Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
2631
 

Yavuz Selim'in kin ve nefreti

Yavuz Selim'in kin ve nefreti
 

Ol çeşmeden,Gavur,Rum su içsin,Kürd içmesin diye yazan padişah


Yetki: Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarla yürütmeyi sağlayan hak selahiyet, mezuniyet. Peki nedir bu yetkiler; 

Yönetim yetkisi, Sorumluluk yetkisi, Denetim yetkisi, Görev yetkisi.

Her nekadar, bazıları kendilerini sınırsız yetkili zannetseler de esasen tüm yetkiler sınırlıdır.Bu yetkilerden herhangi birinde aksama, ihmal, keyfi tutum ve davranış var ise, toplumun bir kısmı bundan etkilenir. Özellikle bu yetkileri kullananların yüreklerinde insana/insanlara karşı nefret, garaz ve kin besleniyor ise bundan tüm toplum ülke ile birlikte etkilenir.

Peki yetkiler neden kötüye kullanılır:

Öncelikle Allah korkusundan mahrum  olmak, Merhamet ve vicdan yokluğu, Menfaat ve çıkar duygularının öne çıkması, Kalbin nefret, kin ve garazla dolması yetkilerin kötüye kullanılmasına yeterlidir.Yetkilinin iki dudağı arasından çıkan tek söz kişiyi/kişileri yıkar, kırar, tahrip eder.Yetkillerin kötüye kullanılması zulme, haksızlığa, yoksulluğa neden olur.

Çıkarsa Allah korkusu yürekten,

Tükenirse  vicdan ve merhamet,

Kalbe girdiyse kin, garaz ve nefret,

Kişinin tüm vücudunu sarmışsa gaflet,

Artık biter sultanlık, padişahlık,

Kattiyen makam olmaz delalet....

Böyle olanlar birine/birilerine karşı öç alma isteği ile yetkilerini kullanırken irinli, nefretli, garazlı, kinli hareket ederler. Bu hareketleriyle de insanların kalbini  kırarlar, yaralarlar, tahrip ederler, kişiyi/kişileri tamiri imkansız bir çok zararlarla başbaşa bırakırlar. Milyonlarca kalp kırılıp, tahrip olduğu gibi milyonlarca sağlam ve muhkem yaşam da çekilmez bir hal alır. 

Yunus Emre ne güzel söylemiş.

” Adımız miskindir, Düşmanımız kindir”

Bir toplumun fertleri ellerindeki iğne ucu kadar yetkilerini hep kötüye kullanıyor ise o toplum ilerleyemez, ileriye gitmeyi hak edemez. Kin ve nefretin tohumları çabuk büyür, her taraf dikenli dal budak olur. Bağ ve bahçenin tümü zarar görür, gelişme engellenir,verim düşer. Dallar kırılır, çiçekler solar, yapraklar sararır. Bağ ve bahçe kurur.

Bakın bir çeşme tahrip oldu diye neler olmuş. Ama günümüzde binlerce çeşme tahrip oluyor hiç kimse ses çıkarmıyor yada çıkaramıyor.

Yavuz Sultan Selim Ridaniye seferine giderken hayrat olarak Muş’ta yaptırdığı çeşmeyi dönüşte harap vaziyette bulmuş;

Bunun üzerine de aşağıdaki mısraları kendisi kaleme aldırarak çeşmenin üzerine yazdırmıştır.

Kürde fırsat verme Ya Rab/Dehre Sultan olmasın/Ayağını çarık sıksın/Başanı bit yesin,

Karnı bile doymasın/Vur sopayı al haracı/Asla iflah olmasın/Ol  bu çeşmeden Gavur içsin/

Rum içsin/Kürde nasip olmasın/Vasiyetim oldur kim/Kürd bin kere yalvarsın/İnanma, kanma/

Yakana bit/kapına Kürd dadandırma....

Yavuz Selim Efendi  siz unutun o devri,

Haberiniz varmı? Gelin görün şimdiki devri,

Bu devirde devletin temelleri,

İnsanların yürekleri tahrip ediliyor.

Tahrip edilen çeşme bu devirde tahrip edilenlerin yanında miskalde zerre kalır. Yavuz Selim Efendi  gelde şimdi Türkler tarafından  yapılan tahribatları gör de bakalım hangi kasideleri yazarsın.

Bir Çeşmenin tahrip edilmesi nedeniyle neler yazılmış, neler. Yavuz Selim Efendi, dilediğiniz beddualar makamda kabul gördü. Nakış oldu, kalplerde, silinmiyor, sökülmüyor. yüreklerden.

Sizden sonra  Allah korkusundan yoksun, menfaat ve çıkar düşkünleri, merhametsiz ve vicdansız güçler nice temelleri tahrip etti, nice yetkileri kötüye kullandı.  

Benim anam, babam Kürd değildi. Onların tohumu olarak bende Kürd değilim. Evet Doğuda doğmuşum, civan yaşıma kadar doğuda büyümüşüm sonra Akdeniz kıyılarına varmışım,

Gavur ve Rum olmadığıma göre Türk’üm.

Bir Türk olarak Yavuz Selim Efendi sizin çeşmeye yazdırdığınız kinli, irinli, Rum ve Gavur’a bile değiştirmediğiniz Kürd beddualı dizelerinizi şiddetle kınıyorum.

Hayatta olsaydınız sizden davacı olurdum. Göçtüğünüze göre şikayetim ve davam mahşere kalsın. Ben bir Yavuz Selim Efendi olamadım lakin bir biçare oldum. Benimde şöyle bir bedduam var.

Ya Rab,

Yüreğinde gizli, irinli nefretli, kinli garazlı, ayırımcı düşünceler taşıyan / Binlerce kalbi kırıp tahrip eden / Sağlam hayatların yıkılmasına neden olan / Hiç bir Türk’e makam, mevki ve yetki, nasip ve ihsan etme / Yüreğine kurtlu yaralar yerleşsin / Sağlığını içten çökertsin / Bedenini kurtlar yesin, İçindeki kini, nefreti bitirsin / Vücudu göz,göz yaralar sarsın / Tıp dünyası çaresiz kalsın,

Yetkilerini kötü emeller uğruna kullananlara, derman deva, çare, bulunmasın.  

İşte böyle Yavuz Selim Efendi. Benim beddualarım bunlar, kabul görürmü bilmem.Sizin beddualarınız kabul oldu.Tüm fırsatlar Türklere verildi. Türkler de yetkilerini, kirli menfaatler uğruna feda ettiler/ ediyorlar. Milyonlarca kalbi kırıp tahrip ediyorlar. Sizin yaptırdığınız ve tahrip olan çeşme hiç bir kalb kadar ve bu Ülkenin temelleri kadar kıymetli değildir.

Bir çeşmenin tahrip edilmesi üzerine yazdıklarınızın hangi hedefe varacağınıamacını ve maksatını siz dahi bilemediniz. Ne çare ki kalbe girdiyse kin, garaz ve nefret, artık ne Sultanlık, ne Padişahlık ne de Makam olmaz  delalet. Bunları bilseydiniz o mısraları yazmazdınız.

Kıymetli okurlarımıza saygılar sunuyorum.

Mehmet BURAKGAZİ / MERSİN                 

Tülay EKER, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerek yazınızı gerekse de yorumları okudum. Farklı bir bakış açısı. Mahşeri unutmak kula hata getirir. Dua biliriz ki bedduanın önündedir. Allah ıslah etsin demek daha doğrudur. Lakin bir gerçek vardır ki yöneticiler adil olmak zorundadır. Şunu da unutmamak gerek Osmanlı hanedanı sütten çıkmış ak kaşık değillerdir. Saygılar...

hssensoz 
 13.07.2013 11:38
Cevap :
Kıymetli Selçuk Efendi: Saygıya layık Doktor; Yazımızın esas gayesi makam ve mevki sahipleri,elinde yetki bulunduranların yetkilerini kötüye kullanması, özellikle yüreklerinde kin,nefret ve garaz olanların Ülkeye,verdikleri zararlar dile getirilmeye çalışıldı.Kin,garaz ve nefret derken Yavuz Sultan Selim'in çeşmeye yazdığı dizeleri örnek aldım.Yavuz'un bu dizeleri yazıp yazmadığını ben bilemem orada yazılı olduğuna göre ben daha önce okumuştum ve buraya derc ettim.Bazı yorumcularımız yazmamış diyorlar.Yazmamış ise birileri çıksın bunu yalanlasın yazılmadığı kanıtlansın inanın çok sevinirim.Yoksa benim Ne yavuzla,Ne sultanla hiç bir ilgim yoktur.Kin,garaz ve nefret bizi parçalara bölmüş ona üzülüyorum.Selam ve saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.onun   13.07.2013 13:49
 

Âcizane iki tarihi ismin son zamanlarda çok tartışıldığını görüyorum, biri Yavuz Sultan Selim, diğeri de Mustafa Kemal Atatürk. Buna dair yorumum da kısaca şudur: Biri, Ortadoğu’ya dört asırlık az çok huzur getirecek bir harekâtın önderi olmuştur, diğeri de 13 Kasım 1918 tarihinde Suriye Cephesi’nden dönüp Kurtuluş Savaşımızı başlatan ve aynı zamanda da devlet kurucumuzdur. Korkarım bu gidişat, dış gelişmeleri de dikkatle ele alıp incelediğimizde, tarihin bir kez daha tekerrür etmesine yol açacaktır. 28 Haziran 2013 tarihli “Bir anı ve hâlihazırda yaşadığımız gerçeklik…” başlıklı yazımı okursanız sevinirim, görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…

Rıza Üsküdar 
 10.07.2013 17:58
Cevap :
Kıymetli Rıza Üsküdar (Anadolu'm ayağa kalkarken )Sizin tarihi bilgileriniz derya misali onu biliyorum.Yavuz Sultan Selim bu günlerde tahmin edersem adının köprüye verilmesi üzerine daha çok gündeme geldi.Mustafa Kemal Atatürk ise ezelden beri gündemde. Yavuz Sultan selim'in hayatı daha çok akraba öldürmeleriyle de yazılarda geçiyor.Genç bir Padişah,50 yaşında vefat etmiş. Vatanımıza kattığı topraklar belli,ama sonuçta o topraklar tekrar elimizden alınmış.İnsanoğlu beşerdir hata her kes için geçerli. Atatürk'ün hayatı ise yeni nesillere çok okutulduğu için, anlatıldığı için akıllarda kalmıştır." Bir anı ve hali hazırda yaşadığımız gençlik " isimli yazınızı okuyup size döneceğim.Selam ve saygılar sunuyorum.Yüce Allah'a emanetsiniz sağlık ve mutluluk diliyorum.   10.07.2013 18:20
 

Mehmet Bey, düşüncelerinize saygılıyım, ne var ki yazınızın merkezine aldığınız dizelerin ispatını başkalarından beklemek doğru değildir. Kendi adıma doğru gördüklerimi yazıyorum, çoğu da yorumdan ibaret. Tarihi bir gerçeklikse kaynakta vermeye çalışıyorum. Tarihe yön vermişlerin sütten çıkmış ak kaşık olduğunu düşünmüyorum; ama kaynağı belli olmayan bir bilgiyi paylaşmakta doğru değildir. Tarihi yaşanmışlıkları, olabildiğince doğru bilgilerle anlamak zorundayız, geçmişten bugüne çatışma malzemesi üretmek geleceğe ilişkin kaygılarımızı artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Velev ki bu dizeler Yavuz Sultan Selim’e ait bile olsa. Peygamberimiz kendine ve Müslümanlara zulmeden nice ismi affetmemiş mi?

Rıza Üsküdar 
 10.07.2013 17:56
 

Görüşlerinize katılıyor, beddualarınıza, daha doğrusu hiçbir bedduaya katılmıyorum. Yavuz'a atfedilen dizeler, ona ait olabilir mi? Hem Yılmaz Öztuna'nın, hem de Hammer'in Osmanlı tarihi'nde böyle bir vakaya ve şiire rastlamadım. Bir de şair gözüyle şiire bakar mısınız? DİLİ, 16'ncı yüzyıl saray ve saray çevresi diline benziyor mu? Uyuyor mu? Çok şüpheliyim. Bu iddiada bulunanlar kaynak da göstermeli... Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 10.07.2013 11:04
Cevap :
Kıymetli İsmail Hakkı CENGİZ: Bakıyorum Yavuz Selim Efendi ikimizin arasını açmaya başlamış.Benim duam sebepsiz değildir. Diyorum ki Ya Rab, Yüreğinde kin,nefret,garaz taşıyan hiç bir Türk'e Makam,mevki ve yetki ihsan etme.Kinli,garazlı ve nefretli makam ve mevki sahipleri başımıza neler getiriyorlar.Evet Dil 16.ncı yüzyıl saray ve çevre erkanı diline benzemiyor yer yer benzerlik de var.Ancak çoğu sonraki dilden türemiş sözcükler. Benim kaynağım google,.Hayret sanki bu güne kadar kimse bunu dile getirmedi.İsmail bey lütfen Yavuz Selim Efendi aramızı açmasın.Selam ve saygılar sunuyorum.gözlerinizden öpüyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.   10.07.2013 18:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 608
Toplam yorum
: 7071
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2059
Kayıt tarihi
: 12.04.12
 
 

Bingöl'de, Baharın son ayında, ikindi üzeri un ambarı (kiler) arkasında, ebesiz, hemşiresiz, Emin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster