Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1825
 

Zaman üzerine serbest düşünceler

Zaman üzerine serbest düşünceler
 

Zaman Üzerine Serbest Düşünceler

Gazetelerin ve TV bültenlerinin gündemi her zamanki gibi sıkıntı verici!
Farkındalığın daha fazla acı vermemesi için, siz gelin bırakın o 3. sayfa haberlerini, ekonomik veya siyasal krizleri, kısır siyasal gündemi, savaşları ve basiretsiz insanların o yanıltıcı beyanlarını bir an için bir kenara da, daha anlamlı bir konu üzerinde hasbıhal edelim!..

Belki keyifli de olabilir!

Konumuz <ı>zaman olsun...

Çünkü zaman, sizlerin yani düşünen, zeki ve meraklı bireylerin

genç yaşlardan başlayarak üzerinde ilk kafa yorduğu felsefi bir konu.

Bizlere önceleri, ilköğretim kitaplarında zamanı, düz bir çizgi üzerinde, geçmişten gelip geleceğe uzanan bir nicelik olarak tanımlamıştılar.

Sonra lise yıllarında, daha ileri bir fizik okumaya başladığımızda; rölativite kuramını, hız-zaman ilişkisini öğrenmiştik.

Büyük hızlarda, örneğin saniyede üç yüz bin kilometre olan ışık hızına yaklaştıkça, zamanın lastik gibi sünüp uzayacağını anladık.

Teorik olarak, madde ışık hızına ulaştığında zaman ilerleyişi duracaktı…

Bu olgu o zamanlar bize çok ilginç gelmişti, ölümsüzlüğe ulaşmak gibi bir şeydi!

<ı>Bakın, Zaman isimli şiirinde,

<ı>Ahmet Hamdi Tanpınar nasıl söylemiş:

<ı>Ne büsbütün içindeyim zamanın
<ı>Ne de büsbütün dışında
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında

<ı>Yazar, bu şirinde, sanki zamanın durduğu bir noktayı tarif ediyor!

Biraz ileriye gidelim.

Artık günümüzde klasik fizik biliminin yanı sıra neredeyse bütün ünlü fizikçilerin üzerinde çalıştığı bir parçacık fiziği yani bilinen adıyla Kuantum Fiziği var.

Kuantum fiziğinin zaman üzerine kurduğu kuramlara göre, artık ışık hızının limit sınırı olmadığı, saniyede 300 000 km. olan ışık hızının üzerine çıkılan hızların da olası olduğu hipotezine artık karşı gelen kalmadığından, bu durumda

zamanı geriye doğru almak da olası diye düşünmeye başladık!

Atom altı parçacıklar zaten tuhaf şekilde yolculuk yapabiliyor, olmaması gereken yer ve zamanda ortaya çıkabiliyordu. Atom üzeri varlıkların bu yolculukları solucan deliğine adı verilen kuramsal uzay fiziği olgularında gerçekleyebilecekleri hipotezleri kurulmuştu. Üç boyutlu klasik fizik evrenini bir başka boyut olan zaman bir zarf gibi sarıyordu. Zamanın esnediği bazı şartlarda oluşan solucan delikleri sarmalının içine düşen nesnelerin zaman içinde ileri geri gitmeyi olası kuracağı düşünülüyordu.Örneğin çekim gücünün aşırı yoğunlaştığı kara deliklerin benzer sarmallardan oldukları ve öteki uçlarının paralel bir evrene açılma olasılığı yanında farklı bir zamana açılma olasılığı düşünülüyor.

Artık bu tezi ispatlayacak deneyler de son aşamaya gelmiş olup, İsviçre Cern laboratuarlarında 30 km. uzunluğundaki elektromanyetik tünel jeneratöründe ışık hızının üzerinde hızlandırılacak atom altı parçacıklar çarpıştırılarak sonucunda oluşturulacak mikro ölçekteki big bang (büyük patlama) deneyinde, atom boyutunda da olsa içinden zaman yolculuğu olası olan kurt deliklerinin oluşacağı bekleniyor!

Yani artık o bilim kurgu filmlerde izlediğimiz zamanda yolculuk olayının kapısına kadar geldi insanlık!

Kuantum fiziği, sürprizlerle dolu ve neşeli bir bilim dalı.

Ama gerçekten çok karmaşık.

Bu nedenle biz gelin onu bir kenara bırakalım ve kendi gündelik yaşamımızdaki zamanın felsefi boyutunu irdeleyelim, felsefe ve fiziği harmanlayalım:

İnsanoğlu 45 yıl önce uzaya çıktığında, ilk defa uzay ortamında izafi olsa da yüksek hızlara ulaştı ve bunun sonucunda ilk defa klasik fiziğin ölçülebilir dünyasında hız arttıkça zamanın yavaşladığı kuramının, artık deneysel olarak da ispatlandığına da şahit olduk..!

Uzay laboratuarında uzun süre kalan kozmonotların saatlerinin, yer saatine göre 1/50 oranında daha yavaş ilerlediği tespit edildi...

Bu bulgu kuantum fizikçilerinin 20.yüzyıl başında öne sürdükleri; zamanın da en, boy, derinlik gibi, bir uzaysal boyut olduğu kavramının kanıtıydı.

Yani uzayda bir cismin en, boy ve derinliği gibi bulunduğu yeri belirten koordinatlarının içine, zaman da eklenmişti. <ı>( Bu boyutlara, fiziksel olarak henüz formüle edilemese de, beşinci boyut olarak, düşünce boyutunu da eklemek gerektir. Örneğin insanoğlunun uzayda-evrende-yaşamda uzandığı boyut; algılaması, idraki, yani düşüncesi ölçüsünde bir büyüklükte olmalıdır!)

Şimdi yeni bir noktaya gelmiştik: eğer zaman kesin olarak fizik formülleri ile bir boyut olarak açıklanabiliyorsa, zamanın bir boyut olarak uzandığı uzayın/evrenin içinde, geçmiş ve gelecek birlikte(!) bulunmaktadır.

Dikkat ediniz, evrende geçmiş ve gelecek, birlikte var olduğu hipotezini öne sürüyoruz..!

Ama işte bu nokta da, kaçınılmaz olarak şu sorular ortaya çıkmaktadır:

Geçmiş ve gelecek birlikte varsa, şimdiki zaman var mıdır?

Geçmiş ve gelecek bir eksenin iki uçlarıysa, şimdiki zaman denilen şeyi nereye koyacağız?

Acaba şimdiki zaman dediğimiz şey, durmaksızın değişen, tek tek anlardan mı oluşuyor?

Acaba biz insanların <ı>zaman gerçeği; hep şimdi, şu anda yaşadığımız <ı>kısa kısa anlardan mı oluşuyor?

Acaba tasavvufçuların şimdinin üzerine dikkatlerimizi çekmek istemekle, bize vermek istedikleri mesaj nedir?

Kuantum fiziği bu konuda şöyle demektedir:

Z<ı>aman, süreksiz anlardan oluşmaktadır, her an kendi içinde bir bütündür ve bir an ile diğer an arasında sürekli bir ilişkinin bulunması zorunlu değildir.

<ı>An adını verdiğimiz zaman süresi son derece kısa, adeta sıfıra yakın olmakla birlikte tamamen sıfır da değildir. Bu çok kısa süre Kuantum kuramındaki Planck sabiti ile orantılı olup Planck zamanı olarak tanımlanmıştır. Tüm evren bu Planck süreleri arasında bir var olmakta, bir yok olmaktadır.

<ı>Mevlana:

<ı>Geçmiş ve gelecek, Tanrıyı bizim gözümüzden saklar, her ikisini de ateşe atın<ı>!<ı>

<ı>Der iken, ne demek istemektedir?

Geçmiş ile gelecek uzay boyutunda olmakla, bizim gibi ‘düşük süratle’ seyreden varlıkların hayatlarında, boyut içinde yer değiştirecek bir şey olası değilse;

Acaba, geçmiş ve gelecek konusunda, gereksiz yere zihnimizin oyunları ile boşuna mı oyalanıyoruz?

<ı>Ömer Hayyam diyor ki: Geçmiş, geleceğe; suyun suya benzediği kadar benzer!

<ı>(Hep aynı yollardan tekrar tekrar geçiyor olmamız, bu sebepten olmasın?)

<ı>

<ı>Bakın, yine eski çağ bilgesi bu konuda daha başka neler söylemiş:

<ı>

<ı>

<ı>Rubai

<ı>Geçmiş günü beyhude yere yad etme
Gelmemiş bir an içinde feryat etme
Geçmiş, gelecek bütün bunlar hep masal!
<ı>Eğlenmeye bak, ömrünü berbat etme.

<ı>

<ı>Not: Bu felsefi sorunun daha ötesini merak eden okurlara ‘Kuantum Felsefesi ve Mutluluk’(Okyanus Yayınları) adlı kitabımı öneririm.

<ı>




Cengiz Özder, Ocak 2004

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 13511
Kayıt tarihi
: 25.08.06
 
 

Amaç hasbıhal. Sohbetinden uzak kaldığım dostlarla ve yazılarımı beğenen okurlarla görüşlerimi payla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster