Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '10

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
552
 

Yazmak ve eleştirilmek

Yazmak ve yazdığını yayımlamak kamusal bir iştir.

Kamusal olan, özel olmayandır. Özel olan, kişinin kendi izin verdiği ya da izin aldığı başka kişilerle olan kendi seçimi ya da onayı yolunda ortaya çıkan yapıp etmeleridir. Kamusal olan ise bunun dışında kalandır. Yani biz kamusal alanda yapıp etmelerimizi bizle hiçbir izin ya da onay ya da tercih bağlantısı taşımayan kişilerle gerçekleştiririz.

Yazı yazıp bunu yayınlıyorsak, temelinde, özel olana ilişkin bir noktadan kamusal olana doğru bir iş yapmış oluruz.

Yazı yazıp, bunu okuması için belli birine vermek özel olana aittir. Ama bunu yayınlamak onu herkese açık hale getirmek, yani kamusal hale getirmek demektir.

Bu işi, ister gerçek adımızla, ister müstear adımızla, isterse nickimizle yapalım, kamusallığı değişmez.

Kamusal bir iş yapıyor olmamız nedeni ile yaptığımız bu işe yönelik olarak başka bir kişinin davranışına ne izin verebiliriz, ne de bu davranışı kısıtlayabiliriz.

Onun üzerine isteyen istediğini söyler, yazar, çizer. Kimi över, kimi yerer. Bu meşru normaldir. Meşru olan ama normal olmayan yalakalık derecesinde övmek ile yok etmek derecesinde yermektir. Ama bunlar da meşrudur. Yani, 'sen benim yazımı niye bu kadar ağır sert eleştirdin" demek, özel olan ile kamusal olanı karıştırmak demektir.

Yazar sadece kamusal düzlemde itiraz edebilir, o da kamusal hukuku belirleyen gücün koymuş olduğu kurallardır. Bu ise, herhalde, sadece hakaret düzeyindeki sözlerdir. Ki, aslında o da muğlak bir durum, çünkü neyin hakaret, neyin eleştiri olduğu net çizgilerle ayrılan bir şey değil.

Bence şöyle bir ayrım olabilir: Nesne üzerinden kişiye yönelen (ad hominem) eleştiri ya da kötü söz hakarete bahis konudur. Nesnesine bağlı kaldıkça eleştirinin dilini ve alanını daha geniş tutmak gerekir. Aksi takdirde, eleştiren kişinin eleştirme tarzının özgürlüğüne ipotek konmuş olur: Yazarın istediği bir dili kullanarak eleştirmek zorunda bırakılır, ki bu zaten kamusal alan açısından yanlıştır.

Bu nedenle yazımıza yönelik sert eleştirel bir tepkinin olanağı da vardır, hakkı da vardır, ayrıca yazımızın buna müstehakı da olabilir.

Eleştiri demişken garip bir pratiği de söylemek gerekir. Herhalde yüz kişiye sorsak, 'eleştiri nasıl bir şeydir, iyi midir, kötü müdür?' diye, herhalde %90'ı iyi bir şey olduğunu söyler. Ama bu aynı yüz kişinin yaptığı bir işi eleştirsek, herhalde aynı oranda da, yaptığımız bu eleştiriyi kaldıramama durumu ortaya çıkar.

Bunun gerisinde tipik bir benmerkezci övülme, şişirilme duygusu vardır. Övülen bunun gerçek olup olmadığına bakmaz, işte ne güzel övülüyor. Zaten daha ne isterdi ki! Yazıyı niye yazdıydı ki! Aynısı sert eleştiri için de geçerlidir. Ama tersinden. Bu adam, bana giydirmiş, acaba niye? Gerçekten yazım eleştiriyi hak ediyor mu? Bunu eleştirenin lafzına bakmadan, bu şekilde soran kaç kişi olabilir? Herhalde hiç. Bana kalırsa, her ne türden olursa olsun gelen eleştiriyi kaldıramayan kişi aslında, yaptığı işi amaç olarak değil de araç olarak yapıyordur. Yani, başka türlü tatminlere ulaşmak için araç olarak kullanıyordur. Ya da daha yaptığı işin henüz toyudur. Yaptığı işi araç olarak değil de, amaç olarak yapan kişi, kendisine gelen övgüdeki olumsuzluğu, kandırmacayı, ya da kendine gelen eleştirideki olumluluğu, gerçekliği görmeye çalışır.

Tabi eleştirilenin de elini kolunu fazla bağlamayalım. Çünkü, okuduğunu anlamayan, angajmanlı, bilgisi yeterli olmadığı için fikri yeterli olmayan, bütün bunlardan musdarip olduğu halde bi de kötü niyetli olan eleştiri vardır. Ama olsun bu da haktır. Çünkü bunun böyle olduğunu düşünen sensin, ama gerçekte öyle olup olmadığını bilemezsin.

Yayımlanmış yazının kamusallığı yitmez. Yazdıysan, feedback'e kapıyı ardına kadar açmışsındır, ki zaten açmıyor idiysen, yayımlamaman gerekirdi. Beğenmiyorsan, şikayet etmek yerine cevap verme hakkı kullanılır.

Bir kaç aforizma uydurayım:

İyi övgü, kötü eleştiriden daha tehlikelidir.

Eleştirisiz yazı, rüzgarsız yelkenli gibidir.

Övgü iyi gündeki dost, eleştiri kötü gündeki dost gibidir.

Eleştiriye katlanamayan yazar okunmaya katlanılamayan yazardır..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kamusal olan, kişisel tercihlerimizin ötesindeki ilişkiler alanıdır dedik. Ve bu herkese açık olmak anlamına geliyor. Kamusal alanın ayrıcalığı nedir diye düşününce şunu demek gerekiyor. Kamusal alana giren bir şey, artık sahibinin olmaktan çıkıyor olmalıdır. Hem sahibine ait ama hem de değil. Kamusal alan her insanın sorumluluk alanına girer. Çünkü oradaki her şey diğer bireylerin varoluşunu etkiler. Kamusal alanın önemi burdan geliyor. Kamusal alandaki 'kötü' bir şeye iyi demek, vicdani suçtur. 'İyi' bir şeye kötü demek de vicdani suçtur. Kötüye iyi diyene yaptığının kötü olduğunu söylememek de vicdanen suçtur. Çünkü kamusal olan herkesi etkileyecek bir konuma ve iddiaya sahiptir. Bunun karşısında kayıtsız kalınamaz. Toplumsal sözleşme denen şey de, bu kamusal alanın kural, ilke ve normlarını belirleyen uzlaşımlar düzenidir. ama bugünkü diktacılar gibi halk ne isterse o olur değil, evrensel insan değerleriyle halkın istediğini bağdaştıran düzen olarak.

Erdal Aydın 
 07.07.2010 19:36
 

Ufuk açıcı bir makaleydi. Aforizmalarınız tam yerine oturmuş. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 07.07.2010 10:08
Cevap :
Sağolun. İyi okumalar ve okunmalar.  07.07.2010 11:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 466
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 973
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster