Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
711
 

Yabancılarla ortak alanda yaşamak

Yabancılarla ortak alanda yaşamak
 

Kaya ile yemekte


Geçenlerde Fransız bir arkadaşımın akşam yemeğine davetliydim. Bir elinde İspanyol flamenko bir gitar, diğerinde enfes İtalyan şarabı, önünde Fransız krepi eşliğinde Kanadalı bir kızla sohbete dalan ve Amerika anıları paylaşan sempati kralı Kaya’yı seyre daldım. Etrafıma bakınıyor gene muzipçe gülümsüyor ve aklımdan geçenleri bir yerlere yazsam mı diye kâğıt kalem aranıyordum. Sonra kâğıt kalemi boşverip bir bardak da şarap alıp İtalyan arkadaşlarımla sohbete daldım. O günün bana düşündürdüklerini yazmak ise şimdiye kaldı.

İtalya’ya geldim geleli dünyanın birçok milletinden arkadaş edindim ve çoğuyla da ortak mekânları paylaştım. Hiç unutmuyorum Venedik’teki ilk gecemde Brezilyalı bir kız ile aynı odada kalmıştım. Birkaç mahcup gülümsemeden sonra tanışmış ve uzunca da sohbet etmiştik. Sevgilisi ile dünyayı gezen bu Brezilyalı bana ülkesinden güzel fotoğraflar göstermişti. Birlikte Brezilya şarkıları dinlemiştik. Türkiye’den geldiğimi duyunca “fantastico” “harika” demişti. Yabancılar için Türkiye denince elbette ilk akla gelen yer İstanbul daha sonra Kapadokya, Çanakkale ve Antalya oluyor. Buraları bilen nedense Türkiye’ye karşı ciddi bir sempati besliyor. Brezilyalı arkadaşım o günün anısına bana minik bir cüzdan hediye etti. Üzerinde Brezilya bayrağı vardı. Ben de ona bileğimdeki künyeyi.

O günden sonra yabancılar hayatımdan hiç eksik olmadı. Sırplı, Hırvat, Romen, Bulgar, Yunan, Arnavut, Makedon, İspanyol, İtalyan, Fransız, Afgan, Japon, İranlı, İsviçreli, Amerikalı, Gürcü, Türk, Kürt, Macar arkadaşlarım oldu. Ortak mekânlarda bazen çok iyi anlaştık, bazen çok ters düştük. Genellemeler yapıyorduk. İtalyanlar şöyleyken İspanyollar böyle oluyordu; Arnavutlar hepten farklı. Ortak paydada buluşuyorduk bir şekilde. Fakat bazen de aramızda ciddi restleşmeler oluyordu. Dünya politikaları sohbetlerin saatini uzatıyordu. Bir yandan da söylenemeyenlerin söylendiği, gerginliğin had safhaya çıktığı anlar yaşıyorduk.

Bir keresinde bir Afgan ve bir Amerikalı arkadaş ile sohbete koyulmuştuk. Amerikalı arkadaş, Türkiye iyi yolda, atılımlarınız fazla gibi yorumlarda bulunmuştu bana dönüp; ardından Afgan arkadaşa dönüp Afganistan’ın içinde bulunduğu durumun çok kaygı verici bulduğunu söylemişti. Afgan olan arkadaş ise ona dönüp;

“-Ne kadar da iyi niyetlisin, şimdi utandım bak. Oysa benim hiç aklıma gelmedi. Bir kere bile Amerika’nın içinde bulunduğu duruma kaygılanmadım. Ama biliyor musun? Amerika bizim için kaygılanmayı bıraktığında, bizim üzerimizden elini çektiğinde bizim için hiç kaygılanman gerekemeyecek.” -dedi.

Amerikalının yüzüne baktım ne cevap verecek diye; ama işi olduğunu belirtip kalkmayı tercih etti. Bazen içinizde birikenleri söyleyecek bir imkân bir anda karşınıza çıkar. Milyonlarca olumsuzluğu bir anda değiştiremezsiniz. Ama doğru olanı yapıp sorumluluğunuzu yerine getirmiş olmanın verdiği iç huzurla dolarsınız. Bir sonraki buluşmada söyleyeceğinizi söylemiş olmanın verdiği rahalıkla yeniden barış eli uzatırsınız. Öteki de empati yapacak zaman bulur ve bir sonraki karşılaşma anında uzatılan elin havada kalmadığını görürsünüz.

Böyle anılar biriktirdikçe ve biri gelip biri gittikçe anladım ki her birinden bana birşeyler kalmış. Birçok dil, din, gelenek ve alışkanlıklar görmüşüm ve zamanla bütün milletler kaybolmuş ve hepsi bir birey olmuş benim için. Bu kadar çok rengin olduğu yerde karmaşaya değil rengârenk gökkuşağına dönüşmüşüm.

Farklı milletlerden insanlarla bambaşka bir ülkede biraraya geldiğinizde kimse kimseden çok ya da az olmuyor. Herkesin bir diğerinden öğrenecek birşeyleri oluyor ve herkes birbirini ön yargısız kabul etmeye başlıyor. Ben oldum olası çevresinde minik bir dünya yaratanlardan oldum. Bütün yakın arkadaşlarım birbirini tanırlar ve severler; Çünkü hepsi ile birarada olmak bana müthiş haz verir. Bu huyumu İtalya’da da terk etmediğim için çoğu yabancı arkadaşımın da birbiriyle tanışmasına vesile oldum. Birbirinden farklı insanları bir araya getirmenin ve bir arada huzurlu olabilmenin birçok yolu olduğunu gördüm. Güzel bir akşam yemeği sohbeti ve ona eşlik eden müzik gibi. Sağduyulu ve önyargılardan uzak olununca ortaya çıkan zenginlikle mutlu olmak gerek; Çünkü bunu bulmak her zaman mümkün olmuyor.

Ne yazık ki yaşadığım yüzyıl itibariyle ne ülkemde ne de dünyanın başka bir memkeletinde “Farklılık zenginliktir. Bir arada bütün farklılıklarımıza rağmen huzurla yaşayalım” demenin ne kadar hayal ötesi bir istek olduğunu biliyorum; ama genel olarak üzerinde hep durduğum gibi yine kişisel çabanın, bazen tek tabanca olmanın, hatta biraz sivri olmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Çevremdeki onca kaosa, nefrete, cahilliğe rağmen hayalinin peşinden koşan Don Kişot olmak istiyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

canım benim ,gözlemlerin ve tespitlerin o kadar doğru ki ben de hep içimi yakan bu acıyı haykırsam da sessiz bir çığlık olup dağılıveriyor.buna rağmen umut içimizdeki hiç susmayan güvercin değil mi?YABANCIlığın olmadığı bir dünyada yaşamak umuduyla...

sanem gençer 
 04.10.2012 11:44
 

Yazının can alıcı yeri bence Afgan arkadaşınızın Amerikalı arkadaşımıza verdiği cevap olmuş. Keşke sadece yaşamak ve yaşatmak için uğraşsak, başkalarının üzerinden elimizi çeksek Afgan arkadaşınızın söylediği gibi, hem kişisel olarak hem milletler olarak, işte o zaman "YABANCILARLA ORTAK ALANDA YAŞAMAK" daha kolay, daha güzel olur ve daha mutlu bir yaşamamız olurdu. Eğer bu sağlanabilseydi "YABANCILARLA ORTAK ALAN DİYE" bir durumda olmazdı. Birbirini seven, koruyan, saygılı olan insanlar birbirine yabancı değildir bence, ayrı dilleri konuşsalar, ayrı yemekleri yeseler hatta aynı ortamı paylaşmasalar da.

ARAL 
 01.09.2012 11:48
 

İyi günler, ben seve seve sizin Pançonuz olurum. İnternasyonal okullarda ki anılarım geldi aklıma. İnsanlar her yerde aynıdır; emek,sağlık,huzur ve dostluk. Farklarımız ise hep zihinlerdedir; İnanç,dil ve bilgi. Burada ki "Bilgi" aslında birleştirici olmalıdır. Ancak menfaatler için nesillerin bilgisiz yetiştirilmesi ve tarihin yanlış aktarılması bizi birbirimizden uzaklaştirıyor. Gerçek tarih ve kapitalizme hizmet etmeyen bir eğitim sistemi İnsanlara İnsanlık bilincini aşılar. Sevgi ve saygılarla

Süleyman Akyürek 
 27.08.2012 11:20
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim. Yazıyı oldukça bütünledi.  27.08.2012 21:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 4687
Kayıt tarihi
: 25.10.11
 
 

Dr. Serap Mumcu Geronazzo, Padova Üniversitesi Tarih bölümünde doktoramı tamamladım. Tarih, Sanat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster