Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Aralık '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
388
 

Yaşamın içinden

Yaşamın içinden
 

İlk kez karşılaşıyordu böyle bir durumla. Yirmi beş yıllık öğretmenlik yaşamında, acı tatlı bir çok anısı vardı. Ama bu durum çok farklıydı. İlk kez karşılaştığı bu durum karşısında ne yapacağını bilemiyordu. Beyni allak bullak olmuştu.

Yurt dışındaki Türk çocuklarının eğitimi için gönderilmişti, ülkesi tarafından Almanya’ya. Beş yıldan beri bu ülkede çalışıyordu.

O gün, iki ve üçüncü sınıflara dersi vardı. Öğrenciler, Alman sınıflarındaki derslerinden sonra programa göre, Türk Dili ve Kültürü Derslerine katılıyorlardı.

Sınıfa girdiğinde, çocukların çoğu henüz yerlerine oturmamışlardı. Sınıfta olağanüstü bir durum olduğu belliydi. Çocuklar, öğretmenlerinin geldiğini görünce hep bir ağızdan koro halinde: “Öğretmenim Ayşe’ye bak” diye bağırdılar.

Öğretmenin gözleri, Ayşe’nin oturduğu sıraya kaydı. Sıranın içinde kaybolmuş iki büklüm siyah giysiler içinde , başında türbanıyla biri oturuyordu. Bu Ayşe’ydi. Sıraya yapışmış gibi duruyor, gözlerini yere dikiyor, ağlamaklı haliyle kimseye bakamıyordu. Öğretmen şaşırıp kalmıştı.

Ne söyleyeceğini, nasıl söyleyeceğini, ne yapacağını bilemiyordu. Ayşe, gözlerini öğretmeninden kaçırıyor, arkadaşlarının hep Ona bakmasından büyük rahatsızlık duyuyordu.

Dokuz yaşındaki öğrencisi türbanlanmıştı. Boynunu içine çekmiş bir yumak halini almış durumunu hiç bozmuyor, hep yere bakmaya devam ediyordu.

Öğretmenin dili tutulmuştu sanki! Ayşe’yi düştüğü bu ruhsal durumdan nasıl kurtarabilirim diye düşünüyordu.

Tüm öğrencilerin gözü Ayşe’nin ve öğretmenin üzerindeydi. Öğretmenlerinin bu konudaki tavırlarını, söyleyeceği sözleri merakla bekledikleri kesindi.

Ayşe’nin daha önceki durumları gözünün önüne geldi. Bir gün Atatürk’ü anlatırken; ”öğretmenim, ben Atatürk’ü sevmiyorum” demişti. Neden, kızım diye sormuştu öğretmen. ”Atatürk, dinimize küfretmiş.” Diye cevap vermişti. Öğretmen sormadan, Ayşe; Kur’an kursuna gittiğini, orda ki hocanın bunları söylediğini eklemişti. Öğretmen , Almanya’ da bazı grupların Atatürk düşmanlığı yaptığını, çocukların beyinlerinin yıkandığını biliyordu. Bu gruplar Türkiye’ den gönderilen öğretmenlere de karşıydılar. Bu görevi de kendileri yapmak istiyorlardı.

Ayşe, Alman sınıfındaki dersinden sonra, Türkçe dersine katılmıştı, tüm arkadaşları gibi. Öğretmen, Ayşe'nin Alman sınıfındayken; durumunu düşünüyor, tahmin etmeye çalışıyordu. Ayşe gözlerini arkadaşlarından kaçırıp için için ağlamış mıydı. Bir an önce dersin bitmesini mi beklemişti. Ya Alman öğretmen ne yapmıştı bu değişiklik karşısında!

Öğretmen, ders süresi boyunca Ayşe’yle biraz daha fazla ilgilenerek, O'nu içinde bulunduğu ruhsal durumdan kurtarmanın yollarını düşünüyordu.

Öğretmenin bu konudaki girişimlerine, Ayşe sessizliğiyle yanıt veriyordu.

Dokuz yaşındaki Ayşe’ye ailesi tarafından zorla türban taktırıldığı belliydi. Öğretmen, Ayşe’nin ailesini tanıyordu. Babası sakallı, sarıklı genç bir insandı. Annesi de çarşaflı ve türbanlıydı. Ayşe’ nin ailesi ile bu konuyu görüşebilirdi. Öğretmenin bu konuda korkusu ve endişesi vardı.

Türkçe Derslerine devam mecburiyeti yoktu. Bu derslere katılmak gönüllülük esasına bağlıydı. Öğrenci velilerinin imzalı onayı gerekiyordu. Bu yüzden bu derslere öğrenci bulunmasın da büyük sıkıntılar yaşanıyordu.

Ayşe, Türkçe derslerini çok seviyor, hiç devamsızlık yapmıyordu, Öğretmenin, türban konusunu Ayşe’nin babasına anlatması çok zordu. Ayşe’nin babasının yapısını biliyordu. İnat olsun diye Ayşe’ yi Türkçe derslerine göndermeyebilirdi. Öğretmen, Ayşe’ yi kaybetmek istemiyordu. .

Öğretmen, o gün dersinin bitim anını düşündü. Ders bitiminde tüm öğrenciler, hızla sınıfı terk ederken Ayşe yavaşça yerinden kalkmıştı.

Yavaş yavaş kapıya yöneldiğinde, geriye dönmüş; öğretmeniyle göz göze gelmişti. ”İyi günler öğretmenim” sözcükleri dökülüvermişti dudaklarından ve kaybolup gitmişti koridorlarda.

Öğretmen, olduğu yerde kalakalmıştı bir süre, Ayşe’ nin bakışlarından öğretmenim kurtar beni bu durumdan demek istediğini anlamıştı. Gözlerinden çaresizlik gözyaşlarını silerek, çaresizce evinin yolunu tutmuştu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu Cumhuriyet rakı sofrasının başında kuruldu diye propaganda yapıyor bazıları şimdilerde. Yine doğanın mucizesi bitkilerden yapılan ve fazla içilmediği takdirde insanı rahatlatan, hatta bir süreliğine de olsa kişileri günlük sorunlardan uzaklaştırarak dimağını açan bir içeceği. Karşıt örnek verdiğin zamanda "hocanın dediğini tu, gittiği yola gitme" diyen ve her şeyi korku sanatına bağlayarak çözmek isteyenler. Elinize sağlık. Google' da bir araştırma yaparken rastladığım bu yazınız "konuyu saptırmadan" anlayabilene, anlamak isteyene çok şey anlatan örnek bir yazı. Sevgilerimle.

Ayrıntıda gezinmek 
 17.02.2008 18:14
Cevap :
Merhaba, Gerçek bir öyküydü yazdığım. Ne yazık ki blog sayfalarında fazla okunmadı. Sizin bu yazıyı bulup yorum yazmanıza sevindim. Çok teşekkür ediyor, saygı ve sevgilerimle esenlikler diliyorum.  17.02.2008 19:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1408
Toplam yorum
: 1907
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1040
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster