Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
405
 

Zaten Sizi hiç Sevmemiştim !.

Zaten Sizi hiç Sevmemiştim !.
 

Onlar sıkı dostlar. Aralarından su sızmıyor. Hele konu Türkiye ve AB olunca...


Türkiye’nin AB yolculuğunu siz de en az benim kadar takip ediyorsanız, karşılaştığımız engellerin ne olduğunun da farkındasınızdır sanırım. Bu öyle bir yolculuk ki, 1950’lerde başlayan maceramız hala devam ediyor. Hala, birliğe girebilme arzusu ve hayalini ve de gayretini taşıyoruz. Hiç bıkmadan, usanmadan..

Burada, şöyle bir soru gelebilir. Bıkmalı mıyız, usanmalı mıyız ?

Bu soruların cevabı bakış açısına göre değişir. Eğer 1950’lerden bugüne kadar süregelen olan mücadelemizde, hala birliğe girememişsek ve bundan sonraki dönemlerde dahi gireceğimiz şüpheli iken, bizden çok sonraları başvuran ülkeler bile birliğe girebilmiş ve birliğe giren çok ülkenin durumu, şuan bize göre çok çok daha iyi iken, AB çatısı altındaki devletlerin başkanları, bakanları, yüzümüze gülüp, arkamızdan pis pis sırıtıyorlarken, taviz üstüne taviz vermemiz bekleniyor, kıçı kırık güney Kıbrıs gibi bir ülke dahi birliğe giriyor ve bize karşı veto kartını sallıyorsa, sürekli bize karşı sert tavırlarını sergilemekten kaçınmayan ikiyüzlü Fransa’yı bir kenara koyun, dostumuz bellediğimiz, bizi bize bağlayan ekonomik ve tarihi değerler olan, bugün bu konumda olmasında biraz da biz Türklerin katkısı olan Almanya’nın bile bize sırtını dönmesi, her seferinde “Türkiye’nin üyeliğine Hayır, imtiyazlı ortaklığa Evet” denmesi ve sürekli bizim ülkemizi yönetmeye kalkmaları karşısında ben bu üyeliği istemiyorum.

Bizi gerçekten birliğe alacaklarına inansam, ne olursa olsun, birçok şey değiştirilmelidir. Değişen çok şeyin, bu ülkeye ve ülke insanına fayda sağlayacağına adım gibi eminim. Fakat, adı “Avrupa Uyum Yasaları” ya da “Uyum çerçevesi” ya da kriterler denilen nane, acaba kaç ülkeye gösterildi ve bunların kaçı gerçekten bunlara uyabilecek kararlılıkta ve oluşumdadır. AB’ye üye olarak kabul edilen birçok küçük devletin, Türkiye kadar ne geçmişleri, ne tarihleri, ne de sağlam devlet yapıları var. Bugün Güney Kıbrıs’ı bile bizimle aynı kefeye koyan AB, Türkiye’nin birliğe girmemesi için en çetin, en zor şartları öne sürüyorlar. Amaç yıldırmak, yıldırıncaya kadar, sürüsüyle taviz verdirmek, mağlup etmek.

Daha nicesi de var da, şimdi onları da kendimce burada sıralamaya kalksam, keskin AB kalemleri hemen yoruma sarılırlar. Ya da illaki AB diyenler bana küfür ederler. Olsun etsin varsınlar. Bir kulağımdan girer, diğerinden çıkar. Türkiye, kimilerin dediği gibi bir muz Cumhuriyeti devleti değildir. AB’nin her seferinde bizi köşeye sıkıştırdığı ve bir dizi oyunlarla bizi gerçekten istemedikleri görülmelidir. Bizim de onlara artık güvenmediğimiz ve güvenmeyeceğimiz anlaşılmalıdır. Bakın bu “imtiyazlı ortaklık” fikrini ortaya kim attı bugün bunu kimler savunuyor. Almanya Başbakanı Merkel ile Fransa’nın Sarkozy’si !.. Ama diğer üye devletlerinin de böyle düşünmediğini ve bizi gerçekten istediklerini söyleyemezsiniz. Kime güveneceksiniz. İtalya’ya mı ? Berlusconi bugün var yarın yok? Ya Belçika, Danimarka, İspanya, İngiltere, Yunanistan, Güney Kıbrıs…. Hangisi bizim leyhimizde oyunu kullanır.

Agela Merkel, başkanlığını yaptığı Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin (CDU) gençlik kolu olan ''Genç Birlik'' tarafından düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Almanya ve Fransa'nın güçlü bir Avrupa için birlikte çalıştıklarına vurgu yaparak, <ı>''Türkiye'yle imtiyazlı ortaklığa 'evet', AB üyeliğine 'hayır' diyoruz'' demiş. Bu yeni değil ki ! Aslında bunlar biraz da diplomatik tavırlar. Kafalarından geçen başka. Asıl kafalarından geçeni ise aynı toplantıda Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin Genç Birlik Başkanı Philipp Messfelder söylemiş. Messfelder yaptığı konuşmada, Türkiye'ye yönelik sert ifadeler kullanarak<ı>, ''Avrupa'nın ortak değerler temelinde kurulmasını istiyoruz. Türkiye'nin burada yeri yok'' şeklinde konuşmuş. İşte AB’nin kafasındaki Türkiye imajı ve asıl fikirleri budur.

Nazi Almanya’sı ile Napolyon Fransa’sı, yanlarına diğer Avrupa devletlerini de alarak, Vatikan’ın da desteği ile hayallerindeki Avrupa’yı ve Avrupa ordusunu yaratma arzusundalar. Peki sonra ne olacak? Cevabı gayet basit !. Bugünün tanımıyla “Avrupa ordusu”, dünün tabiri ile “haçlı ordusu” olacak. Sonrasını tahmin etmişsinizdir umarım. Dünyayı felakete sürükleyecek bir “haçlı seferleri” başlar mı, başlamaz mı? Merak etmeyin !. Bu zihniyetteki insanlar o birlikte olduğu müddetçe bu kaçınılmaz görülüyor. Öyle ki, Hıristiyanlığın merkezi olan Vatikan bile “AB bir Hıristiyan birliktir” demedi mi? Bu rüzgâr AB’ye yeter de artar bile.

Bugünkü AB devletleri Türkiye’nin dostları değillerdir. Hiçbir zaman da olmadı. Ama dost olunabilir. Fakat bunu onlar isterse…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2483
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster