Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1534
 

Tütün kokulu babalar, şimdi kim bilir neredeler

Tütün kokulu babalar, şimdi kim bilir neredeler
 

Meslek icabı birçok otopside bulunmuş, otopsiyi gerçekleştiren cerrahın yolunmuş tavuk gibi elinde salladığı katran karası ciğerler görmüştü. Birini söndürmeden diğerini yaktığı “Bafra” sigaralarını öksüre tıksıra içer, sigara kullanmadığı halde kendisine “altın çakmak” hediye eden ve sigaraya başlamasına neden olan kaynanasının kulaklarını bir güzel çınlatırdı.

“Kimseden bir şey istemeyecek, verirlerse de kabul etmeyeceksin… Kimse kimseye babasının hayrına bir şey vermez! Kötü olan, fiyonklu kurdelelerle bir güzel sarmalanır ve ambalajlanır. Göz boyamadır bu, makyajdır, yemdir! Verenin niyeti ne olursa olsun, her hediye, hediye değildir! Güzel ve alımlı gibi görünenin arkasındaki çirkinliği görmen gerekir! Anladın mı, Tatar suratlı(Kırım kökenliydi atalarım)?”

Yedi-sekiz yaşlarındaydım o zamanlar… Mahallede paçam sıkıştığı vakit “Benim babamın nah bu kadar tabancası var!” diye akranlarımın ve benden yaşça büyük arkadaşlarımın gözünü korkutmaya çalıştığım yıllar işte.

“İyi futbolcular topa kafayla vurmaz! Ayağının burnuyla hiç vurmaz! Topa kalçadan vuracaksın, çalımı yiyen sinirlenir, bir gözün de arkada olacak, zıplaya zıplaya oynayacaksın! Zıplayacaksın ki, ayağını eline vermesinler, anladın mı?”

Alsancak Stadına giderdik beraber… Genellikle de Fener’in maçlarına (bilmezdi Beşiktaşlı olduğumu ve Beşiktaş’ı da takımdan saymazdı) Ya Can Bartu’yu gösterirdi, ya da Ogün Altıparmak’ı…”Onları takip et” derdi… “Topu nasıl kontrol ediyorlar, nasıl sürüyorlar, nasıl vuruyorlar dikkat et” diye uyarırdı… Her futbolcu, futbolcu değildi onun gözünde. Ve ona göre hayat; öğrenmekten ibaretti!

“Güneş tepedeyken denize girilmez! Dikey güneş ışınlarından sakınacaksın! Sabah ve akşam saatleri, güneş ışınlarının ‘yatay’ olduğu saatlerde denize girilir. Bilmediğin kıyılarda ise hiç girilmez.”

“Ağzındaki lokmayı iyice çiğneyeceksin! Çiğnemeden yuttuğun lokma mideyi yorar! Beyinde bulunması gereken kan midede yoğunlaşır, aptal olursun. Geviş getirmek ineklere mahsustur!”

“Offf!” diyordum tabii o zamanlar, sadece offff! Hiç mi hiç hoşuma gitmiyordu bu komando tarzı hayat! Teknik direktör, doktor, terzi, aşçı, öğretmen, psikolog, ressam, karikatürist ve polis bir baba… Fazla geliyordu bana… “Ma” demeden “makası”, “Ke” demeden “keseri” getirmem gerekiyordu. Gözümü dört açmalıydım, manda moku gibi yayılmamalıydım. Türlü orostopolluklar vardı yaşamda, tökezlenmeden yaşamak için hayata hazırlanmalıydım.

Memurlara verilen (Amerikan yardımı) o iğrenç kokulu balık yağı şişeleri bizim evde de vardı tabii. Önce Alev Meisel Hanım’dan başlardı balık yağı işkencesi. Sonra diğer ablalarımın burunlarını sıkarak zorla içirirdi, o iğrenç kokulu balık yağını. Sıra bana gelince gönüllü açardım ağzımı, nefret ettiğim o sıvıyı içmek için… Sırf onun gözüne gireyim diye… Sırf ”Aferin benim oğluma” desin diye… Demezdi tabii ve gönüllü olduğum halde içirirken benim de burnumu sıkardı… Sanırım hak geçmesin diye…

“Parayla herkes eğlenir, önemli olan parasız eğlenmektir. Lay lay lom değildir hayat! Eğlenirken bile öğrenmek gerekir! Müptela olmadan, kendini kaptırmadan, ölçülü… İyiye, güzele, rahata alışmak kötüdür! İnişli çıkışlıdır hayat! Attan inip eşeğe, eşekten inip yürümeye alışmak gerekir! Annemiz yok, biliyorsun… Bir sıfır geridesin. Anladın mı Tatar suratlı? Bir sıfır geridesin! Herkesten çok çalışıp, herkesten çok koşman gerekir!”

Böyle derdi ama Fuar zamanı Zeki Müren’in sahne aldığı Manolya’ya, Muammer Karaca’nın çıktığı Fuar Açıkhava Tiyatrosuna ve ünlü Medrona Rus sirkine muhakkak götürürdü bizi, hem de her sene… Memur maaşıyla olacak iş değil ama sivil polis olarak görevliydi işte fuarda ve davetiye geliyordu görevlilere. Devlet, sadece balık yağı ile değil, bu tür ayrıcalıklarla da gözetiyordu memurunu o zamanlar.

Yaş ilerledikçe, ikazlar ve uyarılar da değişiyordu tabii…

“Bak! Buna frengi derler!” diye gösteriyordu o yüzümü kızartan resmi…”Her dudaktan öpülmez!” diyordu utanmama aldırmadan. “Pul pul dökülür ve dermanı yoktur, bilesin” diyordu sigarasından derin nefesler çekerek.

* * *

Fatih Askerlik Şubesinden çıktığımda fazla zamanım yoktu. Beş gün sonra birliğime teslim olmam gerekiyordu. Topkapı’dan kalkan ilk otobüsle hemen İzmir’e gittim. İki senedir görmüyordum onu… Bahçeye masayı çıkarmış, kafasında bandanası, kara kalem resim yapıyordu. Gittim, yanına oturdum hemen… Kendi eliyle yaptığı kıytırık tuvalden gözünü ayırmadan “Neresi?” diye sordu… “Amasya” dedim… “Amasya Er Eğitim Tugayı”… “Salak” demedi ama yüzünü buruşturarak baktı bana. Onun yanından gitseydim askere, bir yolunu bulup “bahriyeli” yapardı beni ve rahat geçerdi askerlik. Öte yandan “rahat batar adama” diyen de kendisiydi işte.

Bahçede kazdığı çukurda ateşi yakıp ızgarayı koydu ve kasaptan aldığı etleri yerleştirdi üstüne… Bir de İzmir şarabı açtı ve çay bardaklarına doldurdu… Hiç konuşmadan yedik ve şişeyi bitirdik. Çayı ben demledim ızgara ateşinde… İçerken, “Polis Emeklileri Derneğine üye oldum ben “ dedi…”Sol kolum devamlı ağrıyor. Kan sulandırıcı ilaç verdiler ama kulak asma. Dernek alıyor, bando mızıka eşliğinde gömüyor işte” dedi gülerek. Dolaylı bir şekilde “bir daha görüşemeyeceğimizi” söylüyordu. Bir şeyler söylememe fırsat vermeden yaptığı kara kalem karikatürleri gösterdi. Ben karikatürlere bakarken, o da bana askerde nelere dikkat etmem gerektiğini( her zaman olduğu gibi dolaylı bir şekilde) anlattı…

Ertesi gün, evin önünden geçecek minibüsü beklerken, “Bakma sen, hayata bir sıfır yenik başlamak iyidir” dedi ve üç aydan üç aya aldığı emekli maaşını tüm itirazlarıma rağmen cebime sokuşturdu. Beni terminale götürecek minibüs gelince hemen elini öptüm. Tam minibüse binecekken “dur” dedi ve bana ilk ve son defa sıkı sıkıya sarıldı.

Bir daha hiç görüşemedik. O ilk ve son sarılışta aklımda kalan:

Sadece tütün kokusudur.

Yorum Dükkanı, Kırık Kalem bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dün gece de demiştim ya! Yıllardır sokulamadım o bloğa (Gökyüzüne Mektubum Var) diye bu da ikincisiydi Herr Culduz. Sizin en çok sevdiğim 2. bloğunuz... Biliyorum, burada yoksunuz, peki, siz burda yoksunuz ve dolayısıyla yayınlanmayacak bir yorumu neden yazıyorum? Onu ben biliyorum ve kimse de bil(e)meyecek. Sağlıcakla ve huzur dolu olun her nerede yaşıyor ve ne yapıyorsan Sevgili Ümit Culduz...

Yorum Dükkanı 
 10.10.2019 23:04
 

Siz, hayatsınız.. :)

Profilsiz 
 06.07.2012 17:57
Cevap :
Belki ama sadece kıyısından, kenarından...Mutlu ettiniz efendim, teşekkürler:)  06.07.2012 21:23
 

Yazmış olduğunuz bu blog Kurşunkalem 2009 - MB'de en çok önerilen 10 blog ödülleri' ne aday gösterilmiştir. Konuyu blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=209651 'dan takip edebilirsiniz. Bol şanslar.

kurşunkalem 
 15.11.2009 22:52
 

Ara ara dönüp tekrar tekrar okuyorum da buruk, buran bir tadı var. Balık yağı kısmı, gözüne girmek için demişsiniz ya, o satırda , devamında hep erkek kardeşim aklıma geliyor. Kardeşlerim hep babamızı onlardan çaldığımı düşünmüşlerdir ;) Belki de öyledir.Geriye dönüp baktığımda hep babamızın gözüne girmeyen çalışan erkek kardeşlerimi görüyorum, bir de yazınızı okuduğumda. Şimdi kardeslerim de erkek babası oldular ve biliyormusunuz kızlarının hiç göze girme derdi yok ;) Selamlar

Emef 
 11.09.2008 0:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1648
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster