Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
534
 

Yılın son günü

Yılın son günü
 

Nilgün Altan "şahika" 50x70


Selim sabah uyanınca aylardır Sima'yla bir kez bile buluşmadıklarını düşündü. İçinde sürekli duran sızı biraz daha arttı. Oysa bir ara neredeyse umutluydu. Yaşamına yepyeni bir sıcaklığın girdiğini sanmıştı.

İlk karşılaşmaları pek alışılmamış bir biçimde gerçekleşmiş olsa da ikisi de birbirlerine bir yakınlık duyuyorlardı. Asla normal bir ilişkileri olamayacağını biliyor, yine de birbirlerini görmek, konuşmak istiyorlardı.

Artık pek sık karşılaşmıyorlardı. Evlerinden pek sık çıkmıyorlar, saatleri de birbirine uymuyordu. Selim güne sabah, Sima akşam başlıyordu. Bu düzene uymadıkları bazı günler karşılaşıyorlardı ama kaygılı bir selamlaşmanın ötesine geçemiyorlardı.

Birbirlerine sıcak bir hoşgörü ve sevgiyle bakıyorlardı. Bir de aralarında nasıl bir ilişki olması gerektiğini anlayıp çözebilseler sorun kalmayacaktı. Oysa istedikleriyle olması gereken aynı değildi. Bu yüzden herhangi bir adım atmaya korkuyorlardı.

Önce haftalar, sonra aylar geçti. İşin ilginç yanı, görüşmeseler de Selim kendini hiç yalnız hissetmiyordu. Sima oradaydı, biliyordu. Sokakta karşılaşıp göz göze geldiklerinde içinde uzun bir aydınlık oluyordu. Değer verdiği ve değer veren bir kadının varlığı onu rahatlatıyordu.

....

Sima Selim'le tanıştığından beri kendini daha kötü hissediyordu. Gençlik düşlerinden beri yaşamından uzak tuttuğu bir güzellik artık daha yakındaydı. Bu durum onu incinmeye, yaralanmaya daha açık kılıyordu. Bu yüzden fazla düşünmemeye, unutmaya çalışıyor, karşılaştıklarında özel bir konuşma yapmadan selam vererek geçiyordu.

Selim'le bir deneme yapabilmeyi çok isterdi. Kötü ilişkilerden kurtulunca dingin bir dost olan yalnızlık çok zor, yorucu, yıpratıcı, yaşamı anlamsızlaştıran bir düşman da olabiliyordu. Sevebileceği birisine yakın olma düşüncesi bile içini ısıtıyordu.

Günlük işlerinde fazla bir değişiklik yoktu. Gündüzleri bazen evde kitap okuyor, bazen eski dünyasından gelip burada da görüştüğü arkadaşlarından biriyle buluşup dertleşiyordu. Yeni çevresinden de birkaç kişi vardı, ama onlarla ilişkisini sınırlı tutuyordu.

Akşamları genellikle aynı bara gidiyor, bir masaya yerleşip o günkü durumuna uygun tek bir içki söylüyordu. Özgün güzelliği, özenle seçtiği giysileri, ölçülü makyajı, anlamlı çekiciliği gelen herkesin dikkatini çekmesine neden oluyordu. Kimi yapışkan kaba bakışlarla adeta soyuyor, kimi uzaktan gizlice süzüyordu. Bir arayış içinde olan bazıları da yaklaşıp konuşmaya çalışıyor, ilk sözcüklerde de karşılarında farklı biri olduğunu anlıyorlardı. Sima'nın ilgisini çekip onun masasına oturabilmek kolay olmadığı gibi ucuz da değildi. Birer kadeh içerek yarım saatlik bir sohbetten fazlasını alabilmek ise hem çok zor, hem de epey pahalıydı.

İnsanın kendisini tanıması, anlaması her zaman kolay olmuyordu. Sima kendini kötü hissetmiyordu. Sonuçta istemediği bir kişiyi asla kabul etmiyor, ancak normal bir yaşamda da birlikte olmayı düşünebileceği kişilerle bir ilişki yaşayabiliyordu. Tüm değerlerin satılık olduğu bir dünyada bunun çok da farklı olmadığını düşünüyordu. Piyano çalarken tanıştığı zengin gençlerden biriyle evlenseydi yaşamı nasıl olurdu? Birbirlerine sadık kalabilirler miydi? Yoksa çarkların içine düşünce hızla yıpranan ilişkilerinin getirdiği yüke dayanamayarak başka arayışlara mı girerlerdi? Yaşam eşlerin birbirini aldatmasının hiç de az yaşanmadığını gösteriyordu.

Selim'i düşünmek dengesini bozuyordu. Sevebileceği, değer verdiği birisinin varlığı yaşamına yeni anlamlar katabilirdi. Ama bu yola dönmek çok tehlikeli de olabilirdi. Ayrı yaşarken pusuya yatan sorunlar bir araya geldiklerinde içlerini kemirip onları geçmişlerini özler hale getirebilirdi.

Aylar geçti ama Selim'le karşılaştıkça duyduğu sıcaklık azalmadı. Yine de onunla tekrar konuşacak gücü bulamıyordu.

Yılın son günü geldiğinde Selim'le görüşmeyeli altı aydan fazla zaman geçmiş olmasına şaşırdı. Herhalde yine buluşamazlardı. Akşam barın yolunu tuttuğunda biraz daha özel giyinmişti. Yalnız bir zenginin yılbaşı gecesini paylaşmak uzun süre rahat etmesini sağlayabilirdi.

Sima'nın eviyle gideceği yer birbirinden çok uzak değildi. Böyle giyinmişken yürümek biraz rahatsız edici olduğu halde taksiye binmemiş, yine sıkıcı ve ürkütücü bir bekleyişe giderken kendiyle başbaşa olmayı seçmişti.

Yılın son gününün kalabalığı, coşkusu, geleceği sanılan değişim, insanların hiç değilse bir gece rahatlamak için harcadıkları çabalar, gençlerdeki umut, yaşamın kaygılarına kapılmışlardaki bıkkın telaş, yaşlılardaki yorgunluk ve geçmişe özlem kalabalığın gözlerinde hissediliyordu.

Sima piyango bileti, yılbaşı süsü ve oyunu satanları görünce üzülüyordu. Bu sahte mutluluk çağrısında büyük bir acı gizliydi. Kan kanserine yakalanmış bir çocuğun doğum günündeki umutsuz mutlu olma ve neşeli olma çabası, tüm kahkahalara, güzel sözlere karşın gözlerdeki acının silinememesi gibi. İnsanlar da bir gecelik kaçışın, milyonlarca liralık kazanılamayacak ikramiyelerin hiçbir sorunlarını çözmeyeceğini biliyorlar, yine de kendilerini buna kaptırmaya çalışıyorlardı.

"Keşke herkesin kazanabileceği bir çekiliş olabilseydi" diye düşündü Sima. Ama o zaman da yalnızca verilen paralar geri alınmış olacağı için kimse özel bir sevinç yaşamayacaktı. Dışarıdan büyük bir destek sağlanıp ek ödüller konması da günümüz koşullarında olanaksızdı, kim bir başkası için karşılığını almayacağı bir bedeli öderdi ki? Üstelik böyle bir durumda bile, herkesin kazandığı bir ikramiyeyi kazanmanın insanları ne kadar mutlu edebileceği konusunda kuşkuları vardı.

Gözü özellikle çocuklara takılıyordu. Yılın her günü sokakta görülebilen, mendil, kalem, çiçek satan, gözlerinde buğulu bir acıyla insanın yüreğinin içine bakmaya çalışan, okula gidebilmek için çalıştığını söyleyip bir tane almasını isteyen, insanı ne yapacağını bilmez bir duruma düşüren çocuklara. Kimisi ayakta, kimisi oturmuş, kimisi yere uzanmış duruyordu. Onları topladıkları paraya el koymak için başkalarının çalıştırdığını duymuştu. Yine de bazen yanlarından geçip gitmek çok zor oluyordu. Birkaç kez para istemeyi tehditle birleştiren daha büyük çocuklarla da karşılaşmıştı.

"Güzel ablam, ne olur bir tane al."

Düşüncelerden yanına yaklaşan kara kuru delikanlıyı görmemişti. Bir an çok korktu. Yalnızken karşılaşmayı asla istemeyeceği, gözlerindeki anlam farklı bir boyuta geçmiş, yaşamında hiç bir düzenin kalmadığı her halinden görülen, yaşını bilemeyeceği bir gençti. Ne sattığını bile anlamadı. Hızlıca yürüyüp sessiz bir utançla uzaklaştı.

Gideceği yere yaklaşmıştı. Dış tehlikelerden farklı korkuların yaşandığı iç ortama geçti.

Henüz pek gelen yoktu. Uygun bir masa seçti. Aynanın karşısına giderek kendisine bir kez daha çeki düzen verdi. Hoş görünüyordu. Selim'le sözleşmiş olduklarını, burada onu bekleyeceğini aklından geçirerek bir düş kurdu.

Dikkatli bir biçimde oturdu. Elbisesinin eteği oldukça kısaydı ama çok şık ve özel görünüyordu. Duruşunun farklı bir mesaj vermemesi, değerini yansıtması gerekiyordu.

Gelenlerin gözü hemen bu yalnız kadına takılıyor, ama yanına yaklaşmaya cesaret edemeden geçip bir kenara oturuyorlardı. Zengin bir adamın karısı ya da metresi olmalıydı. Onun gelmesini bekliyordu, buna hiç kuşkuları yoktu.

Sonra kapıda Sima'yı bile sarsan biri belirdi. Güzel ve düzgün hatları yoktu. Yine de çok yakışıklı ve çekiciydi. Yüzünde güçlü bir sertlik, gözlerindeyse anlamlı, sevecen bir yumuşaklık vardı.

Adamın Sima'yı görmemesi olanaksızdı. Bir an o da etkilenip şaşırdı. Sonra kendini toparlayıp yaklaştı.

"Böyle güzel bir hanım mutlaka eşini bekliyordur ama şansımı denemeden edemeyeceğim" dedi. "Ben Aykan, gecenin ilk kadehini birlikte içebilir miyiz?"

Sima ondan etkilenmesine karşın bu sözlerin böyle büyük bir sevinç vermesini hiç beklemiyordu.

....

Selim yılbaşı eğlence programları başlamadan önce verilen yıl özetlerine bakarak oyalanmaya çalışıyordu.

Bütün günü Sima'ya gidip gitmemeyi düşünerek geçirmişti. Yılın bu son gününde de görüşmezlerse aralarına büyük bir uzaklık girecek, belki bir daha hiç karşılaşmayacaklardı.

Sonunda gitmemişti işte. Gidip ne diyecekti? Onun yaşamına sınırlar mı getirmeye kalkacaktı? Bunu yapacak gücü var mıydı? Denemeye kalksalar çabalarının bir anlamı olur muydu?

Yalnızlığın acısını hissetti. Böyle günlerde büyüyordu sıkıntıları. Normalde bir arkadaşına, Metin'e ya da Can'a gitmeyi düşünürdü ama Sima'yla görüşme umuduyla önceden bir ayarlama yapmamıştı. Onlardan da bir ses çıkmamıştı.

Televizyondaki müziğin ritmi yükseldiği sırada yemek hazırlamak için kalktı. Aynı anda kapı çalındı.

"Ben gitmeyince birisi geldi herhalde" diye mırıldandı. "Metin mi, Can mı acaba?"

Hızlıca yürüyerek arkadaşına takılmak üzere kapıyı açtı.

Birden donup kaldı.

Önce büyük bir sevinç, sonra müthiş bir öfke duymuştu.

Yüzünde ve boynunda çizikler, kızarıklıklar, dudaklarından süzülen ince bir kan, yanağında morumsu bir leke.

Gözlerinde yaşlar. Sima sessizce, hıçkırıklarını bastırarak ağlıyordu.

Selim ne yapacağını bilemedi.

....

Aykan'ın ilk anda çekici görünen güvenli duruşu ilk kadeh bittiğinde Sima'yı biraz rahatsız etse de pek üzerinde durmamıştı. Sonuçta ölçülü ve saygılı davranıyor, Sima'nın gerginliğini azaltmaya çalışıyordu. Eve gitmeyi biraz fazla erken önerdi ama bu da önemli bir sorun değildi. Zamanı sınırlı olduğu için acele ediyor olabilirdi.

Kapıdan girer girmez adamın konuşması ve davranışları değişti.

"Yatak odasına geçip soyun" dedi sertçe.

Sima şaşırdı.

"Efendim?" diye sordu.

"Duydun dediğimi. Fazla zamanım yok. İçeri gidip çıkar üstündekileri."

Sima bu tür bir yaklaşımla daha önce yalnızca bir kez karşılaşmıştı. Genelde insanları tanımaya çalışıyor, birlikte olacağı kişileri özenle seçiyordu. Serge'yle tanışmadan önce de birkaç çocukla çıkmış, genelde hepsiyle de düzeyli yakınlıklar kurabilmişti. Yeni yaşamında da aynı biçimde yaklaşıyordu. Uzunca süren ve ciddi denebilecek birkaç ilişkisi bile olmuştu. İlk geldiği yıllardaki o tek olay dışında bir sorun yaşamamıştı.

"Biraz saygılı davranır mısınız lütfen?" dedi. "Beni ne sanıyorsunuz?"

"Ne olduğunu biliyorum. İstediklerimi yapacaksın ve karşılığında yüklüce bir para alacaksın. Fazla zamanım yok zaten, yaklaşık bir saat. Beni memnun edersen her dakika için iyi bir ödeme yaparım. Şimdi başlıyor musun hemen?"

Kadın şaşkınlık içinde durup kalınca uzanıp elbisesini sıyırdı.

"İstersen ben yardım edeyim."

"Bırakın!"

Sima'nın sesi sert çıkmıştı ama Aykan'a bir etkisi olmadı. Bir yandan soymaya çalışıyor, aynı zamanda sert dokunuşlarla okşadığını sanıyordu. Sima'nın sesi bir çığlığa dönüştü:

"Bırakın beni, gideceğim!" diye bağırdı.

"Güzel ve vahşi kısrakları severim" dedi adam. "Onlara eyer takmayı, boyunlarına yular geçirmeyi, üstüne binmeme izin vermeyeceksen seni yakalayıp bağlamayı bilirim ben!"

Sima ilk kez korktu. Bu adamın böyle ileri gidebileceğini düşünemezdi. Varlıklı, toplumda yeri olan birisi nasıl kendini bu şekilde tehlikeye atabilirdi? Kuşkusuz ne olursa olsun inkar edebileceğini, Sima'nın para sızdırmak için yalan söylediğini öne sürerek sıyrılabileceğini düşünüyordu. Sakin olmaya çalıştı.

"Bakın" dedi. "Benim kim olduğumu sanıyorsunuz bilmiyorum ama şu anda bu saçmalığı kesmezseniz bunun sonuçlarına da katlanırsınız."

Sima'nın soğuk sesi Aykan'ı kendine getirdi.

"Bu kadar kızacak bir durum yoktu" diye kekeledi. "Birlikte biraz eğleneceğimizi düşünmüştüm."

Sima sessizce evden çıktı. Bara dönecek durumda değildi. Eve gitmek de istemiyor, kendini çok yalnız ve umutsuz hissediyordu.

Amaçsızca yürümeye başladı.

....

Selim tek bir söz söylemeden Sima'yı kollarının arasına aldı. Saçlarını okşadı. Ne olduğunu sormayı düşünmüyordu. Bu işin en zor yanının yabancı bir erkekle başbaşa, savunmasız kalınan zamanda bulunduğunu biliyordu. Usulca içeriye geçtiler.

"Banyoda yüzünü yıka istersen" dedi Selim.

Sima duş almak istedi.

....

Yılın son saatleriydi.

Evdeki ziyafet pek görkemli sayılmazdı ama yine de mutlu oldular.

Otururken Sima başını omzuna yaslayınca Selim ona sıkıca sarıldı.

"Bu çok kötü bir olay ama seni bana getirdi" dedi.

Kadının yüzündeki gölgeden bunun yanlış bir söz olduğunu hemen anlayıp sustu.

Sessiz dakikalar onları birbirlerine biraz daha yaklaştırdı. Selim Sima'nın saçlarını, boynunu okşadı.

Selim'in elini boynunda hissedince Sima'nın ilk tepkisi onu öfkeyle yakalayıp itmeyi düşünmek oldu. Ama hemen yapmadı. Bekledi. Sert ve karşı konmaz bir dokunuş değildi çünkü. Yalnızca kararlı, kontrollu, ancak onayladığı sürece arkası gelebilecek bir sertlikti hissettiği.

Erkeğin diğer eli göğsünü tatlı bir dokunuşla avuçlayınca bekledi. İçgüdüleri ateşlendi. Sıcak bir ıslaklık bacaklarının arasından başlayarak bedenine yayıldı. Selim ne yaparsa yapsın karşı koyamayacağını, bundan da büyük bir mutluluk duyacağını anladı. Bekledi. Küçük kıpırtılarla sert görünen, ama ince bir sevgi ve ateşle örülü okşayışlara cevap verdi. Yavaşça, usulca, küçük adımlarla hem karşısındaki bedene, hem kendi ateşinin doruklarına yaklaştı. Aralarında çok sınırlı bir temas ve birleşme olduğu halde neredeyse yaşamındaki en güzel rahatlamalardan birini yaşayacaktı.

Sima Selim'in kollarında kaybolmak istedi. Sokuldu. Selim'in kolları bedenini sardı, elleri küçük tatlı okşayışlarla onu selamladı. Küçük kıpırtılarla birbirlerini aramaya başladılar. Gençliklerine, çocukluklarına gittiler. İsteyip de yapamadıkları, düşleyip de ulaşamadıkları ne varsa birer birer ortaya çıktı. Sanki ergenlikteki ilk aşklarını yeniden bulmuşlardı. İnanılmaz bir güç, duru bir temizlik onları birbirine çekiyordu. Dokunuşları olağanüstü bir etkiyle bir sıcaklığa dönüşüyor, bedenlerinin her noktasında dolaşıyordu. Kıpırtıları fısıltılı, uzun bir söyleşiye dönüşmüştü. Selim'in gerilen bedeni yumuşak bir sertlikle, Sima'nın gevşeyen kaygıları tatlı, ılık bir kayganlıkla soluk alıyor, karşıdakini bulmaya, ona ulaşmaya çalışıyordu. Gecikmiş bir arayışın ilk buluşmasıydı bu. İçlerindeki çocuklar özledikleri kadın ve erkekle buluşuyor, yaşamlarının en anlamlı anlarından birisini yıllar sonra içten bir güzellikle yaşamış oluyorlardı.

Sima yatağın üzerinde gözlerini kapatmış, yüzünde sıcak pembe bir sıcaklıkla Selim'in özenli kıpırtılarının peşinden giderek kendinden geçiyordu. Selim onu özenle korumak ister gibi ağırlığını vermeden sarmaya çalışıyor, bedenlerinin bu müthiş buluşmasının güzelliğini olabildiğince uzatmak, unutulmaz bir kavuşmaya dönüştürmek istiyordu. Aralarında o birkaç dakikalık ateşle öyle çok bağ kurulmuştu ki birbirlerinden artık asla ayrılamayacaklarını, bedenlerinin her noktasında yaşadıkları buluşmanın ince ayrıntılarını hep yeniden isteyeceklerini biliyorlardı. Selim yıllardır bir kadına dokunmamıştı. Sima'nın birlikte olduğu epey kişi olmuştu. Ama bu yaşadıkları yaşamlarının en anlamlı anı, yeni bir oluşumun başlangıcıydı. Gençliklerinde tıkanıp kalan umutları ve mutluluk özlemlerini birbirlerinde yeniden bulmuşlar, başka hiçbir kaygı taşımadan bedenlerinin tüm doğal güzelliğini birbirlerine teslim etmişlerdi. Her kıpırtıları, her dokunuşları, dudaklarıyla taşınan küçük öpücükler, tutkularıyla ateşlenen ince kasılmalar, bunların her biri bu güzellik destanına yeni boyutlar katıyordu.

Sima Selim'i bedeninde hissettikçe tüm kaygıları dağılıyor, yılların birikimiyle yüreğine, aklına, teninin her noktasına sinmiş gerginlikler birer birer yok oluyordu. Selim'in yumuşak, sevgi dolu, onu hep anladığını ve her zaman seveceğini söyleyen gözleri gözlerinin önüne yerleşmişti. Tüm sıcaklıkların bu güvenilir, dost limandan gelip yayıldığını biliyordu. Gevşedi, dağıldı, Selim'le bütünleşmeye hazır bir tutku bulutuna dönüştü. Odayı dolduran sıcak ve yumuşak kıvrımları tatlı kıpırtılarla kendisini saran sevgi dolu sıcaklığı okşuyordu. Birbirlerine dokundukça aralarındaki önyargılar, engeller, ayrımlar, kuşkular kalkıyor, tek bir bedene dönüşmeye adım adım yaklaşıyorlardı. Tüm yaşamlarının en anlamlı anlarından birisine adım adım yaklaşıyorlardı. Sevgi, inanç, tutku, güven, istek, bildikleri ve daha önce hiç tanımadıkları duygular birbirine karışıyor, bedenlerinin yaklaşan anlamlı buluşmasını, yıllarca düşlerinde yaşayıp bir gün erişmeyi umdukları doğanın bu büyük mucizesini tenlerinin birbirine dokunan her noktasında yaşıyorlardı.

Gözlerinde inanılmaz bir mutluluk pırıltısıyla başka bir boyuta geçtiler.

Ergenliğe adım attıkları günden beri büyüttükleri bir özlemle bedenleri kenetlendi, dudakları ince dokunuşlarla birleşti, içlerindeki ateş fırtınaları inanılmaz bir coşku ve sevgiyle büyüdü. Gözleri büyük bir istekle yalnızca karşıdakini görmeye başladı. Sanki yaşamları boyunca bu anı beklemiş gibiydiler. Tatlı, yumuşak dokunuşları usulca, tatlı meltemler gibi tenlerini yalıyordu. Yumuşak bir sıcaklık, ince ürpertiler kıvrımları arasından yükseliyordu. Düşlerinde özledikleri senfoni damarlarında çalmaya başlamıştı, yükselen bir sıcaklık ve coşkuyla bedenlerinin her noktasına ulaşıyordu. Sima'nın içindeki tatlı kayganlık, Selim'in yumuşak sertliğini karşılamaya her an biraz daha hazır oluyordu. Bedenlerinin uyumlu kıpırdanışları, dudaklarından dökülen duyarlı fısıltılarla birleşiyor, beklediği anın güzelliğini her dokunuşla biraz daha artırıyordu.

İki beden evrenin en uyumlu ve inanılmaz sonatını çalmak üzere bir araya gelmiş, yaşamın en anlamlı müziğinin ezgilerini ateşlemişlerdi. Gözleri birbirinin içinde eriyor, bedenleri tek bir beden olup sonsuzluğa ulaşmak istiyordu. Her kıpırtıları, her dokunuşları, dudaklarının ve ellerinin her yakınlaşması, kenetlenmiş bakışlarındaki her anlam mutluluklarını biraz daha artırıyordu. Sima içinde kayan dokunuşların duyarlılığıyla, hissettiği büyülü sıcaklıkla, yaşamı boyunca özlediği ve asla yaklaşmadığı bir ana doğru ilerliyordu. Bakışları, dokunuşları, düşünceleri, dudaklarından dökülen ince ezgiler, bilerek ve kendiliğinden verdikleri her küçük tepki, her ince kıpırtı yaklaşan güzelliğin anlamını biraz daha artırmak için büyülü bir güç tarafından tasarlanmış gibiydi.

İnanılmaz duygularla akılları, bedenleri, geçmişleri, gelecekleri, yaşadıkları, hiç yaşamadıkları birbirlerine aktı. Bedenlerinde kayboldular. Birbirlerinin içinde eriyerek yeni bir yaşamın, güzel bir dünyanın tohumlarını attılar.

Bir kadını mutlu etmenin güzelliğini yaşamamış bir erkek, bir erkeğe tam olarak güvenmenin rahatlığını yaşamamış bir kadın, yarımdır, eksiktir, kopuktur, hep ince bir sızıyla eksikliklerini düşünerek yaşayacaktır. Kendisini rahat hissetmedikçe kızacak, öfkelenecek, nefret edecek, birbirlerinin elini tutan gençlere, öpüşen sevgililere, gerçek sevgiyi yaşayıp doyasıya sevişebilen kadınlara, erkeklere kıskançlıkla bakacak, öç almanın yollarını arayacaktır. İçlerindeki kuru yalnızlık kaskatı kesilip büyüyecek, bedenlerini, akıllarını, yaşamlarını esir edecek, onları tüketecektir.

Selim Sima'nın kendisine sevgi ve istekle bakan gözlerine kenetlenmişti.

Sima Selim'in bakışlarındaki yumuşak okşayışla tüm bedeninin eridiğini hissediyordu.

"Bunu yaşamında bir kez olsun yaşamamış bir kadın, bir erkek eksiktir, hep yarım kalacak, insanlara gerçek bir sevgiyle bakamayacak, hep kıskanıp öç almanın yollarını arayacaktır. Kendisi, ailesi, çevresi, gücü varsa herkes, tüm dünya için yasaklar koymaya çalışacaktır. Kendi çaresizliğinin acısını başkalarından çıkaracaktır" diye düşündü yazarın yukarıda yazdıklarından kopya çeken Selim.

Daha sonra ne olursa olsun, bu güzelliği hiç değilse bir kez birlikte yaşamış olmanın sevinciyle kendilerinden geçtiler.

 

Önceki Öyküler:

http://blog.milliyet.com.tr/tesekkur-ve--yilin-son-gunu--icin-bir-randevu/Blog/?BlogNo=384210

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 246
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster