Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
347
 

Yaşama dair

Yaşama dair
 

Hayatınız devam ettikçe yakınlarınızı birer birer kaybetmeye başlıyorsunuz. Yaşanılan acılara Tanrı’nın takdiri olduğu, elimizden bir şey gelmediği için göğüs germeye çalışıyorsunuz. İçinizde tarif edilemez büyük bir boşluk oluşuyor, bu boşluğu nasıl dolduracağınızı bilemiyorsunuz. Kendinizi bu koskoca Dünya’da yapayalnız hissediyorsunuz. Her şey bir anda anlamını yitiriyor, sahip olduğunuz sorumluluklara bir yenileri ekleniyor. Bu sorumluluklar yüreğinize fazlasıyla ağırlık yapıyor, kendinizi çıkmaz bir sokakta hissedip panikliyor, yolunuzu yitirdiğinizi sanıyorsunuz ve hemen şu soru aklınıza geliyor: 

-Neden yaşıyoruz? 

Yaşam, Tanrı’nın bize verdiği çok kutsal bir armağandır. Onu en iyi, en doğru ve en olumlu şekilde yaşamak, bizim Tanrı’ya vereceğimiz armağandır. Doğada hiç durmadan dört mevsim yaşanır, doğa tekrar tekrar canlanır. Ancak insanlar bu mevsimleri ömürlerinde sadece bir defa yaşayabiliyorlar. Büyük felaketlere uğramayanlar da ne yazık ki bu mevsimlerin kıymetini bilemiyor, hayatı savurganca harcıyorlar. Sevgi dünyasında yaşamak yerine kin, öfke, nefret, kıskançlık, hile, hesaplaşma dünyasında yaşamayı yeğliyorlar. Oysa kalbimiz camdan, en ufak bir darbede kırılıp, unufak oluveriyor. Yapıştırmaya çalışsak da eski haline döndüremiyoruz. Tanrı kesinlikle bizleri ve evreni böyle bir dünyada yaşamamız için yaratmamıştır. O’nun yarattığı dünya sevgi dünyasıdır. 

Artık günümüzde birçok olanaklara sahibiz. Evimiz, arabamız, cep telefonlarımız, internetimiz var. Mutlu musunuz diye sorulduğunda acaba kaç kişi içtenlikle evet diyebilir? Bütün bu imkanlardan dolayı yalnız mısınız sorusuna evet cevabını verenlerin yüzdelik oranı acaba kaç olabilir? Gerçek sevgiyi, gerçek huzuru, gerçek mutluluğu ne yazık ki bulamıyoruz. Kendimi bildim bileli Kızılderililerin ve Aborjinlerin yaşam felsefelerine hayranlık duymuşumdur. Ailemizden genetik özelliklerimizi almakla birlikte, bizi yetiştirirken en çok birlikte olduğumuz kişilerin de farkında olmadan kişisel özelliklerini kendimize malediyoruz. Onların yaşam felsefelerini, kendi yaşam felsefemiz haline dönüştürüyoruz. Çevremizdeki kişilerle uyum sağlayamayınca da kendi kabuğumuza çekiliyor, yalnızlığa yöneliyoruz. 

Acaba yalnızlık mı duyarlılığı derinleştiriyor, ya da insan duyarlılığı arttığı için mi yalnızlığı tercih ediyor? Zaman en iyi ilaçtır, izleri kalsa bile büyük yaralarımızın kabuk tutmalarına olanak sağlamaktadır. Bugün artık pek fazla yalnızlık hissetmiyorum. Hayatıma şekil veren düşüncelerim, ulaşmam gereken hedeflerim, okuduğum kitaplarım, yapmaktan zevk aldığım uğraşılarım ve hepsinden önemlisi en değerli varlıklarım yani evlatlarım bana arkadaşlık ediyorlar. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 37
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1663
Kayıt tarihi
: 22.01.09
 
 

1986 Bolu Eğitim Yüksek Okulu Mezunuyum. Sınıf öğretmenliği yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster