Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '06

 
Kategori
Kentleşme
Okunma Sayısı
943
 

Yeşilçam, her şeyin müsebbibi sensin!...

Yeşilçam, her şeyin müsebbibi sensin!...
 

Eski yeşilçam filmlerini severim. Çok değil 60’lı yıllarda çekilmiş filmleri. O filmlerde 40 yıl önceki ilişki tarzımız, çevremiz, lisanımız her şey oradadır.

O filmlerde saf aşkı görürsünüz. Kızlar hala utangaç (inanmak zor ama!), erkekler platoniktir. Babalarımızın aşkları gizlidir bu filmlerde. Kadınlar kadın gibi erkekler erkek gibidir, yani rol değişimi henüz başlamamıştır.

Pornografi hayata egemen olmamış, sevdiğin hakkında “kötü” düşünemeyen delikanlılar sokakları beklemektedir. Zeynep Değirmencioğlu yeni yeni genç kız olmaya başlamış, Ömercik’in ablası rollerine henüz başlamıştır ve hala esas oğlanın etrafında saray soytarısı kılıklı yardımcı roller vardır. Pek gerçek değildir lakin “umut” vardır ve haberimiz yoktur böyle bir hayatın “olmadığından”.

Hayat hala kirlenmemiştir anlayacağınız.

Bir de memleketi nasıl mahvettiğimiz, hayatı nasıl “kirlettiğimiz” gizlidir. Görebilirseniz eğer, Boğazı, İstanbul’u nasıl mahvettiğimiz gözünüzün önüne gelecektir.

Nihat Genç, Trabzon’u sağcı müteahhitlerin mahvettiğini yazmıştı bir zamanlar. Bunu nasıl bir “istatistikle” hesaplamıştır bilemem lakin İstanbul’da müthiş bir koalisyonla bu iş halledilmiştir. Önce tek parti iktidarı İstanbul’un “hal” yolunu açmış, DP iktidarı ise meseleyi kökten halletmiştir. Bu iki “geleneğin” temsilcileri ise bu gün öncüllerinden aldıkları mirası başarı ile taşımaktadırlar.

Bu tarihi koalisyon birbiri ile yarıştığından mıdır bilinmez, Yahya Kemal’in “Türk İstanbul”unu yok ederek yerine “Türk Paris”i yaratmak için şehri yağmalarlar. Latinlerden bu yana bu denli bir vahşet yaşamamıştır desek abartmış mı oluruz?

Avrupa’dan mimarlar getirilir, büyük caddeler açtırmak için güzelim Osmanlı konakları, yedi asırlık tekkeler, yalılar heba edilir. Her şey, Avrupanın “düzen” anlayışına geçmek içindir. Harita üzerinde cetvelle çizilen sokaklar ve merkeze çıkan caddeler; her yol Roma’ya çıkar mantığını İstanbul’a uygularlar…

Sonuç, hayata başını uzatmak isteyen kahverengi gözlü kızlara sığınak olan cumbalarımız yok edilir. Kimsesizlere sığınak olan türbeler, Türk İstanbul’un buluşma mekanı tarihi çeşmeler, mahallenin “mahremiyeti” olan çıkmaz sokaklar Hak ile yeksan edilir. Maksat, Avrupa’nın birbirine benzeyen şehirlerinden bir tane daha yaratmak. Frankeştayn’ı yaratan doktoru hatırlayınız. Yeni İstanbul böyle bir şeydir işte…

“Sivil insiyatif” bunlara hepten sessiz mi kalmıştır? Turgut Cansever’in anlattığına göre bazı eylemler olur. Lakin “bürokrasi” bunları atlatarak “hizmete” devam eder. Mesela 1200 yıllık sakız ağacının 3-5 ay süren eylemlere rağmen “başarı” ile kesilmesi bu hizmetlerden birisidir.

En son İstanbul seyahatimde Prof. Dr. A. Yüksel Özemre’nin anlattığı “hayal şehri” Üsküdar’ı aramaya koyulmuştum. Üsküdar’ı gezmek ve elde kalan Türk izlerini dünya gözüyle görmek için yanımda mihmandarım Halim bey kardeşimle beraber gezerken beni çıldırma noktasına getiren görüntüyle karşılaştım.

Manzara abartısız şöyle idi: Mihrimah Sultan camiindeki altı yüz yıllık mezarlığın duvarına dayanmış (mezarlığın içinden, yanlış anlamayınız) bir gecekondu, kıçını o mübarek mezarlara ve Osmanlı Sultan’ının haziresine devirerek oturan bir genç ve yine o tarihi binanın ve mezarlıkların arasından kıvrılarak geçen plastik su borusu…Ve bu gecekonduya “lojman” diyorlardı…

Mihrimah Sultan’ın haziresinin kenarına gecekondu dikip adına “imam lojmanı” diyebilen bir zeka inkıtası ancak bu ülkeye mahsustur. Beş yüz küsür yıllık mezarların arasından plastik su boruları geçirmek, güzelim mezar taşlarının tepesinde kömür isi gezdirmek ve üstüne üstlük bu mübarek mezarlara karşı kıçını devirip oturabilmek, sonra da musallada yatan mevta için helallik isteyen olmak. Bu memleketin din adamları da ortalama “Vandalizm”den hissesini almış demektir bu.

Her şey sabah seyrettiğim 1950 yapımı Türk filmi ile başladı. Yeşilçam, ne vardı bu filmleri çekecek! Çekmeseydin en azından “aziz İstanbul”un nasıl bir şey olduğunu bilmeyecek ve huzur dolu bir hayat sürecektik…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yeşilçamı sevenleri de severim :). Fotoğrafı siz mi çektiniz acaba? Kuzguncuk'a benziyor biraz...Onu soracaktım. Yazı çok güzeldi. SEvgiler. K.

Kerem Oğuz 
 06.07.2007 13:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1148
Kayıt tarihi
: 06.07.06
 
 

Memleketi ve kendini ilgilendirenler üzerine yazmayı "tutku" edinmiş bir fen bilimci, konuşmaya v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster