- Kategori
- Kültür - Sanat
...Sanat gezegeninde yaşam - uydularına yolculuk...
Edebiyat gezegeninin şiir - öykü - roman ya da herhangi bir uydusuna dokunmak onu tatmak solumak, içselliğinde taşıdıklarını görmek, kendi içselliğimizde var olanlarla zenginleştirmek, daha zengin daha doymuş bir içsellikle sanat gezegeninde yaşayıp, uydularına yolculuk yapmalıyız.
Nedenlerimize cevaplar aradığımız zeminler hangi doğruların ışığı altında aydınlanmakta. Hangi toplumsal kültürün temelleri üzerinde varlık bulup yaşamını sürdürmekte ve daha da önemlisi bizlerin; doğada, toplumda ve insan düşüncesindeki oluşumlara neyle nasıl baktığı ve algıladığıdır. Bu unsurlar; çok yönlü sürdürdüğümüz toplumsal ilişkilerimizin, düşüncelerimizin, toplumsal gerçekliğimizi bütün yönlerini doğru tahlillerle yargılayabilmemize özel bir önem kazandırır.
Kimi insanlar sık sık yolculuk yapar, kimileri de şartlarının gereği zaman zaman. Yolculuklar genellikle herhangi bir taşıma aracı seçilerek yapılır. Seçimini yapıp bindiğiniz araçla yola çıkmaya başladığınızda sizde yol aracıyla ve yol durumu hakkında olumlu veya olumsuz izlenimlerde oluşmaya başlar.
Olumsuzluğun yaratılması; bozuk bir yol, hatalı sürücülük ve bindiğiniz aracın özensiz ve son derece sağlıksız olması durumudur. Sizi bu şartlara sahip bir yolculuk ortamına bulaştığınıza bulaşacağınıza pişman eder ve biran önce yolculuğun bitmesini düşünürsünüz ya da gideceğiniz yere ulaşmadan yarı yolda inmeyi tercih edersiniz. Bir şiir, bir öykü veya roman vb. yazım türü hepimizi zaman zaman istemeyerek de olsa böyle bir davranışa itebilir, elimizde okumaya çalıştığımız eseri “Her neyse şimdilik kalsın.” diyerek kapatıp bir de ‘üüüfff…’ çeker ait olduğu yere bırakabiliriz.
İnsanoğlu kültürel birikimiyle ortaya çıkardığı zanaat ürünlerinin büyük bir kısmı; sistemli, programlı, planlı oldukça yoğun ve özverili uzun süren çalışmalarla elde edilir. Zenginleştirilen el melekesi dediğimiz, ustalaşma becerisinin, yetisinin sabırlı bir düşünce ve içsel hazlarla işlenip bütünleştirilip cesaretle ortaya konması, maddi ve manevi değerlerle bezenmiş insan emeğinin sanatsal yönünün inkar edilemez kanıtıdır.
Kimi insanlar tatlı ve şekerli gıda ürünlerini sever ve sıkça da olmak üzere tüketirler. Bu insanların büyük bir çoğunluğu tatlıyı tatlı olduğu için, büyük bir iştah ve zevk alarak bu eylemlerini sürdürür. Her ne kadar tatlı gıda maddelerini bilinçli ve gereken tat alma ve duyu organlarını en iyi biçimde kullanarak tükettiklerini söyleseler de söylenen yetersiz kalabilir, doğru bir anlatım ve tanıtım karşısında yetersiz kaldıklarının farkına varacaklardır.
Baklava bir tatlıdır; ama her tatlı baklava değildir.
Kaliteli ve yoğun bir emek sarf edilmeden nezih bir baklava elde edemezsiniz. Kısaca söylemek gerekirse; gerçek baklava bir şiir gibi ya da dokunup tatmaya başlar başlamaz, onun da bize bir yerlerden dokunup, saran, kucaklayan, bizi kendi dünyasının içerisine çeken, satırlarının tadına lezzetine bağlayan bir öyküye benzetirim.
Baklava için; elde edilecek hamurun yapımında kullanılacak unun kalitesi ve kaliteli bir hamur elde etmek için verilen emek, yine hamurun oklava yardımı ile açılışında özenle, sabırla sürdürülen ve ustalık becerisi isteyen hamurun açılması eylemi, yani baştan aşağı yoğun bir emek ortamına ihtiyaç vardır. Bunların yanı sıra; fıstık, kaliteli bir yağ, ustalaşmış zevklerle gerekli görülen elemanların ihtiyacı karşılayacak bir kaba özenle yerleştirilmesi, zaman ve pişirme faktörlerinin yanında tatlandırma eyleminde şerbetinin hazırlanması ve kullanılması, hangi şartlarda hangi ortamda, kaç derece sıcaklıklarda bu işlerin yapılması.
Kaliteli bir damak tadının oluşumu için gerekli dokunuşlar. İncelik, zarafet, göz albenisi vs. yapımında kullanılan malzemelerin ve iş gücünün kalitesinin ortaya çıkmasını sağlayacak bilinçli bir yaklaşım. Saymakla bitmeyecek faktörlerin hakkındaysa yaklaşık doğru bir bilgi edinmek gerekir. Kaliteli nezih bir ürüne, bildiğimiz tüm duyu organlarımız tarafından rengini, kokusunu, tadını istek, sevgi ve hazların keyfini alarak ulaşmalıyız ve yeniden daha bir güzel olanı yaratmaya çalışmalıyız.
Zanaat - emek - sanat insanın toplumsal eylemleridir. Diğer türsel canlılardan işte bu nedenle farklıyızdır. Duyularımız zanaat - emek - sanatla, insanal yaşama elverişli hale gelirler. Maddi varlığımızın, insanın öznesi (ruhsal güçleri) olarak tanımladığımız duyular içselliğimiz olurlar. İnsanal duyumlarımız, ancak kendi varoluşumuzun devamını sağlayan insansal doğanın sayesinde oluşur ve gelişir.
…TOPLUMSAL İLİŞKİLERİN YARGILANMASI MUTLAKA YAPILMALIDIR…