​ '' Ben staj yaptım da '' / Kişisel Gelişim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '06

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

'' Ben staj yaptım da ''

'' Ben staj yaptım da ''
 

Tanışmamız on oniki sene öncesine dayanan, İstanbula ünüversite için gelip, üstün başarılar göstererek şuan aynı ünüversitde ve özel ünüversitelerde doktor ünvanı alarak öğretim görevini sürdüren ve kısa bir süre sonra Amerika yolcusu olan yakın dostumuz, arkadaşımız staj yaptığı döemleri anlatırken, hem kendi gülümsüyor, hemde bizi gülümsetiyor.

'' Sabahın körü... Yaa bu saatte uyanılır mı diyerek yataktan çıkıyorum.Annem kahvaltıyı hazırlamış, kahvaltı etmeden çıkmam ama saatin altı buçuğunda da insanın canı hiç istemiyor.. Giyiniyorum sıra saçıma geliyor, toplasam mı , fön mü çeksem diye düşünüyorum, fön makinesinin ne kadar gürültlü çalıştığı aklıma gelince saçımı toplamaya kararveriyorum. Annem '' geç kaldın ' ' diye bağırıyor..' 'Tamam anne daha bir dakikam var' ' .. kendimi apar topar sokağa atıyorum, eğer servisi kaçırırsam karşıya gitmem yarım günümü alır.. Bu düşünce beni birden spor yapmaya heveslendiriyor, ve koşmaya başlıyorum. Ana caddeye vardığımda servisin geldiğini görüyorum... Neyse bu sabah ta kıl payı yakaladık...

Serviste bendn önce binen herkes uyumaya başlamış bile, biraz sonra bende onlara katılıyorum. Servis dilenci vapuru gibi her köşeden birilerini alıyor, hele köprü trafiğine dayanıp, bayılmadan karşıya ulaşabilmek her stajyerin harcı değil.. Neyse sonuda karşıya geçip, işyerine ulaşıyoruz... Herkes yürümekte zorluk çekiyor, çünkü herkesin oturmaktan ayakları tutulmuş.. Asansörün başında bir kalabalık herkes birbirine merhabalar, iyi çalışmalar, günaydınlar, diliyor... çalıştığım kata çıkıyorum bizim bölüm de daha kimse gelmemiş, Diğerleri gelene kadar birazda masamda uyukluyorum...

Ve Hakan bey koridorun ucunda göründü.kafamı kaldırıp ''Günaydın'' diyorum ve sonra uyuklamaya devam. .Bir gözümü hafifçe aralıyorum, aslındagörülecek birşey yok.Hakan bey günlük temizliğini yapıyor, çok titiz adam.. Mehmet bey James Bond çantasıyla koşar adımlarla geçiyor.. Hani uyuyordun, nerden biliyorsun diyeceksiniz.. Rüzgarından anlıyorum.. Ve arkasında üflesen uçacak görüntüsü ile Mehmet beyin stajyeri geçit törenini tamamlıyor....

Şekerlememin arasında yüksek dolaplarla bölünmüş salonun diğer bölümünden bir ses işitiyorum.. '' Günaydın Burcuuu'' .. Eyvah... Sibel hanım geliyor.. Telaş içinde önümde duran bilgisayarı açıyorum evrakları karıştırıyorum...Ve bölüm şefimiz sibel hanım karşımda... ''Günaydın hayatım''.. Günaydın Sibel hanım yine çok şıksınız '' Sağol hayatım'' ... Şansa bakın ki Sibel hanımla masalarımız karşılıklı.. Bir süre bakışıyoruz. birbirimize gülümsüyoruz, ve sonunda'' yeter artık bilgisayarınla meşgul olsan iyi olur anlamında ki son bakışından sonra büyük bir istekle işime başlıyorum..

''Osmaaann , hani dün yüklediğin kısımları bulamıyorum''

''Sibel hanım şutaya bastınız mı? ''

''Di mi oraya basacaktım.Ne kolaymış tamam tamam bir daha seni çağırmam''

Alem kadın şu Sibel hanım, yine telefon kanuşmalarına başladı.. Ne konuştuğu anlaşılmasa da , kahkalarını sanırım diğer bölümdekiler bile işitiyorlardır..

Öğlen oldu... Yaşasın yemek vakti geldi... Oya ile yemekhaneye iniyoruz.. uzun bir kuyruk var , bu kuyruklardan sanırım hayatımız boyunca kurtulamayacağız.. Sıra bize geliyor ve ben yemeğimi alıp oturuyorum.. Oya ortalarda yok.., bir bakıyorum tabaklarını taşırana kadar salata doldurmakla meşgul.. neyse sonunda gelip karşıma oturuyor.. Bir Oya'ya birde dolu tabağına bakıyorum.. Bitirebileceğine hiç imkan vermiyorum... Ama oluyor... 15-20 dakika sonra da olsa hepsini bitiriyor.. Öğle yemeği tamamlanıyor.. Benim açımdan keyifli olan dakikaların sonuna geliyoruz...

Neyse biraz hava almak için dışarıya çıkmaya karar veriyoruz.. Hava çok güzel, güneş harika.. Yabancısı olduğum bir semtte etrafı seyrederken Oya yine gözden kayboluyor.. Şöyle bir bakındıktan sonra, seyyar kitap satıcısının başında görüyorum ve yanına gidiyorum... Oya sergideki tüm kitapların arka kapaklarında bulunan yazıları okuduktan sonra birkaçını almaya karar veriyor... Alışverişimizde yaptıktan sonra işimizin başına dönmeye karar veriyoruz artık(!)

Dışarıda ki o güzel havayı gördükten sonra işyerine dönmek zor ama ne yaparsınız görev aşkı herşeyden önce geliyor... İşte yine masamın başındayım.. Sibel hanım dışında ki herkes gelmiş.. Umarım toplantısı vardır , gelmez derken umutlarım bir kahkahayla orta yerinden kırılıyor...

Sibel hanım beni yanına çağırıyor. ''Bak hayatım sana çok önemli bir görev vereceğim'' diyor...İ çimden '' Tamam işte keşfedildim'' diye sessiz sevinç çığlıkları atarken Sibel hanım o önemli görevi açıklıyor..' 'Bu evrakların fotokopisini istiyorum, altı kopya, sonra da onları güzelce zımbala olur mu? '' ... Görev görevdir deyip doğru fotokopi makinesinin başına gidiyorum...

Döndüğümde çaycının kaçıncı servisi bilmiyorum ama her zamanki gibi masama bir bardak çay bırakmayı ihmal etmiyor... ''Pardon dah önce söylediğim gibi ben çay almıyorum, nescafe varsa varsa alırım '' diyorum.. Bu isteğimi beğenmemiş olacak ki zoraki bir gülümsemeyle kaşılık veriyor..

Öğleden sonraları daha çabuk geçiyor. En azından bölüm kalabalık olmuyor. Kiminin toplantısı oluyor, kiminin dışarıda işi.. Bende böylelikle çalıştığım şirket hakkında neler çıkmış diye günlük yazıları karıştırma imkanı buluyorum.. Ve günün sonuna geliyoruz, insanlarda sabahkinden daha büyük bir telaş var. Bende serviste yerimi alıyorum.. Bir süre sonra yola koyuluyoruz...Trafik en az sabahki kadar berbat.. Ama olsun evime , annemin nefis yemeklerine ve TV karşısında ki rahat koltuğuma doğru gidiyorum..

Ve çok sevindirici bir şey daha var... Yarın Cumartesiii......

Ona iyi yolculuklar diyorum ve Amerikada da başarılarının devamını diliyorum..

Sevgilerimle

 
Toplam blog
: 529
: 3765
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

İstanbul'da doğmuşum... Dünyalar tatlısı bir kızım var... Herkesi kolay kolay sevemem... ..