Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
217
 

Uyuyamıyorum

Uyuyamıyorum yine. Yanımda uykusuzluk nöbetçim. Beni hep uyanık tutacak güya. Kim verdi ona bu görevi. Söylemiyor. Uyumak istediğimi biliyor. Bunun için ne kadar mücadele ettiğime tanık oluyor. Çok acımasız. Gözlerimin altı mor halkalar. Halka halka yayılıyor bütün bedenime yorgunluğum. Sabah sabah yine mahalle doktorundayım. Mor halkalarıma bakıyor mor mor. “Günaydın” diyor neden geldiğimi bile bile. Bana günaydın değil doktor hanım, bütün gece karanlıktaydım yine ondan bir önceki gece, bir önceki gece, her gece hep karanlıktı. Uykusuzluklarım açık renk. Sabahı bekliyoruz birlikte. Ben yine yorgun gündeyken uykum mutlaka bir yerde uyuyordur gizlice. Biliyorum da, nerede uyuyor bir tek onu bilemiyorum. Mutlaka gizli bir yeri vardır. Ama bulacağım onu, hangi kuytularda olduğunu, neden geceleri benimle paylaşmadığını öğreneceğim. Bunun için doktor hanım, bana yeni bir uyku ilacı verin, ondan habersiz.
 
Tuhaf tuhaf baktı doktor. “ Yatmadan önce kitap okuyun” dedi. Ama onlar da benimle uykusuz kalıyorlar, sonra bana çok kızıyorlar. İçlerinde bir Ahmet Bey var, hani karısının onu aldattığı. Çok sinirli Ahmet Bey; “Bırak artık beni sayfamda uyuyacağım” diyor. Hele o kırkıncı sayfadaki Ahmet’i aldatan Aylin tiz sesi ile öyle bağırıyor ki çok korkuyorum. Hem suçlu hem güçlü. Korkudan gecenin en kuytu köşesine saklanıyorum. İri yarı doktor, doktorlar böyle çok devasa bir bedende hastaları ezerler mi korkuturlar mı? Bugün korktum sanki  tanış olduğum bu doktordan. “Ilık sütü denediniz mi ya da bitki çaylarını ?” diye devam ediyor doktor. Uykusuzluğum için geldiğim doktorun bu kadar kilolu olduğunu yeni fark ediyorum. Ruhlar da bedenle orantılı mıdır acaba? Ruhu ne kadar büyüktür bir insanın? Kalbi yumruğu büyüklüğünde olan insanın ruhunu düşünüyorum. Benim ruhum minicik olmalı. Yumruk yapınca kalbim minicik geliyor elime. Bu kalp bunca uykusuzluğa dayanır mı? 
Sessizlik. 
Sessizlik mor halkalarda dalga dalga yayılıyor. 
“Denediniz mi?” 
“Neyi?”
“Bitki çaylarını!”
Ahh, evet ben bütün gece tarlalarda dolaşıyorum. Dikenli, dikensiz, yaprakları her renkte bütün otları, aslan pençelerini, sarı sabır otlarını, hepsini kucak kucak, hevenk hevenk topluyorum. Mavi, yeşil cezvelerde, mavi, kırmızı kantoronlar kaynatıyorum. Bütün ev ot kokuyor. Sonra renk renk sıvılar çıkıyor bedenimden, kırmızı terler, mavi kanlar, ama ben uyuyamıyorum.
Sonra sonra arta kalan otları bütün kınalı kuzulara yediriyorum. 
O kadar çoklar ki yerken onlar uyuyorlar onları rahat uyusunlar diye saymıyorum.   
“Sizin uykudan önce ruhunuzu dinlendirmeniz gerek.... O.A....çok iyi bir psikologtur, ücreti biraz pahalı ama ruhları muma çeviriyor” diyor gözümde gittikçe irileşen doktor. 
Muma çeviriyor, yakıyor yani. Kokulu otlardan sonra mum kokulu ruhum olacak, yanar yanar  biterim,  güzel diyorum. Ben bitince uykusuzluğum da bitecek, görsün bakalım. Mum olmak iyi gelebilir. Muma çevireceğim onu derler, tehdit vardır bir şekilde, işte ben de öyle diyeceğim.
“Mum edeceğim seni uykusuzluğum”
“Günaydın” diyor gün içinde başka bir doktor, kuşluk vakti olmuş zaman. “ Size günaydın olabilir ama benim gecelerim güne zor varıyor, uyuyamıyorum” diyorum.
“Niye uyuyamıyorsunuz?” 
“Ben de bunu sormak için size gelmiştim, niye uyuyamıyorum?”
Tuhaf tuhaf bakan doktordan sonra tuhaftan öte deli gibi bakan bir adam. Hafiften ürküyorum. Loş bir oda. Bir yabancı. Davacı ben, yanımda olmayan davalı uykusuzluğum. Tuhaf bir üçgendeyiz. Buz gibi mavi gözleri var, kanı da soğuktur ve mavidir muhtemelen.
Tınısı hoş olmayan bir sesle; “Ruhunuzu açın, soyunun rahatça” diyor. Ruhumu görebilir miyim, açılacak bir kapağı var mıdır?
Ruhlar ne giyinirler? Hangi renktedirler?  Siyah beyaz!
Ne bedenimi ne ruhumu soyunabilirim.
Uykusuzluğum ruhumla bana tuzak mı kuruyorlar?
Deli bu adam.
“Çabuk soyun seni yıkayacağım, sonra da çamaşır yıkayacağım” diyor annem. Hep çok işi vardı annemin. Göğüs uçlarım görünmesin diye iki kat katladığım fanilamın dikişlerini sökmeden olmaz. Annem görmeden onları sökmek için vakit yok. Niye yırtılıyor bu fanilalar diye soracak yine!  Yok çıkarmayacağım diyorum ama annem önce sıraya beni koymuş. Kardeşler sıra sıra yıkanacağız. Ayy su çok sıcak yandım, “tamam ılıştırıyorum” diyor anne. Bir kupa su daha boca oluyor başım üstünden. Şimdi de dondum. Kızıyor anne. Bir sıcak bir soğuk sular dökülüyor uzun saçlarımdan. Hayır bedenimi de ruhumu da kimselere soymayacağım. Teyel dikişli fanilamı da kimseye göstermeyeceğim. Ruhumun teyellerini de sana açamam tanımadığım mavi gözlü adam.
İlk seansın parasını ödeyip loş odadan dışarı çıkıyorum. Şimdilik karanlık bitiyor. Günün aydınlığı var akşama kadar. Eve gidip ben portakal soyacağım,  mis gibi portakal kokar ev, portakalı soydum baş ucuma koydum, gel gel uykum gel,  kendime ninni söyleyeceğim.
Uzanıyorum yatağıma mumya gibi. Binlerce mum yanıyor beynimde. Tütsü oluşuyor dağılıyor bütün eve. Kokulu mumlar. Annenin ninnisini duyuyorum sanki,  vakit bulduğunda söylediği, o derinden gelen kederli sesinden.
Gelincikler, papatyalar kocaman bir tarladayım. Anneme bir demet bunlardan toplamalıyım bu güzel ninnisi için.
 
Hem fanilalarımın neden yırtıldığını bilmediği teyel dikişlerini söylerim artık ona, anlayamamıştı bir türlü, artık merak etmezdi hiç olmazsa.
Zaten kimse kimseyi anlayamıyor daha doğrusu anlamaya çalışmıyor.
Mumlar tek tek sönüyor. Hafif bir rüzgarda bu ninni mi çağırdı, bu rüzgar mı aldı beni götürdü, bilmiyorum. Annemin son gittiği papatyalarla kaplı ya da kadife çiçekleri miydi tam seçemiyorum, kabri başında onun ruhuyla buluşuyorum. Öpüyorum taşını, yüzünü öpercesine, eli dokunuyor sanki   “Uyanık oduğuna üzülme güzel kızım, birlikte çok uyuyacağız burada” diyor.
Çocukken elimde ezip kokladığım kadife çiçeğinden bir tane veriyor annem.
Bütün mumlar sönmüş. Aramayacağım uykum, ben ve yalnız ruhum dönüyoruz eve.
Ve bütün ev portakal çiçeği kokuyor.
Derin bir uykudayım, evde miyim annemin yanında mı kaldım, bilmiyorum.  
 
 
11.2.2015 Kalamış
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 103
Kayıt tarihi
: 18.10.14
 
 

Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce bölümü ve Dil ve tarih Coğrafya Fakültesi Mezunuyum. MTA da Jeomo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster