Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '09

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
718
 

Yorum yazmanın ince yolculuğu

Yorum yazmanın ince yolculuğu
 

Uzun otobüs yolculuklarında uykuya hasret anların sıkıntısını yaşarım çoğu zaman.

Geçen ayın sonlarına doğru, iş seyahatlerim nedeni ile uzun yol yolculuğu yaptığım, otobüs de elime bir dergi geçti.

Dergiyi incelerken okuduğum yazı ilginçti. Yazının yazarı Tanıl Bora. Bir kaç kitabını okumuş beğenmiştim.

Yazı otobüs yolculuklarında yolcuların birbirleri ile aralarında geçen iletişimi anlatıyordu. Yazar yaşadıklarını anlatırken, farkında olmadan bizim blog ahalisi ile iletişimimizi andıran örnekler de sunmuş. Yazının başında, yanınızda ki yolcuyla mesafeyi nasıl ayarlamalı? Kuru selam mı, sohbet mi? Etmelisiniz gibi güzel bir soru ile başlangıç yapmıştı? Yazıyı okuduğum da, biz de acaba blog ahalisi ile nasıl bir "hukuk kurmalıyız", nasıl "ilişki" tutturmalıyız diye düşündüm?

Yolculuklarda "Medeni" veya "modern" usül olarak tavsiye edilen " iyi yolculuklar diyerek hafifçe gülümsedikten sonra onu kendi haline bırakıp önüne dönmektir. Önüne yani gazetesine, kitabına veya manzaraya... Veya düşünüp hayaller kurmaya... Veya uyuklamaya ya da hepten uyumaya diye örneklemiş Tanıl Bora.

Bence blog komşuluklarında da böyledir. Modern zamanların hükmü hep budur aslında. İnsana (bireye) yakışan, kendi özerk alanını, "kendiliğini" mahfuz tutmak. Otobüs yolculuklarında başına gelen bir olaydan bahsetmiş yazar. Okurken bir hayli güldüm. Bizim blog komşularımızla ilişkilerimize( sayfamıza yorum yapanlar) benzettim otobüs yolculuklarında yanımıza düşen kişiyle olan sohbetimizi.

Tanıl Bora ; Onbeş yıl kadar önce, otobüsle Ankaradan Karadeniz Ereğlisine gidiyorum. Önümde ki kitaba gömülmüşüm, okuyorum. Yanımda ki çakırkeyf bir amca " Öğrenci misin? Nereye? den dalıp sohbet açmaya, lafı yaymaya çalışıyor, Bense, hem kitap tarafından sürüklendiğimden, hem sohbetin beni açmayacağını hissettiğimden, kısa cevaplarla geçiştiriyorum. Düzce' ye yaklaşırken, amca dayanamadı. Açık kitabın sayfaları üzerine tokat gibi indirdi avucunu. " Bırak kardeş şunu yahu", dedi" muhabbet edelim "...

Otobüs yolculuklarının varoluşsal sorunudur bu: Yan yana düştüğü kişiyle neler yaşayacağı hiç belli olmaz. Herkes iyi günlerle veya iyi yolculuklarla falan yetinmez demiş. Blog ortamında da iyi günler, merhaba, nasılsınız sözcüklerini, davet kabul edip, lafın belini kırmaya girişenleri de görebilir miyiz diyerek uzunca bir süre düşündüm?

Güncemi yazmaya karar verdiğim an, uzun düşüncelerimin beni doğru yola sürüklediğini farkındaydım.

Otobüs yolculuklarında olduğu gibi blog ortamında da sorgucuların varlığını keşfetmem zor olmadı.

Hal hatır sorarken, babacan tavrı ile sizi ilerleyen günlerde ısıracağını tahmin etmeden kapılıp gidiyorsunuz sohbetine. Mazallah hal hatır muhabbetlerini, davet kabul edip, insafsız anlam yüklemeleri yapabileceğini düşünmeden saygı gösteriyorsunuz. Ufacık bir sürtüşmeden nasibinizi almanız onları yıldırmaz. Değişik anlam yüklemelerinden uçuşan iftiraların sizi üzeceğini nereden bilebilirsinz?

Oy anam oy, dedittirecek cinsten olanlarından bahsediyorum.

Sorgucular değişik renklerde ki ip yumakları gibidir. Kimisi iyice mahremine girer insanın. " İlk defa mı yazıyorsunuz? Nerede yaşıyorsunuz? Aaa orada mı oturuyorsunuz? Ne iş yaparsınız? Öğrenci misiniz? Okul? Evlimisiniz? Çocuk var mı? Eşiniz ne iş yapar? Telefon numaranızı verirseniz ararım ara sıra sizi.
Yanılıp, eşim yok, ayrıldım ya da öldü dediyseniz, farklı gözlerle bakar size (!)

Tanıl Bora' ya göre tobüs yolculuklarında da benzer örneklerle karşılaşabilir mişiz.

Sorgucular aynı zamanda samimiyet tellalıdır. Molada yemeği mutlaka onunla birlikte yemelisinizdir. Tuvalete zaten beraber gidersiniz. Telefon numarası, adres alıp verirler; illa ki görüşülecektir, yolunuz onun yaşadığı yere düşerse mutlaka arayacaksınızdır; tabii o da sizi arayacaktır demiş.Eli yüzü düzgün bir genç kız veya kadınsanız, hemen size talipler bulurlar. Oğullarına ya da akrabalarının fertlerine almak sevdasına düşerler. Çöpçatanlık hünerlerinin envayi çeşidini görürsünüz demiş.

Blog yarenliği veya otobüs yolculuğu farketmez. Bir vesilesiyle kazanılan ahbaplığı, dünya ahret kardeşliğe dönüştürmeye azmetmişçesine bir havaya girenler çok olur.

Keşke amaçlar dünya ahret kardeşlik düşünceleri ile sınırlı kalsa !

Mutlaka sayfanıza yaptığı yorumun karşılığını vermelisiniz. Al gülüm ver gülüm muhabbetler olmalıdır. Davetlere katılmalısınız. Katılmazsanız sizi kendini beğenmiş biri olarak görürler. Yanılgıya düşüp davete katılsanız, orada ki beylerin, bayanların gözünde tepeden aşağı muayeneden geçersiniz. Msn adresinizi, telefon numaranızı vermek zorundasınız. Yeni keşfedeceğiniz dostlarınızı tanıştırmak isteği ile eşinizi de yanınıza alıp götürseniz, bir anlık dalgınlıktan, eksik ödediğiniz hesabın dedikodusu yapılmaya başlanır. Parasal açlıklarını belli edecek fırsatlar kollarlar. İçselleştirme nedenleri tamamen aptal olmadıklarını ispat etmek amacı taşır. Müşvik ağabey/abla pozları da yadsınamaz.

Acaba ne zaman aile olduk soruları kaçınılmazdır?

Kilonuz varsa, sizin fiziki görüntünüz dillere düşer. Zayıfsanız, "0" beden olma yolunda uğraştığınızın iddia edilmiş olduğunu görürsünüz. Kimliğinizi gizleyip, nicle yazarsanız sizi çift kişilikli olmakla suçlar. Kimliğinizin saklama nedenlerini bir türlü anlamak istemezler. İşlerine gelmez, amaçları açık aramak üzerine kurgulanmıştır. Virüs gibi kanlarına işlemiştir agresif, kinci duygular.

Oysa ki konuşma karşılıklı bir insan edimi. Olur ya bazen alakalar denk düşer. Bir o söyler, bir öbürü, tatlı tatlı söyleşilir; sahiden güzel ahbaplıklara da kapı açılabilir. Ama sorgucu, samimiyet tellallarının becerisi , bu havayı karşısındakine gık dedirtmeden sadece monolog kuvvetiyle yaratabilmeliridir !

Monolog'cuları, sorguculardan ve samimiyet tellallarından ayrı, bağımsız bir olarak algıyabiliriz. Monolog'cuların bir çoğu, karşısındakinin kim olduğuyla, ne yiyip içtiğiyle hemen hiç ilgilenmeden, söylevine girişir. Yanına tesadüfen düşen yolcuya, ya da sayfasına yorum yazan insanın mesleği ya da laf olsun diye sarf ettiği bir söz, yeterli ivmeyi verir ona. Hemen beynindeki kuşkuları, sorularla sorgulamayı, kuşkuları yüzüne vurmanın savaşını vermeye başlar.

Ne yapsam, ne etsem de içimden geçen kuşkulu soruları sorsam, ya da nefreti mi kussam, kusarken de iftira mı posta' lasam. Posta' larken "boş atıp dolu tutmayı ihmal etmesem derdindedir". Başlar ve bırakmaz. Yoklayıcı sorularını sorarken uydurduğu yalanlara kendisini inandıracak kadar şaşkın ve eblektir.

Bir de nasihatçiler vardır. Öğrenciler, yani yeni yetmeler üzerinde çalışmayı severler. Kalemi saf ve iyi niyetli nesildir. Görmüş geçirmiş havalarda, sürekli anılarını yazar, anılarından yola çıkarak yaşanmış gerçek öyküler düzenler. Görmüş geçirmiş, hayatın sillesini yemiş havalarda, hayat, insanlık, yurt ve dünya sorunları üzerine ahkamlar keser. Çarşaf çarşaf yazılar yazar. Yaşanmış öykülerin girişimi ile imalı sözlerini makinalı tüfeğin kurşunları gibi sıralar.

Monolog' cuların bir çoğu, yazmak için belirli bir içeriğe ihtiyaç hissetmezler. Onlar esas itibarıyla kendilerinden bahsederler. Kimi uzun uzun derdini anlatır ki bazen sahiden içli bir hikaye de olabilir.

Kimi, nasıl becerikli ve başarılı olduğuna dair anekdotlar aktarır. Kimi aile üyelerinin hiç bir dramitk zenginlik, iniş -çıkış falan içermeyen hikayelerini sayıp döker. Kimi aile fertlerinin vefasızlıklarından nasibini almanın isyanları oynar.

Sanki bu konuda ayrıntılı bir ifade vermeye zorlanmışçasına. Sorular sorulara ne yapayım ben böyleyim, saklım gizlim yok. İçim dışım bir, şeffaflık benim inancım, yanıtlarını vermek övünç kaynağıdır.

Bazen ilginizi çeker. Enteresan hikayelerle insan hallerinden kesitlere, değişik ya da komik konuşma- ifade tarzlarını okumak. Yorum yazmak ihtiyacı hissedersiniz de ne yazacaksınız? Bazen acıyarak ibretle okumuşsunuzdur. Bazen hallerine gülüp üzülürsünüz. Bazen inceden inceye dalganızı geçmişsinizdir. Dalga geçtiğiniz bölümler gözünüze ilişmiş, sahtekarlığına şapka çıkarıp alkışlamak zorunda bile kalmışsınızdır.

Bravo bravo bu kadar da atmasyon olamaz diye tezahürat yaparsınız.

Yorum yazmadan gülüp geçtiğiniz anlar fazlalaşır.

Sonuç olarak, haydaaa " bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete" dediğiniz saatlerle başbaşa kalırsınız.

Zeka seviyesine hayranlığınızı gizlemeden, başka sayfaya veya gezilere yolculuğunuz başlar.

KESKİN KALEM...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 5403
Kayıt tarihi
: 02.02.09
 
 

Üniversite mezunuyum. Lojistik firmasında yönetici olarak çalışıyorum. Yaşam yolunun yarısını sağlık..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster