Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1207
 

Yeni ölüm tarifleri

Yeni ölüm tarifleri
 


Herkese ayak uydurmak için var olanlar, bir yerlerde “doğru” yapıyor demektir. Çünkü sistemin kuralı budur. Sistemi karşılarına almak istemeyenler böyle yapar. Böyle biri, her koşulda yüzünde yeni bir tarifle dolaşır.

Yağmurda ıslanarak yürümek, anılarını bir çıkmaz sokakta bırakmak, tanımlanamayacak kadar derin acıları olmak, yapılan haksızlıklara birilerini tanık göstermek, birilerinden bir takım davranışları hiç ummamak, kalbi tutmak, tansiyonu yükselmek, dersini almak, söylenenlere bir daha inanmamak, midesi kaldırmamak, hep haksızlığa uğrayan olmak, dostlarını kendi sıkıntılarıyla üzmek ve bunun için bağışlanma dilemek, canına okunmak... daha yüzlercesi!..

Her gün, her yeni koşulda yeni bir ölüm tarifi... Bir kapı kapanmadan öteki kapı açılır. Her yeni kapı açılmasında bir önceki kapının ardında kalan yaşam öldürülür. Çünkü kapitalizm öldürür. İnsanı da, alışkanlıkları da, birlikte yaşamı da... Kapitalizm, komün yaşama karşıdır. Ben merkezcidir. Bölüşmeci değil, bölünmecidir. Çok kişi bir arada barınamaz, tartışamaz, anlaşamaz. Hatta kavga bile edemez. Mutlaka önce ikiye.. sonra yine ikiye.. ve sonunda yine iki kişiye bölünmek zorundadır. Son ikili de bir tür komün olduğu için, kapitalizm buna da izin vermez. Son iki kişi de ikiye bölününce, tekil insana kadar bölünmüş olur toplum.

Tekil insan, sistemi karşısına almak istemiyorsa, yüzünde yeni ölüm tarifleri ile dolaşmaya başlar. Kendine benzemeyen insan karşısında takındığı bir önceki halini, her kendine benzemeyen insan karşısında tekrar tekrar öldürür...
Aynı şekilde, her öldürmenin ardından, yeni konumuna uygun yeni insan tarifleri yapıştırır suratına.

İnsan türü birbirine çok az benzediği için, bir gruplandırmaya, sonunda bir sınıflandırmaya gidilir. Sarıları, karaları, kızılları, beyazları bir araya toplayalım da biraz benzerlik olsun bari aramızda, denir.

Arkası gelir bu ayrımcılığın..Varsıllarla yoksullar, bilginlerle cahiller, akıllılarla aptallar, iyilerle kötüler, güzellerle çirkinler.. güçlülerle zayıflar.. bu karşıtlık listesi uzar gider.

Hayvanlarda yok böyle bir ayrım. İnsanların kuaföre götürüp, giydirip süsledikleri, kurdeleler taktıkları köpekleri, kedileri saymazsak, hayvanlar oldukça eşit varlıklar. Tabi, polis köpekleriyle cankurtaran köpeklerini insanların şartlandırmayla eğittiklerini unutmamalı.

Kapitalizmin kıskıvrak esir aldığı insan, hangi yüzünün haklı çıktığının derdine düşer çoğu zaman. Tek kişilik körebe oyunları sürer insanlar arasında. Yiten de arayan da, gizlenen de aynı kişi!.. Giderek direnci kırılır, birey olmanın yerini bireysellik alır ve gerçeği yalnızlığında arar insan.

Doğal ki bulamaz.

Hiç yaşanmamış duygulara çok aşınmış, aşındırılmış adlar konur. Hani hayatı boyunca hep korkmuş.. korkutulmuş insanlar yeni doğan çocuklarına “Kahraman... Yiğit...Cenk.. Mert..” gibi adlar koymak isterler ya, aynen böyle işte. Yüreği buz tutmuş insanlar yazar en coşkulu aşk şiirlerini!..

Aşk.. uluorta söylenmez ki.. Zaten aşk söylenmez ki.. Aşkın gözü kör, kulağı sağırdır, en çok da dilsizdir aşk!..

Aşk ölümsüzdür. Soyut olan her şey gibi... Kapitalizm aşkı da metalaştırır, ele ayağa, dile düşürür. Hiç yaşanmamış aşkları önlerine katıp koyun gibi güder sözcükler!.. Oysa aşk hiç bitmez. Aşkın yarası, aşkın öteki yarısı ile sarılır, sarmalanır... aşk ne sağalır, ne de azalır!.. “Bu aşk bitti!” söylemleri, içinde barındırdığı bütün kavramların içini boşaltan, bütün kavramları tüketen kapitalizme aittir.

Ruhsal yıkımlarla sonuçlanan iki kişilik tutku aşk değil, bir tür faşizmdir. Bir tür iktidar savaşı da denebilir buna. Bitmez tükenmez kavgalar ya da terk edişlerle cezalandırmalar, faşizmin alt basamaklarından değil de nedir?

Dünyayı kendisinin döndürdüğünü sanacak kadar bencilleştiriyorsa aşk insanı, bu da kapitalist sistemin aşk yemli tuzaklarından biri olsa gerek.

Yeni ölüm tarifleri okunur “bitmiş aşklar” yaşayanların gözlerinde. Kıvılcım saçan bakışlar donuklaşmış, ürkek.. incinmiş bakışlara dönüşmüştür. Biten duygunun bir “bitmiş aşk” olduğunu söyleyip, aşkı yeniden tarife kalkışır dudaklar. Biten aşk değildir oysa. Aşk hiç var olmamış, çok uzaklardan izlemiştir olup biteni. Biten, yalnızca arzulardır.

Aşk bitmez. Dostlukların da bitmediği gibi..

“Dostlar” arasında biten de dostluk değil, yalnızca kapitalizmin yaptırımı olan çıkarlardır. Burada tırnak içine alınan sözcük, dostluk postuna bürünmüş binlerce yanılsamadan biridir.

Yanılmaların ardı arkası kesilmez kapitalizmde. “Yanılmışım” sözü sıkça duyulur. Her yanılma, yeni bir ölüm tarifidir. Dost denen kişinin kafadaki görüntüsü öldürülmüş, yerine yeni bir tarif getirilmiştir. Arapça kökenli sözcükler yerine Türkçe sözcükler kullanmaya çalıştığım halde, “tarif” yerine “tanım” sözcüğünü kullanmak istemedim baştan beri. Tarifin kendisi yanılmaya, yanıltmaya açık bir sözcük. Bazen biri size yol tarif eder, deniz kıyısı yerine kendinizi tünel girişinde bulursunuz, ya da ormanda. Oysa tanım, daha ayakları yere basan bir sözcük. “Yeni ölüm tarifleri” ise, sıkça değişime açık davranışlar oluyor.

Kapitalizm, suçları yüklenmeye yanaşmaz. Böylece gerçeğe ulaşmak başka baharlara kalır. Suç, bireyindir bu sistemde. Dünyaya sataşan bireydir. Dünya ise sütten çıkmış ak kaşık! Dünya, kapitalist sistemin giydiği bir palto!.. Kolları eprimiş, eski mi eski, rengi solmuş, yırtık pırtık bir palto... Ama bu eskimişliği de kitabına uydurur kapitalist. Yırtık pırtık blucinlerle yetinmez, bir de bu mallara uygun yırtık pırtık müzikler üretir ve kaşla göz arasında yoksulluğun gerçek anlamına yeni bir ölüm tarifi yapıp, yoksulluğu yeni tarifiyle pazara sürer.

“Dünyaya sataşan birey” yeni yöntemler bulur bu yeni ölüm tarifleri içinde.. Sataştığı dünyayı kanatamayınca, yalnızlığını kanatır... yalnızlığını ağrıtır, kendi yalnızlığı içinde bulduğu yeni ölüm tariflerinde. Birey, sistemle böyle bütünleşir, birbirinden böyle beslenir yaşadıkça. Giderek, bireyin gözünde dünya azılı bir düşmana dönüşür. Dünya bireye, birey de dünyaya diş geçirme yarışına girer. Bu arada hep biraz daha fazla pay kapmak adına, bireyler birbirlerine de diş geçirmekten hiç geri kalmazlar. Birey, kapitalizmin kan emicisine, yeryüzü ise bir yap-boz tahtasına dönüşmüştür. Her kafadan ayrı bir ses çıktığı için bir türlü parçaları bir araya getirilemeyen dev bir puzzle...

İnsan, başka yüreklerde akan kanı kendi yüreğinde hissetmeli... karanlığı çağrıştıran her şeye... eski ya da yeni bütün ölüm tariflerine sırtını dönüp, yüreğinin ve beyninin zincirlerinden başlamalı çözmeye... İnsana zarar veren tüm sınırları kaldırmalı... Yeni insana ulaşmalı.


Zelin Artuğ, Kasım 2009, Yeryüzü

Salih ERDAGI, zeki etferat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

başka yüreklerde akan kanı kendi yüreğinde hissetmeli " Okudum, sonra birkez daha okudum, içimden teşekkür ettim size , dışımdan da edeyim herkes bilsin istedim :) Sevgilerimle

Aynur AKKAYA 
 04.12.2009 20:57
Cevap :
Yüreğimde akan kanı yüreğinde hisseden insana, sevgideğer Aynur'a sevgim ve saygımla..  05.12.2009 1:18
 

Yazını 28'inde Kırklareli'nde internet kafede gittiğimde okumuştum. Şimdi onu, sindirerek tekrar tekrar okudum. Yazından aldığım şu hazzın duyusu, senin yeryüzüne, sana, ulaşabilmiştir belki de! Yeryüzünde esen şu esintin, "yeni insanların" yüzünü bir güzel ferahlatmalı... İnsana zarar veren tüm sınırları ortadan kaldırmalı... Saygımla selamlıyorum seni...

Hakan Şahin 
 02.12.2009 13:49
Cevap :
Pınarhisar'ın Tozaklı köyüne de uğradınız mı? Duygun çok sevmişti oraları.. Bu mevsimde piknik için serin olsa da, mis gibi doğa havasını solumaya değer... İnsana zarar veren sınırların ortadan kaldırılması dedin de... Eğitim öldü. İşte tarifi: "Krallar" çırılçıplak dolaşıyor ve bütün "çocuklar" çocukluklarından koparılmış! Çocuklukla, çocuk olamamanın arasındaki sınır yok edilerek başlanmalı sınırları kaldırmaya! Duyarlı insanın anayurdu olan ÇOCUKLUK, çocuklara geri verilmeli... Eğitim, bir takım eğitimsizlerin haksız kazanç kapısı olmaktan ve eğitimcilerin sisteme kul köle olmalarından kurtarılmalı. Bütün sınırları kaldırma yolundaki yıkılacak ilk sur kapısı budur! Çünkü bu kapı, toplumu "yeni insan"a götürecek kapı! Yeni insan, EMEK'e sahip çıkar. Sevgim ve saygımla..  02.12.2009 17:07
 

Sonsuzluğu ufuklar götürdü. / Yarattığım dünyaların içinde daraldım./ Kararsızlık bir an sürdü./ Başlangıçla bitiş ortasında ben kaldım,/ Çırılçıplak. / Ö. Asaf. Yüreği yalnız kendi için değil başkaları için çarpan insandır. Başka yüreklerin acı çığlıklarını, sevinç çığlıklarını duyabiliyorsa insandır. Yürekler, senin yüreğin(ce) olabilseydi çok insanda... Ne yaşanılası güzel olurdu yaşamak yaşamı, aşkı.... Yüreğin sevgi sıcağıyla çarpsın Sevgideğer Güzel insan. Sevgimle.

kırıkkalp 
 02.12.2009 12:50
Cevap :
Yüreklerimiz...mavili!.. Sen ki maviliklerde dolaşıyorsun pupa yelken.. Arada bir "YERYÜZÜ"nün limanlarına uğrayıp deniz esintileri bırakıyorsun saçlarımıza.. Sonra yine yelken açıyorsun enginlere.. İyi ki varsın. Herşey yakışıyor sana.. yalnızlık bile.. Ama unutma ki en az da yalnızlık yakışır yüreği çoğul atana. Gel de birlikte katılalım yaşamı savunmaya! Sevgimle.. sevgimle.. mavili.  02.12.2009 17:24
 

Aslında,birlikte, tasnifsiz yaşamak!...Kutsal aileye,kutsal aşirete,modern zamanlarda her neyse, kutsal bir örgüte bağımlı, mecburlu olmadan!... İlk sufileri ve Fergana vadisini sevmem biraz da ondan...Ve gene kanlı bir kapitalist pazartesi de,lal ancak marifetli bir aşkın(!), dilini kestiler de... Ah, o yeni, sınırsız insan!...

zeki etferat 
 01.12.2009 18:30
Cevap :
Sevgideğer.. Yazdıklarınız bana MFÖ'nün bir ezgisini anımsattı. "Gülen bir dünya olmaz mı dersin?/insan insanı sevmez mi sufi?/bu sesler bu sözler bizim değil/bunu aşıklar bilir/gül de bir bize diken de bir/bunu aşıklar bilir/sufi, sufi..." Dünya o kadar çok ağladı ki.. Artık gülen bir dünya olsun istiyor yürek.. İnsanın doğasında doğaya ve hayata karşı sevgi, saygı var, aşk var! Ne ki kan içiciler, toprakları denizleri kızıl kana boyamışlar, yerküre uzay boşluğunda kan kırmızı dönüp duruyor! Kan içiciliklerini mazur göstermek için sıradan insanları da kan içiciye çevirmekteler! Dünyanın dört bir yanını kana boyayan gariban erler, hayvanları boğazlayan cennet düşkünleri....bu kanlı sahnenin ardındaki yönetmenler üç beş kan içici.. Evet dost, ah, o yeni, sınırsız insan!... Onu bekliyoruz sabırla... Sevgi ve saygıyla.  02.12.2009 11:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 991
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster