Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
993
 

Yaşlılar haftası

Yaşlılar haftası
 

"RESİM:ALINTI"


Bahar gibi taze, dipdiri, rengârenk, ilkyaz güneşi gibi sıcak, sarı, ışıltılıdır gençlik. Mevsimler değiştikçe, yıllar birbirini kovaladıkça yerini orta yaşa bırakır istemeye istemeye de olsa. Grileşir, hazan rengine bürünür hayat. Saydamlığını yitirip bulanıklaşır. Yaşamın getirdiği, birbiri ardına eklenen gündelik hayatın bitmek tükenmek bitmeyen gaileleri peşinde ilerlerken doludizgin ve fark etmezken gençliğin uçup gittiğini kış bastırıverir. Beli bükülür ayazdan günlerin, aklaşır saçları, tutmaz olur dizleri. Suyu çekilir bedenlerin kurumaya yüz tutar sonbahar yaprağı misali yavaş yavaş. Değişiklikler baş göstermeye başlar vücutlarda.

Uzak ve yakın gözlükleri, yüzdeki kırışıklıklar, saçlardaki beyazlar, ellere düşen kahverengi yaşlılık lekeleri, işitme yetisinin azalması, takma dişler, kemiklerin sızlaması, boyun kısalması, göbek bölgesinin yağlanması, paratoner gibi çekmesi yağmuru ağrıların, dizlerdeki çatır çutur sesler, feri kesilmiş ayakların fazla kilolarını taşımakta zorlanması, bir bastondan yardım almak.

Nüfus cüzdanının eskimesi, yılların yorgunluğunun kuvvetlice duyumsanması, hatıralara dalıp gitmeler, siyah beyaz fotoğraflarda o güzel günleri aramalar, takatten düşmekte olduğunu kabul etmekte zorlanırken bedeninin gönlünün genç kaldığının farkında olmak, hissettiğin yaştasın aldatmacaları, boyunca çocuklarının hatta torunlarının olması.

Yalnızlık, başladığın yere geri dönme korkusu, emeklilik, torun sevme, günlük iş akımı içinde koşturmaktan çocuklarının büyümesini kaçıranların torunlarını baldan tatlı addetmesi.

Aynalardan kaçmak, günlerinin azaldığını bilmek, ölümün çok yakınlarda kol gezdiğinin ayırtında olmak işte belki de bu nedenle dört elle tutunmak yaşama, her doğan günün hediye olduğuna inandırmak kendini.

Bedendeki, yüzdeki değişikliklerdir çığlık çığlığa haykıran her aynaya bakıldığında. Yaşlılığa imza atan kırışıklar, sarkan gıdıklar, buruşan eller, fırlayan morumsu damarlar bağırırlar durmadan. Lakin ruh asla ihtiyarlamaz. Hissettiği yaştadır gönül. En feci olanı ruhunuzun yapmak istediğini bedeninizdeki bir müşkülden dolayı yapamamanızdır.

Yaşlanmak güzeldir kendince. Yaşlanmak, yaşamaktır. Yaş almak tecrübeler biriktirmektedir. Gençler kulak asmasalar da nasihatlere gün gelip hak vereceklerini bilmektir gülümseyen sakin bakışların arkasından.

Hiç birimiz aynı kalmıyoruz. Doğanın kanununa riayet ederek doğuyor, büyüyor… Büyüyor, yaşlanıyor… Yaşlanıyor ve ölüyoruz. Yaşlanmak korku verir bazen insanlara. Nedensizdir elbet. Nefes alınan her anın iyisi kötüsü, eğrisi doğrusu, güzeli çirkini, zoru kolayı vardır, değil mi? Yaşlılık da zor zanaattır. Hareketlerin kısıtlanması, belki yaşam kalitesini düşüren hastalıklar. Bir söz vardır hani “Gençler bilseydi yaşlılar yapabilseydi.” diye. Ne doğrudur. Bilmenin ve yapabilmenin arasındaki ince çizgi. Yılların insana kattıkları, deneyimler, yaşanmışlıklar olası paylaşımlar. Önemli olan her yaşın hakkını vermek, vazgeçmemek hayattan, kopmamak, köşeye çekilip “Oğlum bana baksın, kızım gelsin.” düşüncelerinden arınmak, yaşama mücadelesine dâhil olmak tüm gücümüzle. Yurt dışındaki yaşlı çiftleri zaman zaman memleketimde gördüğümde imreniyorum. El ele, göz gözeler. Omuzlarında sırt çantaları, ayaklarında spor pabuçları. Tatilde, gezmedeler. Flört ediyorlar, aşk tazeliyorlar. Sonra bizim ülkemize bakıyorum. Yok denecek kadar az. Elbette ki ekonomik koşullarda önemli ama çok mu zor hayatı, sevgiyi paylaşmak, bir parka ya da deniz kenarındaki bir banka oturmak el ele, diz dize.

Hangi yaşta olunursa olunsun hayatı değerli kılacak, günü renklendirecek, boş zamanları dolduracak uğraşılar edinmek gerek. Belki bir sanat müziği korosuna katılmak, belki bulmaca çözmek, çeşit çeşit çiçekler yetiştirmek arka bahçede belki, belki resim yapmak, ebru teknesinin desenleriyle bütünleşmek belki de.

Yaş otuz beş yolun yarısı eder, der şair. Öyledir de. Çıkarız hayatın merdivenlerini otuz beş yaşımıza kadar. Sonra da başlarız inmeye. Kaçacak yer yoktur bu kulvarda eğer Allah ömür verdiyse.

Gençlik günlerimiz akıp giderken zamansızlıktan ertelemez miyiz pek çok şeyi? Emeklilik günlerimde yaparım diye ötelemez miyiz? Eee… O zaman? Zaman şimdidir. Kendinize dolu dolu vakit ayıracağınız başıboş günler gelip çatmıştır. Şimdiki aklımla on sekiz yaşında olsaydım, diye iç çekmek, yaşlılığa küsüp bir köşeye çekilip ölümü beklemek değildir yaşamak. Aldığınız yaşlara takılıp kalmadan hatta kaç yaşınızda olduğunu unutup yaşama katılmak, onun bir parçası olmaktır her nerede olursanız olun.

Zordur damadının, gelininin evinde yabancı olmak. Her ne kadar o ev oğlunun, kızının evi de olsa an olur fazlalık gibi hissedersin kendini. İnsan eti ağırdır. Ev üstüne ev olmaz. Görüşler, düşünceler farklıdır günden güne gelişen, değişen hayat yollarında. Belki yakınlarında bir daire ama aynı ev olmamalı. Kendi kendini idame ettirebildiğin sürece kendi evinde sürdürmelisin hayatını, karışan görüşen olmadan, kafana buyruk idame ettirmelisin hayatını. Yalnızlık can sıkıcı olabilir, haklısın. Kendi akranlarınla bir arada olmayı istemek en doğal hakkındır. İşte biraz da bu yüzdendir huzur evlerinin varlığı. Huzur Evi kelimesi içimizi sızlatsa, yüreğimizi burksa, düşüncelerimizi kamaştırsa, filmlere konu olsa da bir çıkış yoludur yalnızlıktan bıkanlar, yemeği önüne hazır gelsin, arkadaşlarım olsun diyenler için.

Her yaşın başka güzelliği vardır ve her yaşta ayaklarının üzerinde durabilmeli, güçlü olmalı, kendi kendine yetebilmelidir insan.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gençlik bahar yeli gibi, ne olduğunu anlamadan elimizden uçup gidiyor, tatlı esintisi yüreklerde kalıyor. Gönül hep genç olmak ister ama doğanın kanunu engel buna. Bir gün her insan yaşayacak bu dönemi. Bu sebeple anamızın, babamızın, dedemizin, ninemizin...kısaca tüm yaşlı insanımızın değerini yaşarken bilmek lazım. Enfes yorumunla gönlümü titrettin. Yüreğin dert görmesin, sevgi dolu günler senin olsun Papatyam.

SELVA89 
 21.03.2012 11:31
Cevap :
Güzel yorumların için sonsuz teşekkürler.Bugün bu sözlere ne kadar ihtiyacım olduğunu bilemezsin.İyi ki varsın.  21.03.2012 12:44
 

Merhaba Papatya 650,vefalı dost...Yaklaşık üç aydır sizlerden uzaktayım. Bir etkinlik ( Aşık Paşa ) dolayısıyla gittiğim kırşehir'de kalp krizi geçirdim. 25 Kasım 2011'de. Daha sonra Ankara'da ameliyat oldum.45 gün Ankara'da kaldıktan sonra ancak Söke'ye dönebildim.Bu arada beni arayan dostlarıma bir teşekkür borcum vardır. Yaşlılık konusunda yazdığınız nefis yazınızı ancak okuyabildim. Evet hepimiz yaşlanacağız.Çocukluk,gençlik, orta yaşlılık ve nihayet ihtiyarlık.. Bu doğanın bir kanunudur.Her yaşın güzel bir tarafı vardır...Diyeceğim oki yaşlılara saygılı olmak zorundayız. Birgün o günleri biz de yaşamış olacağız..Selamlar.Selamlar.

Abdülkadir Güler 
 08.03.2012 23:45
Cevap :
Çok geçmiş olsun Abdülkadir Bey. İnşallah bundan sonra sağlığınız hiç bozulmaz. Herşey insanlar için. Yorumunuz için teşekkür ederim.Doğanın gerçeği bu. Esen kalınız.  09.03.2012 11:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 747
Toplam yorum
: 1755
Toplam mesaj
: 225
Ort. okunma sayısı
: 748
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster