye dönüştürerek okuyucunun algısını kolaylaştırır: “kaç kere umutsuzluğun yolunu tuttum” (A.İlhan, KSS,20) dizesinde umutsuzluğu varılacak bir durak gibi anlatır.

 “mevsimidir
            nedense ölmeye heveslenir insan
  uzaya
            bir avuç yıldız tozu gibi savrulmaya
            rayından çıkmıştır yaşamak
            bir eskimişlik duygusu nereye baksan”
(A.İlhan, KSS,38)
dizelerinde ise şairin bir depresyon belirtisi olarak ölme isteği göze çarpar, bu ruhsal çöküntünün sebebi ise “eskimişlik” sözcüğü ile somutlanmıştır. Şair aynı metafora başka bir dizede de başvurmuştur:

“tozlu karanlığımaydınlığa bulaşmıştı
  büyük bir yaşantıyı birdenbire eskitmiştik” (A.İlhan, YS,27)

Aşağıdaki dizelerde ise bir başka depresyon belirtisi olan korku ve kaygı halinin “canavar” metaforu ile somutlaştırılması görülür:

“büyük bir tenhalık nasıl korkmam
  korkularım bir canavar doğurdu” (A.İlhan, KSS,47)

Kimi zaman hüzün ve mutluluk karşıtlığından yararlanılır ve bu dizelerde mutluluk, gelmesi gereken, beklenen bir şeydir:

“hazin geldi hazin gitti gece ve gündüz
   gözlerimiz yollarda kaldı
   nerdesin nerdesin saadet
” (A.İlhan, D,79)

Ruhsal çöküntü göstergelerinde en çok rastlanan metafor türü ise yaşanan derin üzüntü, bunaltı ve karamsarlık halinin “karanlık” metaforu ile ifade edilmesidir:

“oksijeni eksik başka bir gökteyim

   başka bir karanlığa kan veriyorum”(A.İlhan, BSM,16)

“kapıları karanlığa açılmış

   avcunda diken diken şiirlerim” (A.İlhan, BSM,22)

 “yine yanlış mı yaşıyoruz

  karanlığımızı avuçlarımıza öksürerek” (A.İlhan, BSM,97)

yıldızlardan çok fena alacaklı

olanca aydınlığını yürütmüşler

dilinin altında bir şeyler saklı

zindan karanlığında öğütmüşler” (A.İlhan, KSS,49)

 “gökyüzünü karartmaz mı acaba

 yetimlerin ve dulların tasası

 kardeşim ne zaman dolacak söyle

  insanoğlunun çilesi” (A.İlhan, D,50)

yüreği fena karanlık/bu kaçıncı sigara” (A.İlhan, KSS,67)

gecenin karanlığında uzun adamlar

            yanlış bir yağmurun iplerine dolaşmış

                        daha yanlış bir yalnızlığa doğru gidiyor

                        senin beklediğin gemiler hiç gelmeyecek” (A.İlhan, KSS,55)

Son dizelerde gecenin karanlığı, beklenen geminin hiç gelmeyecek olmasından kaynaklanan “umutsuzluk” haliyle ilişkilendirilmiştir. Ayrıca “beklediğin gemiler” ifadesindeki “gemi” sözcüğüne farklı bir duygu değeri yüklenmiştir. Bu dizelerde “gemi” kaybolmuş özlemlerin, gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerin metaforik bir anlatımıdır.

Aşağıdaki dizelerde de kara, siyah, karanlık, kararma eylemi gibi “karanlık” sözcüğüyle aynı kavram alanına ait sözcükler, umutsuzluk ve çaresizliği ifade eder.

bense körüm gözlerim ölüm gibi karanlık” (A.İlhan, D,79)

tozlu karanlığım aydınlığa bulaşmıştı

  büyük bir yaşantıyı birdenbire eskitmiştik” (A.İlhan, YS,27)

öyle büyük ki derdimiz

 derdimize iştecik bulutlar ağladılar

  yasımızı yas bilip kara bağladırlar” (A.İlhan, D,162)

karalar kuşanmışkaradeniz akmam diyor

  dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor”(A.İlhan, SB,139)

pancurların gerisinde kararıyorum

  içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor” (A.İlhan, YS,46)

yıllar var ki serçeleri unutmuşum

  üzerimden gökyüzünü almışlar gibi

  asfaltların karanlığında boğulmuşum” (A.İlhan, YS,49)

ışıkları tutamıyorum

 avuçlarımdan kayıyor

 karanlık en büyük korkum

 gece gittikçe çoğalıyor” (A.İlhan, EVH,17)

“münzevi bir soru işaretiyim

                        simsiyah şemsiyemin altında” (A.İlhan, EVH,59)

“yanılmış bir kapıyım simsiyah

kendi üstüme kapanıyorum” (A.İlhan, BSM,96)

Karanlık metaforu, şairin içinde bulunduğu ruh halini doğa ile eşleştirme, içinde bulunduğu bezginlik ve umutsuzluk halini doğa olaylarına bağlama, doğa olaylarıyla ilişkilendirme şeklinde de görülür:

“buz kuşları toz halinde iç ufuklarımıza dağıldılar

   yapraklarının kızıllığı söndü kapkaranlık ağaçlar

  görünmez bir devin sendelediği hissediliyor her an

  kan kaybediyor kan ağır yaralı sonbahar” (A.İlhan, EVH,60)

Bu dizelerde buz kuşlarının iç ufuklarına dağılması, sonbaharın ağır yaralı olması şairin üzüntülü halini somutlaştırmaktadır.

Türk şiirinde hüzünlü bir mevsim olarak bolca yer alan sonbahar mevsimi, yaprakların sararması ve dökülmesi, yazın yeşil renklerinin verdiği canlılığın kaybolduğunun gözlemlenmesi sebebiyle ölümü çağrıştırmaktadır. A.İlhan, aşağıdaki dizelerinde sonbaharı bu çağrışım değeriyle kullanır. Ölüm ise soğuk ve karanlık ile somutlaştırılır.  Dizelerdeki sözcüklerin duygu değeri üç metafor etrafında şekillenir: soğuk, karanlık ve sonbahar.

zulmetmeyi yeğler o buzlu kadın sevmek yerine

  gözlerindeki soğuk elektrik

                                    çakar ufkumuzda şimşek yerine

  kanı donmuştur/besbelli kılı kıpırdamaz

(…)

  yaprak yaprak sonbaharı getiren

  soğuk karanlıklarda çıplak ve aç

  döne döne sonbahara ulaştı yorgunluğum

 uzaktan ölümün çanlarını duyuyorum

 geceler uzadı sabahlar olmak bilmiyor

  sürekli alacakaranlıkta hanidir ruhum(A.İlhan, EVH,53-55)

Doğa olaylarının şairin duygu durumunu yansıtması bazen doğanın şairin mutsuzluğuna yardımcı olması, onun hüznüne eşlik etmesi şeklinde olur:

 “dağ başını efkâr almış
 gümüş dere durmaz ağlar
 gözyaşından kana kesmiş gözlerim
 ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
 ağlar ağlar cihan ağlar” (A.İlhan, SB,137)

“çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım” (A.İlhan, SB,139)

“yüreğim kırıldı kanım kurudu
  var git karadeniz var git başımdan”  (A.İlhan, SB,139)

“bu çınar ömür boyu yalnızlığa hüküm giymiştir
 her gün bir parça ölerek sürecini dolduracak” 
(A.İlhan, EVH,57)

Attila İlhan, bu dizelerinde doğayla insan ruhu arasında bir bağ kurar. Doğaya ait bu metaforlar, Türk toplumlarının doğayla ilişkilerine dayalı bir yaşayış içinde olduklarına gönderimde bulunur. Bu noktada, George Lakoff-Mark Johnson’ın “Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil” adlı kitabındaki tespitler akla gelir: Lakoff-Johnson, sözü edilen kitaplarında, metaforların düşüncenin oluşumunu ve zihin yapısını ortaya koyduğunu dile getirirler. (2007: 24-5).

Doğayı ruh haline katma durumu bazen bir şehir için geçerli olur. Bu şiirlerinde İlhan büyük şehir yaşamının sıkıntılarını ve o günkü insanın içine düştüğü çelişkili durumları ele alır.

“ve iliklerine kadar geçmiş efkâr
 İstanbul şehri ağlıyor”
(A.İlhan, SB,104)

“ne zincirler örmüşüz gözyaşlarından
 bırakın İstanbul şehri kana kana ağlasın”
(A.İlhan, SB,105)

“benim karanlık İstanbul’um” (A.İlhan, BSM,87)

Hatta şehir metaforu, belirli bir şehrin şairin içinde bulunduğu ruhsal çöküntü durumundan dolayı suçlanması, o şehrin çekilen sıkıntıların kaynağı biçiminde algılaması şeklinde karşımıza çıkabilir:

“sağımız sefalet solumuz ölüm
 işte geldik gidiyoruz
 kahrolasın
 kahrolasın İstanbul şehri”
(A.İlhan, SB,99)

“ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim”
(A.İlhan, BSM,14)

Halk Türkçesinin deyim ve mecazlarıyla süslenmiş zengin bir şiir diline sahip olan Attila İlhan, şiirlerinde ruhsal çöküntü göstergesi olarak,  Halk edebiyatı şiirlerinde de rastladığımız, toplumun tecrübelerinin zihinlere yansıması sonucu oluşan kavramsal metaforlara da yer verir:“yüreğim kan ağlıyor içerim ateş” (A.İlhan, D,51)

“derdimiz âlem derdidir
 dağlar taşımaz”
(A.İlhan, D,51)

 “ağlarım bir yandan kan kusarım bir yandan (…)
  ellerim kırıldı
  gözüm seli duruldu
  kum gider kum gider
” (A.İlhan, SB,125)

 “kan gidiyor ciğerinden dert uğramış” (A.İlhan, D,126)

“ciğerime ateş değdi (…)
 yüreğim bölündü lay
 damarlarım delindi
  kan gider kan gider”
(A.İlhan, SB,125)

Yukarıdaki dizelerden de anlaşıldığı gibi şair, çok bilinen mecazlı ifadeleri kendi imge evreninde orijinal bir boyuta taşımaktadır. Örneğin

“bir başka mezarlıktır hanidir hatıralar
hanidir mısra mısra kan kusuluyor” (A.İlhan, SB,100)

dizelerindeki “kan kusmak” ifadesi günlük hayatta “(birine) kan kusturmak” şeklinde kullanılır ve “çok eziyet çektirmek”(TS:1056) anlamındadır ancak şiir bağlamında değerlendirdiğimizde “mısra mısra kan kusuluyor” ifadesi hem deyimi edilgenliğe taşımış olmakla, hem de “mısra mısra” kelime grubuyla beraber kullanılmasıyla orijinal bir hal almış oluyor. Burada sıkıntı verenin de sıkıntı çekenin de özellikle gizlenmesi, sadece sıkıntının şiirde dile getirilmiş olduğuna dikkat çekilmesi şaire özgü bir metaforik yapı oluşturuyor.

Ruhsal çöküntü göstergelerinin içinde en çok rastladığımız metafor türlerinden biri de “boşluk” tur. Boşluk, bireyin gerçekleştiremediği hayalleri, ulaşamadığı hedefleri, yanında olamayan sevdikleri yerine kalan şeydir. Bireyin içinde bulunduğu çaresizlik ve umutsuzluk halinin en yalın ifadesidir. Birey bazen içinde bulunduğu acı, keder ve üzüntüyü taşıyamaz ve hiçbir şey hissetmiyormuş gibi olur. “Boşluk” bu duygu durumunda çekilen yalnızlığı belirtir.

“kapı duvar sağır
            arayan soran yok
  o dipsiz boşluğa
            düşmekte misiniz?” (A.İlhan, KSS,82)

“hayat zamanda iz bırakmaz
  bir boşluğa düşersin bir boşluktan
  birikip yeniden sıçramak için
                                               elde var hüzün”
(A.İlhan, EVH,76)

Bu dizelerde şair “bir boşluktan bir boşluğa düşmekte” iken bir başka şiirde,  kafa karışıklığını, düşüncelerinin düzene giremeyişini, korku dolu ve tehlikeleri fikirlerden kaçmak isterken kendini bir başka korkulu düşüncenin içinde bulmasını “bir yerden bir yere atlamak” şeklinde somutlaştırır:

“vahim bir çağrışımdan
daha vahimine atlamaktayım”
(A.İlhan, KSS,96)

Kafa karışıklığına dair bir başka metafor ise “savaş” benzetmesidir:

“içindeki o harp ne yapsa bitmiyor ki” (A.İlhan, KSS,59)

Şairin tercih ettiği bir başka özgün metafor ise “zemberek” tir:

“içimdeki zemberek
            boşandı boşanacak
                        yüreğim örtülüyor”
(A.İlhan, KSS,97)

Bu dizelerde “yüreğim örtülüyor” ifadesinden anlaşılabildiği gibi şair karamsar bir ruh halindedir ancak çekilen dertlere katlanamayıp kendini tamamen bırakacağı, olumsuz duygu ve düşüncelerinin çelik bir yay gibi fırlayıp kontrolden çıkacağı bir an yaşamaktan korkmaktadır ve bu anı “zemberek” metaforu ile okuyucuya hissettirmektedir.

A.İlhan’ın şiirlerinde neredeyse  her dizede orijinal bir metaforik yapıya rastlamak mümkündür:

 “iliklerine kadar yaslı umutsuzluk yası

 yeniden başlamakla geçiyor ömrümüz

 iyimserliklerimizi duvarlara çarpıyorlar

 içimizde bulut bulut bir güneş tutuluyor

 soluklarımızı kesen demirden sarmaşıklar

 dibinde düşlerimizi tükürdüğümüz

 gözlerin bezginlik sislerinden kurtuluyor

  kulakların zemberekli çığlıklardan ” (A.İlhan, YS,54)

Bu dizelerdeki “yaslı umutsuzluk yası”, “duvara çarpan iyimserlik”, “içimizde güneş tutulması”(dolayısıyla aydınlığın elinden alınması, karanlık), “demirden sarmaşıklar”, “düşlerin tükürülmesi” , “bezginlik sisleri”, “zemberekli çığlıklar” gibi metaforlarda bezgin, karamsar, hayal kırıklığına uğramış bir bireyin sesini duyarız.

Şairin imge dünyasında karamsarlığın rengi külrengidir:

kötümser önsezilerle yüklü tasalı

  onu terk ettiğim külrengi salı

  bir ölüm fırıldağı içimsıra dönüyor” (A.İlhan, YS,74)

Son dizedeki“ölüm fırıldağı” metaforu, bireyinölme isteği, intihar fikri gibi tipik depresyon belirtilerini dile getirmektedir.

Ölüm düşüncesi ve intihar isteği başka şiirlerde şöyle betimlenir:

“utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin attilâ ilhan’ı
zehirleyebilirim”
(A.İlhan, BSM,12)

 “son nefeslerini tasarladıkça
                        insan ısrarla ölümünü yaşıyor
                                    yağmurda sis düdükleri
  yürekte keder yoğunlaştıkça
bulutlar buz tozuna yozlaşıyor
                                   anlaşılmaz neleri
götürdükleri
  sabahlar olur bir türlü uyuyamam
                        içimde sanki şilepler çarpışıyor
                                   yağmurda sis düdükleri”
(A.İlhan, EVH,30)

Bu dizelerdeki “sis” metaforu belirsizliği ifade eder, “buz tozuna yozlaşan ve neleri götürdükleri belli olmayan bulutlar” ise özündeki iyi nitelikleri yitirmeyi, dış etkenlerle manevi anlamda değerini kaybetmeyi, bozulmayı betimler. Son bölümdeki uykusuzluk ifadesi ise ruhsal çöküntünün en sık görülen semptomlarındandır.

Son olarak ruhsal çöküntü durumunu yaşayan gerçek kişilerin, psikoterapi sırasında, içinde bulundukları ruh hallerini ifade edebilmek için kullandıkları metaforik yapılara örnekler verelim: (Amerikan Hastanesi ve Psikodrama enstitüsü kayıtlarından yararlanılmıştır)

“Çamur var sanki, vücudum çamur dolu, balçık...”

“Duvarda yapışık gibiyim, duvarım sanki...”

“Kocaman gri bir kaya parçası beynimde ve karnımda oturuyor.”

“Sanki her gün yavaş yavaş kayboluyorum.”

“Bir balonun içinde yaşıyorum gibi...”

“Yumruklar atıyorlar kalbime, acıyor sanki...”

“İçimi açıp çamaşır suyu döksem yıkasam iyi gelecek gibi, temizlenecek...”

“Kocaman bir kıskaç boğazımı sıkıyor.”

“Keskin bıçaklar batıyor, içimi acıtıyor.”

“Meyvesiz bir ağaç gibiyim.”

“Kapsüle kapatılmış olabilirim.”

“Vücudumda çalkantılı bir deniz var, bulanık. Bulantı hissetmem de böyle bundan sanırım.”

“Bedenimi dışına çıkmış gibiyim. Hiç ağırlığım yok. Acı veren, aşağı çeken bir şey var.”

“Bozuk plak gibi hissediyorum.”

“Anahtarını kaybetmiş kapıyım.”

“Havada dönüp duran, yolunu kaybetmiş bir kuş gibi hissediyorum.”

“Tüm bedenim hamur gibi.”

“Karanlıkta kaybolmuş çocuğum sanki.”

“Külçe gibiyim.”

“Eski bir arızalı araba gibiyim. Çalışıyorum ama gidemiyorum.”

“Kafesteyim, prangalarla bağlıyım.”

“Sanki çok ağırlık, kurşun gibi ağırım.”

“Her an renk değiştiriyorum. Sabah gri, öğlen kahverengi, akşamları siyahım.”

“İki köprü var diğer tarafa geçmek istersem boşluğa düşüyorum.”

“Uzaydayım, küçük bir iple tutunuyorum. Beni hayata bağlayan yok.”

“Yer yarılmışta içindeyim, bir delikten nefes alıyorum.”

“Lekeler, bakın bu çiller gibi lekeliyim sanki... Duygularım lekeli...”

“Selpak mendil gibi kalbim. Kullan at, kullan at...”

“Beynim gebe kadın gibi...”

“Kirlenmişlik, çamaşır makinesi gibiyim, kirliliklerle dolu.”

“Beyin sisi gibi, beynim ağır çekimde gibi, hani yoğun siste araba sürersin ya öyle bir his.”

“Kirpi gibiyim iğnelerim var benim.”

“Denizde yüzen bir buz dağı ve tepesindeki bir bulutum.”

“Çöpe atılan yemek artıkları olur ya, işte öyle beynimin içi doktor hanım.”

“Atlar koşuyor içimde, güzel atlar var. Kalbimde koşuyorlar.”

“Bedenim çarpışan araba pisti gibi.”

“Kıstırılmış hissediyorum.”

“Bir parçam alınmış, haberim olmamış gibiyim.”

“İşkence çekiyorum, yutuluyorum.”

“Derin dondurucuya konulmuşum, hislerim öyle şuan.”

“Odunlar kırılıyor sanki, dişlerim ve kafam sızlıyor.”

“İçime kan akıyor gibi.”

“Sanki kanımda küfürler akıyor gibi, aklımda da akan hep o duygular.”

“Ruhumu estetik ameliyat eder misiniz? İhtiyacım olan bu diye düşünüyorum, çok çirkin çünkü.”

“Bu duygularımı poşetlere doldurup çöp kamyonuna atmak istiyorum.”

“Birkaç cephede savaşıyor gibi beynimin kısımları.”

“Yılan başı gibi bir şey var. Sular akıyor oluk oluk.”

“Boşaltamadığım nefes gibi hissediyorum.”

“Prize takma evreme geri dönmek zorunda kaldım.”

Bu ifadelerde herhangi bir sanatsal kaygı güdülmemesine rağmen “karanlık,”yılan”, “ağırlık” ,”boşluk”, “sis”, “buz”,”savaş”  gibi bazı göstergelerin sanatsal metinlerle ortaklık taşıdığı görülmektedir. Bu ifadeler şiirsellikten uzaktır. Örneğin birey  “soğuk” yerine “derin dondurucu” sözcüğünü tercih etmiştir yine de bu gösterge, incelemiş olduğumuz sanatsal metinlerdeki “soğuk” metaforuyla aynı kavram alanına aittir. Bununla beraber sanatsal metinlerde pek rastlanmayan, bir şiirin sözcük dünyasına çok uymayan “arızalı araba”, “çamaşır makinesi”, “çarpışan araba pisti” gibi günlük kullanımda rastlanabilecek bazı sözcüklere farklı bir duygu değeri ve çağrışım değeri yüklendiği dikkati çekmektedir. Sonuçta burada bireyin amacı kendini en kolay yoldan ifade edebilmek ve yardım alabilmektir. Bu da iletişimdeki amacın metnin anlatım özellikleri üzerinde belirleyici bir unsur olduğunu hatırlatır.

Sonuç ve Öneriler:
İncelemiş olduğumuz sanatsal metinlerde ruhsal çöküntü yaşayan bireylerin yaşamış oldukları mutsuzluk, çaresizlik ve üzüntüyü ifade edebilmek için “boşluk”, “karanlık”, “dip”, “soğuk” , “boğulma” gibi dil göstergelerinin metaforik yapılar içinde çokça kullanıldığı tespit edilmiştir. Ayrıca doğayla ilgili unsurların bireyin yaşadığı ruh haliyle ilişkilendirilmesi hatta bireyin dışında ve kontrol edemediği başka varlıkların, içinde bulunulan durumdan suçlanması da çokça rastlanan bir metafordur. Bu belki de isyan duygusunun bir göstergesidir, şair başına gelenler için kendi dışında kendinden daha kudretli olan güçlere olan isyanını bu şekilde dile getirir. Psikoterapi sırasında gerçek kişilerin kullandıkları ifadelerin daha yalın olmasına rağmen benzer metaforik yapıların kullanıldığı belirlenmiştir.

Çalışmada olabildiğince fazla sayıda örnek üzerinde durmaya çalıştık. Amaç bolca örnek arasında sıklıkla kullanılanları tespit etmek ve bir genellemeye gitmekti. Bundan sonraki çalışmalarda olay çevresinde gelişen bir eser incelenebilir. Son zamanlarda şair ve yazarların hayatları hakkında derinlemesine araştırmalar yapılarak psikanalitik okuma çalışmaları yapılmaktadır. Bu çerçevede tek bir yazar ya da şairin tüm eserleri üzerine yoğunlaşıp onun özellikle tercih ettiği metaforlar belirlenebilir. Örneklemi genişleterek daha fazla metafor arasından sayısal verilere dayalı kesin bir genellemeye gitme yoluna da gidilebilir. Dil göstergeleri üzerindeki çalışmalara şarkı sözleri ya da günlük konuşmalar gibi hayatın içinde olan farklı örnekler eklenebilir.  Duygu durumlarından bir başkası seçilerek bu alandaki dil göstergeleri incelenebilir. Burada önemli olan disiplinler arası işbirliğini olabildiğince verimli bir biçimde kullanmak, Psikoloji biliminin verilerini dilbilim çalışmalarına katabilmek ve bu yolla Türk dilinin özelliklerini belirleyebilmektir.

Farklı amaçlarla ortaya çıkmış dil göstergelerinin belirli bir duygu durumu ifade etmesinden yola çıkılarak incelenmesi pek alışılmış bir yöntem değilse de bu konuda Walter Porzig’in “Dil Denen Mucize” adlı eserindeki  şu sözü akla gelir: “Her bilim, birisinin çıkıp her gün karşılaşılan ve olağan bir şeye şaşmasıyla başlar."

 

2013 yılında Saraybosna'da düzenlenen uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı kongresinde sunulmuş ve bildiri kitabında tam metni yayımlanmıştır. 

Yazının künyesi: ÇELİKEL, Sibel; KOCAKAYA Güniz Türkiye Türkçesinde Ruhsal Çöküntü Göstergelerinde Metaforik Yapılar, Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi, Saraybosna, 17-19 Mayıs 2013, s. 437-446

 

Kaynakça:

  • Rifat, Mehmet,(1998),XX.yüzyılda dilbilim ve göstergebilim kuramları, YKY, İstanbul
  • Kıran, Zeynel; Kıran, Ayşe (Eziler), (2010), Dilbilime Giriş, Seçkin Yayıncılık, Ankara Öztürk, Orhan, (2001),Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Nobel Tıp Kitapevleri, Ankara
  • Türkçe Sözlük, (2005), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara
  • Morrıs, Charles G., (Çev. H.Belgin Ayvaşık, Melike Sayıl), (2002),Psikolojiyi Anlamak, Türk Psikologlar Derneği Yayınları, Ankara
  • Volkan,Vamik, (2011),Psikoterapi Günleri 2, Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları, Ozak Yayınevi, İstanbul
  • Blackburn, Ivy M., (1996),Depresyon ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, İstanbul
  • Atkınson, Rıta L., (2002), Psikolojiye Giriş, Arkadaş Yayınları, Ankara
  • Kövecses, Zoltán, (2000), Metaphor and Emotion,Cambridge University Press, Cambridge
  • Lakoff, George ve M. Johnson , (1980),Metaphors We Live By., The Univesity Chicago, Chicago
  • Aksan, Doğan, (1987), Anlambilimi ve Türk Anlambilimi-Ana Çizgileriyle-. 3. Baskı, Ankara Üniversitesi DTCF Yay. , Ankara
  • Aksan, Doğan, (1993), Şiir Dili ve Türk Şiir Dili -Dilbilim Açısından Bakış-. ,:BE-TA Basım Yayım A.Ş. , İstanbul
  • Aksan, Doğan, (1998),Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim. 2. Baskı, TDK Yay. Ankara
  • Levınson, (1983) Stephen C. Pragmatics.,Cambridge University Press. , Cambridge
  • Kocakaplan, İsa, (1992), Açıklamalı Edebî Sanatlar, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul
  • Çetinkaya, Bayram, (2006), Türkiye Türkçesinde Mutluluk ve Üzüntü Göstergeleri, Gazi Üniversitesi yayımlanmamış doktora tezi, Ankara
  • DRAAİSMA, Douwe, (Çev. Gürol Koca), (2007),Bellek Metaforları/Zihinle İlgili Fikirlerin Tarihi, , Metis Eleştiri, İstanbul
  • Arslan, Fatih,( 2008 ),Metaforik Tercihler Bakımından Akif’i Okuyabilmek, I.Uluslararası Mehmet Akif Sempozyumu
  • Tunç,Gökhan , (2010),Hilmi Yavuz’un “Doğu 1310” Adlı Şiirinin Metaforik Yapısı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi 17, 2, 2010, S.179-186
  • LAKOFF, George – Johnson, Mark, (2005),Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil, Paradigma yayınları, İstanbul
  • Porzig, Walter, Çeviri: Vural Ülkü, (1990), Dil Denen Mucize, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara
  • Uğur,Nizamettin, (2007), Anlambilim, Doruk Yayımcılık, İstanbul
  • Türkçe Sözlük, (2005),Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara
  • İlhan, Attila, (2002),Kimi Sevsem Sensin, Kültür Yayınları, İstanbul
  • İlhan, Attila, (2003), Duvar, Kültür Yayınları, İstanbul
  • İlhan, Attila, (2003), Ben Sana Mecburum, Kültür Yayınları, İstanbul
  • İlhan, Attila, (2003), Yasak Sevişmek, Kültür Yayınları, İstanbul
  • İlhan, Attila, (2003), Elde Var Hüzün, Kültür Yayınları, İstanbul
  • İlhan, Attila, (2003), Sisler Bulvarı, Kültür Yayınları, İstanbul

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1583
Kayıt tarihi
: 10.09.13
 
 

Doktora mezunu bir  hayalperest... Gezer, tozar, okur, yazar, düşünür, konuşur... Aşırı duygusall..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster