Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '09

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
367
 

Unutmamak

Unutmamak
 

Unutmamak, işte bütün mesele bu…

Hayatta mutluluğa giden yol hangi belediye sınırları içerisinde kalıyor acaba. Büyükşehir diyor ki, ben orada sadece kaldırım yaparım, semt belediyesi de benim gücümü aşar diyor. Olan yine o canım arabalara, arabaların içinde umutla yolculuk edenlere oluyor. Çukurlarda kasislerde oynayan cıvataların kalplerde oluşturduğu ritim bozuklukları…

Mutluluk bu yollarda hep trafiğe takılıyor sanki. Kasislerde yavaşlayan önümüzdeki konvoy bizi doğru zamanda gitmek istediğimiz yere ulaşmamıza istemeden de olsa engel oluyor. Bir bakıyorum yanımızdan eskortlar arasında birisi geçiyor, önemli biri gibi. Koruyorlar onu, yol açmaya çalışıyorlar ki, yetişsin. Vay be başkasının mutluluğu için çabalayan, ya da gerçekten ne için sağa sola hatta şuursuzca yukarılara bakan korumalar var. Ben ise tek başımayım. Ama çok iyi biliyorum ki, o arabanın içindeki “önemli şahsiyet” de korumalarına aşırı güveniyor, mutluluğu bu sanıyor bile olabilir. Aaa aklıma birden geldi, her şeyi Türkçeleştiriyoruz ama “VIP” hala geçerli. Nedenini de bulmuş olabilirim belki de bir ilk. “ÇÖŞ” ! Çok Önemli Şahsiyet” olmuyormuş gerçekten. Önemi artsa hele daha güzel oluyor,

“ÇÖÖÖŞ”. Mutluluğu ne sanıyorsunuz? Valla ÇÖŞ doğrusu…

Düşünmekten kendimi alamıyorum, hayatta geri alamayacağımız tek şey nedir? Somut olan şeylerden bahsediyorum. Doğum? Çaresi var, vicdani kayıp vermek şartıyla… Ama galiba cevap ölüm. Hiçbir çaresi yok, geri alamayacağımız tek durum, oluş… Herkesin bedenen yaşayacağı bu olguyu hep zor karşılamışızdır. Belki orada insanları çaresizlik bu kadar yıkıyor. Ucunda bir de “ölesiye özlemek ve özlem gideremeyecek olma”nın verdiği o korku var sanırım. Hiçbir telafisi yok. Bilseniz ki 10 yılınız var, her gün sevdiklerinizle yan yana uyusanız uyansanız, yine siz öldüğünüz gün o özlem içlerine düşecek. “Bucket List” filmini çoğumuz izlemişizdir. Ne kadar kaçtılar, nerelere tırmandılar ama yok… Giden belki de kurtuluyor bunu düşünmek bile hiçbir acıyı dindirmeye yetmiyor. Gözlerinizi kapattığınızda bu dünya da yıkılıyor, siz de belki bir devrimcinin sistemi yıktığı zamanki o mutluluğu hissediyorsunuz. Kim bilebilir.

Biz burada mutluluğa gazlıyoruz, çıkmaz yollara dalıyoruz, ters yöne sapıyoruz, bazen hatalı bile soluyoruz. Kalbimiz çarpıyor, yaklaşıyoruz sanıyoruz. Ama kolay mı sanıyorsunuz? Mutluluk köşe başındaki dürümcü mü? Yere mi yakın, gökyüzüne mi? Birinde mi biri mi almış?

Mutluluk bir oyun, bizi ayakta tutan… Bazılarımız ucundan tadıyor galiba, sonra da tüm çaba onu korumak için. Amerikan Başkanları mutluluk vaat ediyorlar vatandaşlarına, türlü maddelerle, vergiler, kürtaj hakkı, hybrid otomobiller…Bu kadar mı?

Önemli olan ne olduğumuzu ne olacağımızı unutmamak… Neyle değil en sonunda nasıl mutlu olacağımız. Umarım yanılmıyorumdur. Mutluluğu bize vermeyerek vahşet işlemiyorumdur. Birilerinin mutlu olduğunu düşünmek istiyorum canı gönülden.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Yeni mezun bir maden mühendisiyim. Yükseklisans yapıyorum. Bunun yanında, kalkınma antropolojisi, ci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster