Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
111
 

Tuzluk

Tuzluk
 

Yaşarken kıymeti bilinmemiş, kitapları çok satanlar rafının müdavimi olmuş ölü yazarların kitaplarını okuyor, yazar yakınlarının, mesela oğullarının ve kızlarının anne ve babalarının kitaplarını görünce ne hissettiklerini ne düşündüklerini merak ediyorum.

Sarı sonbahar, Karaağaç’ın eski, rutubet kokan sokaklarında şehre yeni gelmiş memur merakı ile yürüyorum, yaşayanlarını, olaylarının işin aslını bilmediğim terk edilmiş, unutulmuş evlerim ve uydurduğum hikâyelerim var burada!

Şu köşede yıkılmak üzere olan evin penceresinden beyaz tülbentli yaşlı bir kadın sütçüye seslenmiş, babasının rahatsızlığını sormuş öldüğünü öğrenmişti, öyle uydurmuştum.

Şu parkta da hayali bir kadınla bakışmıştık, kadın orta Türk kahvesi ve soğuk su istemişti garsondan, salkım söğüt ağaçları ve gül kokularıyla süslemiştim hikâyeyi, tanışmış gibi yazmıştım. Aylardan ağustostu çok sıcaktı, ne güzel kadındı!  

Bir keresinde Kent Ormanı’nda Müjgân türlü ağaçların arasında sevgilisinin omzuna başına yaslamış nehre çıkan dar patikada yürürken ağabeyine yakalanmıştı. Arkasına bakmadan kaçmıştı sevgilisi, Müjgân ağlamış, ağabeyi kaçan sevgiliye gülmüştü. Ağabey başka birinin kız kardeşi ile buluşmuştu sonra, kimseye yakalanmamıştı, nehirde taş sektirmişlerdi, yine güzel bir gündü

Sonbahar rehaveti, ekmek parasına dalından kopmuş, cansız sarı yaprakların peşine düşmüş belediye işçileri, yaşamak için kısırlaştırılmış, kulağı küpeli, en delikanlı halleri ile sokak köpekleri…

Hikâyelerini dinlediğim hassas… Normal ve iyi insanların, güzel günlerde görmediği veya isteyerek gözlerini çevirdiği, sırtından bıçaklanan, aldatılan, en yakın arkadaşına kefil sonra rezil olmuş, vefası yüzünden vefasızlık görmüş, küsmüş, küstürülmüş, yapılır mı benim gibi adama tadında evsiz, dişsiz arkadaşlarım var burada.

Düşlerini kaybetmiş, düşlerini kaybetmenin ağır faturasını kendine kesmiş onca yaşanmışlığın ardından her sabah bir bankta veya bir örümcek ağında uyandıklarında gökyüzünün maviliğine hayret eden, çay bardağını sanki içinde gençlik iksiri varmışçasına iki eli ile tutan, ekmeği köşesinden ısıran, delikanlı sokak köpekleri ile dertleşen normal ve iyi insanların görmediği insanlar…

Yaşanmış, önceki bir zaman, yıldızsız, aysız bir gecede nehir kenarına ateş yakmış oturmuştuk. Mavi bir leğenin içine soğanı, ekşisi bol salata yapmıştım. Sazanları, kızılkanatları kızgın yağa atmıştık!

Yanımda eski kadife pantolonumu, kot gömleğimi giyen ayakları çıplak bir filozof vardı, dişleri, düşleri, üniversite okumuş olmasının bir önemi yoktu.

Bir sigara yaktı, sanki çok kadim bir sır verecekmiş gibi, ruhumu görmek istermiş gibi koyu kahverengi gözleri ile gözlerime baktı, beyaz sakallarını kaşıdı, başını öne eğip ateşe bir odun daha attı

“ Ali” dedi “ Ali be, geleceği, yaşanmamışı, ne olacağını bilmemekten daha güzel bir şey yok! Düşünsene ben daha pembe bir bebekken, annem beni emzirirken, bu halimi gördüğünü…”

“ Ne varmış halinde” dedim, tuzluğu istedim… Sonra düşünecektim!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1244
Toplam yorum
: 7698
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1077
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı adlı kitabın yazarı... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster