Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
657
 

Yaş yetmiş, iş bitmiş...

Yaş yetmiş, iş bitmiş...
 

Toplumumuzda insanların yaşlılığa bakış açısı çoğu zaman aynıdır. Nedir bu bakış açısı dediğimizde, şu cevaplarla karşılaşırız:

“Yaş yetmiş, iş bitmiş.”

“Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur.”

“Kırkından sonra azanı teneşir paklar.”

“Ununu elemiş eleğini asmış.”

Daha pek çok atasözü ya da özdeyiş bulabiliriz bu konuda. Hepsinin genel yargısı aynı; yaşlılık her şeyden elini ayağını çekme, bir köşede oturup suya sabuna dokunmama zamanı.

Gerçekten öyle midir? Yaşlandığımız zaman köşemize çekilip yalnızlığın keyfini doya doya çıkarmalı mıyız ya da geçmiş günleri düşünüp ölümü mü beklemeliyiz?

Yaşlanınca insanın elinden bir şey gelmez mi?

Yaşlılık insanların başkalarına muhtaç olduğu, başkası olmadan bir iş yapamayacağı bir dönem midir?

Aslında, yaş yetmiş olunca, işi bitiren insanın fiziksel doğası değil, bizim yaşlılığa ve en önemlisi dünyaya bakış açımız, yaşamı anlamlandırma biçimimizdir.

Çünkü yaşlılık, insanların en üretken oldukları, en yaratıcı düşündükleri ve bu özelliklerini de kullanabilecekleri en uygun yaş dönemidir. Ama bizim yaşlılığa bakış açımız, yaşlıların bu dönemde bir şeyler yapmalarını, istedikleri gibi davranmalarını engellemektedir.

Kırkından sonra azanı teneşir paklar sözü ise benim için gereksiz yere söylenmiş, çok saçma bir sözdür. Sanatsal anlamda bir şeyler yapmak, düşündüklerini uygulamaya geçirmek, hayatın tadını çıkarmak ne zamandan beri “azmak” olarak görülmektedir? Yoksa bu sözcüğü kullanmamızın nedeni, kırkından sonra insanın sevmeye hakkının olmaması mıdır? Sevmek belli bir yaşa mı özgüdür? Yaşlanınca insan sevme yeteneğini mi kaybetmeli, duygularını mı köreltmeli? Oysa güzel bir söz vardır bununla ilgili:

“Yaşlılık sizi aşka karşı korumaz ama aşk sizi yaşlanmaktan korur.”

Öyle güzel bir yaklaşımdır ki bu, herkesin kulağına küpe olmalıdır.

“Yaşlılık kötü bir alışkanlıktır.” Gerçekten de öyle değil midir? Hani kendimi on sekiz yaşında hissediyorum derler ya, işte bence herkes hissettiği yaştadır. Önemli olan yaşamın anlamını kavrayabilmektir. Geçip giden zamanları bir daha geri getiremeyeceğinin farkında olmak ve bunun için de zamanı boşa harcamamaktır.

Bana göre ise yaşlılık bize sunulmuş bir fırsattır. Koşuştururken, ekmek kavgası verirken harcadığımız yıllarda yapamadığımız, bir yana bıraktığımız hayallerimiz, uğraşlarımız için son şansımızdır.

Bir atasözü şöyle der: “Yaşlılık aptallar için kıştır, akıllılar için ise hasat zamanı.”

Bu yüzden yaşlılığa bakış açımızı değiştirmeliyiz. Köşesine çekilmiş, zamanını geçmişi düşünerek geçiren yaşlıların da bakış açısını değiştirmeliyiz. Çocuklarımıza, kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur sözünün önyargısını aşılamamalıyız.

Ve eğer bir gün bir yerde, cafcaflı elbiseler giymiş ya da yetmişinde aşık olmuş ya da hala eleği elinde un eleyen bir yaşlı görürsek, onu kınayacağımız yerde ellerine sarılıp tebrik etmeliyiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aynadaki biyolojik yaşlılık görüntüsü aynasız nasıl hissediliyor acaba ihtiyarlayınca, herhalde bir rahatsızlık olmayınca yaş akla gelmiyordur. Ancak Seksenlerden sonra biraz iş değişir gibi çünkü biyolojik yaşlılık fizyolojiye iyiden iyiye yansır, birmem doğrumu düşünüyorum. Mutlu bayramlar dileği ile sevgiler.

Nariçi 
 10.10.2007 1:40
 

Niyetim o son paragraftaki yaşlı gibi olmak ama!Kısmet! Felsefem şu"Vız gelir tırıs gider" .Bakalım becerebilirsem yaşayacağım o yılları. Olmazsa kıyameti koparırım.Büyük kıyameti. Bir umut bekliyorum bakalım.

Ahmet Balcı 
 01.10.2007 22:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 77
Toplam yorum
: 284
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 900
Kayıt tarihi
: 13.01.07
 
 

1979 Giresun doğumluyum. Kendimi bildim bileli kalabalığı sevmem. İnsanlara karşı mesafeliyimdir. He..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster