Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1357
 

Anlatsam dinler misiniz ?

Anlatsam dinler misiniz ?
 

Hatırlatsam hatırlayabilir misiniz ?

Çağırsam gelir misiniz ?

***

Beni en iyi siz anlarsınız...

1950’ li yılların sonlarında, 60’ ların başlarında doğanlar.

Beni en iyi siz anlayacaksınız. Kim bilir? belki de tanıyacaksınız.

Aynı şarkılarla aşık olan, aynı şiirleri ezberleyen, aynı şarkıcıya hayran olan, aynı bahçelerde oynayan çocuklardık biz...

Seslensem duyar mısınız ?

Ahmet, Mehmet, Süheyla...

Duydunuz mu beni ? Hatırladınız mı ? Tanıdınız mı ?

Haydi, “elma dersem çıkın, armut dersem çıkmayın...”


Ben;

hani, gazoz kokulu yazlık sinemalarda aşk filmlerini birlikte izlediğiniz,

mandalina kokulu yerli malları haftasını birlikte kutladığınız,

portakal kokulu yılbaşlarında tombala oynadığınız,

hanımeli kokulu, öteki sokağın çocuğuyum...

Siz ise iğde kokulu bahçelerin, yasemin kokulu sahillerin, portakal kokulu ovaların çocuklarısınız...

Bahçelerden gül çalan, ağaçlardan çağla toplayan, duvarlara oturup ayçekirdeği çitleyen, Cem Karaca kartpostalları toplayan, Barış Manço posterleri biriktiren, Filiz Akın filmlerini kaçırmayan öteki sokağın çocuklarısınız.

Hatırlayın beni...

İlk aşık olduğunuzda Berkant ile birlikte sokaklarda, sahillerde Samanyolu’ nu söylemedik mi ?

Sen kalbimin mehtabısın, güneşisin

Sen ruhumun vaz geçilmez bir eşisin

Bir şarkısın sen...

Sahilde ateş yakıp hep birlikte gitar çalıp, şarkılar söylemedik mi ?

Arzular orada,

Zevk oradaydı

Bir deniz ki aşk dolu

Dalgalar vardı...

Beatles şarkıları ağabeylerimizin, ablalarımızın dillerindeyken biz yeni çıkan bir kırkbeşlik ile dans etmeye başlamıştık, hatırladınız mı ?

Bir gün belki hayattan

Geçmişteki günlerden

Bir teselli ararsan

Bak o zaman resmime...


Aşık olmanın tüm güzelliğini, en romantiğini hep birlikte yaşamadık mı ? Aşk bizim için kutsal değil miydi ?

Biten aşkların ardından Tanju Okan ile birlikte hasret şarkıları söylemedik mi ?

Bu akşam çok efkarlıyım

Kalbim neden kan ağlıyor

Bunu bir bilsen sevgilim...

Bir taraftan aşk şarkıları söylerken bir taraftan da şiir defterlerimizi Ümit Yaşar’ ın şiirleriyle doldurmaz mıydık ?

Bir gün gelirde unuturmuş insan

En sevdiği hatıraları bile

Bari her gece yorgun sesi ile

Saat onikiyi vurduğu zaman

Beni unutma...

 

Hatırladınız mı beni ? Ben öteki sokağın çocuğuydum.

Ahmet, sen tepedeki evde oturmuyor muydun ?

Sen Nazan, güllü bahçedeki evde değil miydin ?

Sen Defne, ikinci kordonda karşılaşmaz mıydık ?

Ya sen Tahir, Bağlarbaşı’ nda oturmaz mıydınız ?

Hepinizi tanıyorum ben. Sizler benim oyun arkadaşlarımdınız, sıra arkadaşlarımdınız...

Ne güzel çocuklardınız ve ne kadar çok severdik birbirimizi...


Hatırlar mısınız ?

Radyo dinlemeyi ne çok severdik.

Cumartesileri saat beşte çocuk saati ile başlamıştı radyo merakımız.

Sonra reklam aralarında Unutulmayan Hatırlar...

Pazar geceleri Radyo Tiyatrosu ...

Her sabah Arkası Yarın...


Günlüklerimize tarih atarken 1970 yazmaya başladığımız o yılı hatırladınız mı ? Ne garip gelmişti 1970 yazmak...

İşte o yıl bir dergi yayınlanmaya başlamıştı.

Doğan Kardeş dergisini satın almayı çocuklara bırakıp, “ilk gençlik” dönemimizin ruhuna hitap eden tek dergisine abone olmuştuk...

Evet bildiniz; Hey Dergisi yayımlanmaya başlamıştı.

Sevdiğimiz tüm şarkıcılar, şarkı sözleri bu dergideydi. Çarşamba günlerini iple çeker olmuştuk.
Hey dergisi ile birlikte radyoda “istek programları” daha bir önem kazanmıştı. Top50 listesi plak satışlarına ve radyo istek programlarına göre düzenleniyordu.

En çok hangi şarkı isteniyorsa o plağı alıyorduk. Bir süre sonra hem plak alıp hem istek istemeye başladık.

Hatırlayın, radyo istekçiliği ne kadar önemliydi.

Hangi programda, hangi isteğimiz çalacak diye radyoyu kucaklayıp yatmaz mıydık ?

Babamız duymasın diye, radyoya kulağımızı yapıştırıp dinlemez miydik ?

Yıllar bizler farkında olmadan su gibi akıp giderken 70’lerin ortalarına gelmiştik. İstekçilik neredeyse bir meslek haline gelmişti. Her hafta en az elli posta kartı atardık.

Duymadığımız isteklerimizi ertesi gün arkadaşlarımız bize söylerdi.

- Dün radyoda senin isteğin çaldı...

- Hangisi ?

- Sezen Aksu diye biriydi, hiç duymamıştım. Yaşanmamış Yıllar diye bir şarkı.

- Onu yeni desteklemeye başladık, çok güzel sesi var...


Hey dergisi ile birlikte yeni sesleri keşfediyor, istekçilik yaparak bu sesleri destekliyorduk.

Bir süre sonra Hey Dergisi’ nin küçük ilanları ile “istek gurupları” kurmaya ve mektup arkadaşlıkları yapmaya başlamıştık.

İstekçilik ve mektup arkadaşlığı hayatımızın en önemli “sosyal faaliyetleriydi”, çünkü bizler yavaş yavaş “romantizm ile terör arasında” sıkışmaya başlamıştık. Mahallelerimiz eskisi kadar güvenli, sokaklarımız eskisi kadar neşeli değildi artık...

Bizi hayata bağlayan “postacı Ömer amca (lar)” değil miydi o yıllarda ?

Her gün postacının yolunu gözler, ailelerimize belli etmeden mektupları alır ve heyecanla açardık. Bazılarımız daha güvenli bir yol bulmuşlardı; posta kutuları kiralardık.

Onlarca mektup arkadaşımızdan, değişik illerden mektuplar gelirdi... Kütahya’ dan, Samsun’ dan, İstanbul’ dan... Hiç görmediğimiz, satır aralarından ve arada bir gönderilen resimlerden birbirimizi tanımaya çalıştığımız hızlı ve romantik gençlerdik...

Hatırlayın... O mektup arkadaşlarınızdan bir tanesi daha çok ilginizi çekmez miydi ? Onun mektubunu dört gözle beklemez miydiniz ? Ona en güzel el yazınızla yazmaz mıydınız ? Mektubun arasına kurutulmuş çiçek koyup, süslü zarflar hazırlamaz mıydınız ?

Sizi bilmem ama ben öyle yapardım...


Hatırladınız mı beni ?

Ben hepinizi hatırlıyorum dostlar...

Bizler aynı bahçenin çocuklarıydık...

Aynı şarkılarla aşık olan, aynı şiirleri ezberleyen, aynı kartpostalları biriktiren, aynı radyoyu dinleyen çocuklardık...

Haydi çıkın ortaya...

Haydi eski istekçiler, eski mektup arkadaşları...

Haydi 70’ lerin müziksever gençleri...

Habibe, Hüdai, Gönül, Müşerref, Ziya, Hülya, Eren, Macide, Mehmet, Maide, Zeki, Nadir ...

Anlatacak çok şeyiniz olmalı... Çıkın ve anlatın...


Elma dersem çıkın, armut dersem çıkmayın...

Elma, elma, elma....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

öyle güzel anlatmışınız ki,hala tadı damağınızda kalmış. düşünüyorumda teknoloji çağında yaşıyoruz,herşeyin bol olduğu şu dönemlerde gençlerdeki rehavetliği,doyumsuzluğu.işte bunlar bütün bunlara rağmen aynı tadı,aynı heyecanı yaşayamıyor ne yazıkki. saygılarımla..

fugen 
 01.06.2008 13:40
Cevap :
Gençleri rehavete ya da doyumsuzluğa iten bizleriz gibi geliyor bana sevgili Fugen... Ama eminim ki onlar günümüz şartlarına göre kendi lezzetlerini buluyorlardır. Fakat, bahçeden meyve çalmayan çocuk market meyvesinin lezzetini asla alamayacaktır. Sevgi ve saygılarımla...  04.06.2008 15:54
 

Bu güzel paylaşımınızı gecikmelide olsa okudum, hüzünlendim , duygulandım , mutlu oldum ve "Biz aynı mahallenin çocuklarıydık" isimli şiirimin yarım kaldığını hissettim eksik olmayın tamamladınız.Esen kalın...

TEKBAŞINA 
 17.04.2008 13:03
Cevap :
Ben de şiirinizi okuduğumda yazımın yarım kalmış olduğunu düşünmüştüm. :-) Evet, biz, hepimiz aynı sokağın, aynı mahallenin çocuklarıyız. Birbirimizi biliriz, tanırız. Sevgi ve saygılarımla...  17.04.2008 18:48
 

Ben biraz daha gerilerden geliyorum ama "Elma" diye seslenişinizi duyunca koşup geldim. Zaman makinesinin düğmesine bastım:Yıl 1968,lise 2 deyim. İzmir'li bir çocuk mektup arkadaşım. O yaz babamı tatil için İzmir'e gitmeye ikna ediyorum.Sırf tanışmak için.Tanışıyoruz ama hayal kırıklığına uğradığımızı belli etmemeye çalışıyoruz, ikimiz de. Ertesi gün babama "Bodrum"diye tutturduğumda bir anlam verememişti bendeki ani huysuzluğa. Güzel yıllardı... Elvis Presley, Adamo,Cem Karaca,Fikret Kızılok... Galiba o yıllardan en çok babamı özlüyorum...

Melek Koç 
 15.02.2008 22:54
Cevap :
Bu kez ben gerilerde kalmışım Melek hanım, iş yoğunluğum nedeniyle bloglara bakamıyordum ve yorumunuzu yanıtlamamışım. Bunun için çok özür diliyorum. O yıllardan özlediğimiz o kadar çok insan var ki, insan düşününce sanki bir masalı yaşamış gibi geliyor. Bir varmış, bir yokmuş diye anlatmak gerkiyor sanırım. :-) Ne kadar güzeldi mektup arkadaşından mektup beklemek değil mi... Eh, bir de hayal kırıklıkları olmasa daha iyi olacaktı ama, onlar da bize hayat dersleriydi işte. :-) sevgi ve saygılarımla..  28.02.2008 0:42
 

Yazınızı okurken"Haluk Bey o yıllarda İzmir'de bizim mahallede mi oturuyordu" dedim kendi kendime.HEY Dergisi,Ses Mecmuası,Ali Kocatepe'nin,Ümit Tunçağ'ın,Bülent Özveren'nin radyodaki müzik proğramları,yurttan sesler,resimli romanların önce kim okuyacak kavgaları,sinemalar ve yazınızdaki her şey güzel anılardı.Size ve ailenize sağlıklı iyi günler dilerim.Saygılarımla.

Fatma Atiye 
 15.02.2008 15:44
Cevap :
Dedim ya, biz hepimiz birbirimizi tanırız... Hepimiz ya sokak komuşusuyuz, ya mahalle... Şehirler ayrı da olsa biz hepimiz birbirimizi tanırız... Siz yasemin kokulu sokakların, biz iğde kokulu sokakların çocuklarıyız... Aynı dergileri okuduk, aynı filmleri izledik... Bu pazartesi vakayinuvis' in gecenin içinden programını kaçırmayın derim, sanırım yine 70' li yıllar gezisi yaptıracaktır bize. Sevgi ve saygılarımla..  15.02.2008 21:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 1679
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2031
Kayıt tarihi
: 27.05.07
 
 

Yaşayacağım yıllar yaşadıklarımdan daha az... Öyleyse "adam gibi yaşamalı" diye düşünüyorum. Kola..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster