Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '12

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
99
 

Umudu tüketmeyin

KÖY ENSTİTÜLERİ

satırbaşı çığlık

gün bayram değil 

 

 

Köy Enstitüleri, insanlaşma, uluslaşma yolunda attığımız önemli bir eğitim atılımıdır.Bunu, 1940 yılında 3803 sayılı yasayla yaşama geçirerek  yurdumuzun 21 yerleşim merkezinde yeşerttik.

 Köy Enstitüleri, kurulduğu günden başlayarak, yıkılması için açılan savaşa karşı sekiz yıl ayakta kalabildi. Bu kurumların kapatılması bugün ulusal duyuncumuzda kanayan bir yara olarak durmaktadır.

  Türk insanının uygarlaşma sürecinde yol almasını, yurttaş olma onuruna ulaşmasını istemeyen karalayıcılarca Köy Enstitüleri topa tutuldu. Bu kurumların “komünist” yuvaları olduğunu durmadan işlediler. Oysa, Cahit Külebi’nin bir şiirinde belirttiği gibi “kara göklerin yıldızı” olarak “yurdumuzu sabaha değin ışıtacaklardı”. Korkulan bu aydınlanmadan oluşacak verilerdi.Korkulan kültürdü, çağdaş eğitimdi, uygarlıktı, Atatürk ulusçuluğuydu!

 Bugün eğitimimizin çıkmazını ulus olarak yaşamaktayız. Toplumumuzda okuma yazma oranını yüzde yüz gerçekleştirmiş değiliz. Okullaşma oranımız da aynısı. Okullarımızda laik eğitimden uzaklaşır duruma düştük; öğrenciler, öğretmenler olayları, sorunları bilim dışı yöntem ve verilerle açıklıyorlar. Son yasal düzenlemeyle eğitim kesintiye uğratılıp dinselleştirmeye yönlendirildi. Eğitim süreci 4+4+4 aşamaları olarak adlandırıldı.Böylece okul öncesi eğitim kaldırıldı.İlkokul,ortaokul,lise aşamalarında süreklilik olmayacak. Çocuk beş yaşında başladığı ilkokulu dokuz yaşında bitirecek.Çocuğun erken başlayan eğitim yanlışı ilkokulu erken bitirerek de sürecek.Çocuk bedensel,beyinsel gelişimini tamamlamadan eğitim aşamalarını aşmaya çalışacak.

Eğitim sürecinde kimi ozan ve  yazarlarımızın yasakları delip okullarda ders kitaplarına  girebilmeleri onlarca yılı aldı. Oysa  UNESCO 2002 yılını Nazım Hikmet yılı olarak  kutladı.Sanat adamlarımızın değerlerini bilemedik.Kimisi tuzaklar kurularak öldürüldü, kimisi cezaevlerinde çürütüldü.

Eğitimimiz Atatürk döneminde başlayan devrimci atılımla laikleşti.İşte bu dönemde temelleri atılan Köy Enstitüleri okumanın bir erdem olduğunu  yoksul köy çocuklarına duyurdu. O çocuklar “Dünya Klasikleri”yle bu kurumlarda tanıştılar. Onları su içer gibi okudular.Dünyayı değiştirmek, eleştiri - özeleştiri birlikteliğini yaşama geçirmek, eğitimde insanı öne almak Köy Enstitülerinin temel görevi olmuştu.Ülkemizde aydınlanma başlamıştı. Bu bilinçte çocuklar yetiştirmek karalayıcıların işine gelmiyordu.Toprak ağaları kaygı duymaya başlamışlardı.

Toplumsal yürüyüşümüzde, yapılaşmamızda önemli görevler üstlenen Köy Enstitüleri  insanlaşma, uluslaşma sürecinde laik eğitimli yurttaşlar yetiştirecekti.Bu eğitim kurumları bu amaçla kurulmuştu.Köyden alınan köy çocukları gerekli eğitimi Köy Enstitülerinden alarak köylerine dönecekti. Köyü, köylüyü ekonomik, kültürel olarak bu çocuklar canlandıracaktı.Toprak ağaları dini çıkarları için kullanamayacak, köylüyü sömüremeyeceklerdi. Köylü kabuğunu kıracaktı.

Kıvançta, tasada bir olan, bunu duyan bireyler yetiştirmeyi amaçlayan bu eğitim kurumlarımız köy çocuklarını bilimle, sanatla tanıştırdı.Onların ufuklarını açtı.Yaşadığı toplumda haksızlıklara karşı baş eğmemeyi, kırsal alanın canlanmasını, kendi gücüne güvenmeyi bu kurumlar öğretmiştir insanımıza. Dünyanın önemli eğitimcilerinin bile hayran olduğu bu kurumları kuran Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç; oralardan çağdaş eğitim alarak çıkanlar onurumuz olmuştur. Fakir Baykurt, Osman Bolulu, Mehmet Başaran, Osman Şahin, Talip Apaydın, Ali Yüce, Mahmut Makal, Enver Atılgan, Bekir Semerci, Hüseyin Avni Tatar,  Hasan Kıyafet daha niceleri kültür ve yazın alanında yüz akımız olarak durmaktadırlar.

Köy Enstitüleri, sekiz yıl içinde 17.300 öğretmen, 1599 sağlık memuru, 209 Yüksek Köy Enstitülüyü amaçları doğrultusunda yetiştirmeyi başardı. Köy Enstitüleri insanımızın uygarlaşma sürecinde yol almasını, yurttaş olma onuruna ulaşmasını başaracaktı. Kökü, kökeni ne olursa olsun herkes Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmaktan onur duyacaktı.

Köy Enstitüleriyle başlayan bu süreç 1946’da kesintiye uğradı. Köy Enstitülerinin üretime dayanan, yaparak yaşarak öğrenme yöntemi okul programlarından çıkarıldı. Günümüzdeki düz liselerde olduğu gibi ezber öğretime geçildi. Köy Enstitülerine ilk baltayı yine bu kurumları açanlar vurdu.

Bu saldırılar durmadı.Köylünün kabuğunu kırmasından korkan toprak ağaları 1945’te TBMM’de Toprak Reformu Yasası görüşülürken baş kaldırdılar.CHP içinde bulunan ilerici, gerici kanat uzlaşmaz çelişkiye düştüler.Böylece CHP’den DP doğdu.DP 1950’de iktidara geldi.CHP’nin başlattığı Köy Enstitülere balta vurma işini DP 1954’te tamamladı.Köy Enstitülerini adlarıyla birlikte kapattı.

İşte Türkiye, 1950’den başlayan karşı eylemle Atatürk’ün temellerini attığı çağdaşlaşma, uygarlaşma yolundan saptı. Eğitim o günden başlayarak hızla dinselleştirildi. Eğitimde ulaştığımız bugünkü çıkmazın ilk harcı o günlerde konmuştu.İmam-Hatipler,Kuran Kursları hızla yayıldı.Ezanın Türkçe okunması yasaklandı.

Türkiye eğitimdeki bu sapmayla ekonomide de dışa bağımlı olma yolunda ilk adımını 1946’da attı. Bu borçlanma 1950’den sonra Marşal planıyla hızlanarak günümüzde sürüyor.Bugün 700 milyar dolara yaklaşan borçlanmayla karşı karşıyayız.Bu borçlanma eğitimizde de yabancı dille eğitim ayağını dayatmış bulunuyor.Bu gerçekküreselleşme adıyla tanımlanmaktadır.Bunu ülkeyi, ulusu eğitim ve ekonomik alanlarda ele geçirmek olarak adlandırabiliriz.Oktay Sinanoğlu, Hedef Türkiye adlı yapıtında bu gerçeği neden ve sonuçlarıyla ortaya koymaktadır.

İşte Köy Enstitülerini kapatanlar 3 Mart 1924’te yasalaşan Eğitimin Birliği Yasası’nın önerdiği, amaçladığı laik eğitimin yerine dinsel eğitimi kurmaya çalışıyorlar.Bu amaçları doğrultusunda aldıkları yol azımsanamaz. 

 Toplumumuzun her döneminde aydınlamacıların karşısına karanlık güçler dikilmiştir. Köy Enstitülerinin bıraktığı boş alanı başka bir kurum bugüne değin dolduramamıştır. Köy Enstitüleri’ni kapattılar, ama düşünsel yanını yok edemediler. Yetmiş iki yıldan bu yana her on yedi nisanlarda bu kurumlarımızın Atatürk’ün aydınlık yolunda ne büyük görevler yaptığını şimdi daha iyi anlıyoruz.

 

uslanmıyor yolunda

bitimsiz  acılar

 

  

Rıfat SOYDAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 988
Toplam yorum
: 307
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 676
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster